"MÜCADELEMİZ"

“...Afrika’da bir ceylan sabah uyandığında bir Aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir.

Afrika’da bir Aslan sabah uyandığında bir Ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir. 

Afrika’da uyanan Ceylan ve Aslan sabah kalktıklarında hiç durmaksızın koşarlar...”  

  

  Bilindiği gibi en küçük organizmadan en büyüğüne kadar tüm canlılar içinde bulunduğu ortamda yaşama mücadelesi verir. Hayatına kasteden iç ve dış olumsuzlukları ortadan kaldırmaya çalışır. Onlara karşı anlık değil sürekli mücadele içinde olur. Hayat ve mücadele içi içe bulunan ve birbirinden ayrılmayan iki önemli kavramdır.

Hayatın olduğu yerde mücadele, mücadelenin olduğu yerde de hayat var demektir.

   Canlılar yalnız olumsuz şartları lehlerine çevirirlerken mücadele etmezler. En olumlu şartlarda ve sorunsuz göründükleri bir anda bile mücadele ederler. Zira hayatın iç ve dış dinamikleri bunu gerektirir. Canlılarda anlık ihmalin bedeli kocaman bir hayattır. Gerçi yaratıcı güç canlılar için belli bir ömür tayin etmiştir. Fakat belirlenen ömrün kurallara uygun sürdürülmesi esası vardır. Bu durum özellikle insanlar için bir zorunluluktur. Zaten aslonan yaşamak, hayatını sürdürmeye çalışmaktır. Toplumlarda canlı bir organizmadır. Hepsi “ayrı bir dünya” olan insanlardan oluşur.

Mücadele tüm canlılarda da olduğu gibi insanlar arasında da kesintisiz devam etmektedir.

   Dünyanın ve tüm canlıların yaratılışından itibaren devam eden bu hareketliliğin bizi ilgilendiren kısmı da insanlararası mücadeledir. Adem peygamberden bugüne oluşan “İnsanlık Tarihi” olumlu, olumsuz milyonlarca mücadelenin özet tarihidir. Olumlu mücadeleler insanlığa ve tüm dünyaya güzellikler ve faydalar sağlarken olumsuz mücadeleler başta insan soyuna ve tüm canlı-cansız tüm dünyaya geri dönülemez zararlar ve kötülükler bırakmıştır. Savaşlar, katliam ve soykırımlar bu mücadele biçiminin en iç karartıcı örnekleridir.

   İnsanlık tarihinin tozlu sayfalarında bulabileceğimiz binlerce olumsuz mücadele örneğinin birçoğu maalesef bizim coğrafyamızda, Kafkasya’da meydana gelen kanlı mücadelelerden ortaya çıkmıştır.

    Bölgenin kıtalar arasındaki kavşak noktalardan birinin üzerinde bulunması sebebiyle coğrafyanın mazlum sakinleri Kafkasyalılar, tarih boyunca birçok vahşi ve acımasız saldırı ve işgale karşı mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Bu saldırıların bir çoğunu bertaraf eden bölge halkı, sadece 1700’lü yıllarda hızlanan Rus saldırı ve işgal sürecine direnmesine rağmen engel olamamıştır.

 Rus işgal süreci coğrafyanın gördüğü en kanlı ve en zarar vericisi işgal girişimi olmuştur.

   1864 yılında tamamlanan ve halen süren bu işgal süreci Kafkasya coğrafyasının etno-kültürel tüm güzel renklerinin kararmasına yol açmış, Kafkasya’nın maddi manevi tüm zenginliklerini yok oluşun eşiğine getirmiştir.

    Kafkasya bütün güzellikleriyle,  dini, etnik ve kültürel, renkleriyle kıyamete kadar yaşamalıdır. Bunun için direniş göstermek ve mücadele etmek şarttır.

Bu her canlının yapması gereken -ve de yaptığı-  bir öz savunma refleksidir. Bir nefsi müdafaadır. 

    Bugün dün olduğu gibi; savaşların, sürgünlerin sonucunda paramparça olan ve tüm dünyaya dağıtılan mazlum Kafkasya halkları birlik içinde, yeniden toparlanmaya ve “O eski mağrur ve güzel Kafkasyamız” olmaya çalışmalıdır.

    Bu bir var olma ya da yok olma mücadelesidir. 

 

 

 

Kaynak: Abreklerin Günlüğü, Samsun BKD Haber Bülteni, Madalyonun Binbir Yüzü, sf: 2, Sayı:4, Yıl: 1, Nisan 1998  
Samsun BKD Arşivi Samsun BKD Kütüphane Deneme "MÜCADELEMİZ"