2004 YILINDA DOĞU İLE BATI ARASINDA KAFKASYA:

GEÇMİŞ DOĞU’DA, GELECEK BATI’DA MI ?

Hasan KANBOLAT

Başkan,

ASAM Kafkasya Araştırmaları Masası,

E-Posta : Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

Türkiye’nin yakın çevresinin kuzeydoğu ayağını oluşturan Kafkasya önemli gelişmelere gebe görünmektedir. Irak, Kıbrıs ve AB gündemiyle yorgun düşen Türkiye’nin Kafkasya coğrafyasındaki tarihsel miras ve sorumluluğuna sahip çıkması ve bu bağlamda Kafkasya’daki çıkar ve hedeflerini yeniden tanımlaması gereği her zamankinden daha çok öncelik arz etmektedir.

Kafkasya, batıdan doğuya doğru bölgeyi ikiye ayıran Kafkas sıradağlarıyla Karadeniz’den Hazar Denizi’ne kadar uzanmaktadır. Coğrafî olarak, Kafkas sıradağlarının kuzeyinde yer alan Kuzey Kafkasya Avrupa kıtasın­da, güneyinde yer alan Güney Kafkas­ya ise Asya kıtasında yer almaktadır. Siyasî olarak ise Kafkasya’nın tamamı Avrupa’nın bir parçasıdır.[1] Kafkas­ya’nın Doğu ile Batı arasında bu coğ­rafî bölünmüşlüğü tarihine, kültürüne ve siyasî yapısına da yansımıştır. Sov­yet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin dağılması sonrası Karade­niz kıyılarında (Moldova, Ukranya, Rusya Federasyonu, Gürcistan) ve Ha­zar kıyılarında (Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Kazakistan, Türkmenis­tan) dört yeni devlet ortaya çıkmıştır. Moskova, Karadeniz ve Hazar’da önemli limanlarını (Karadeniz’de Odessa, Mariupul, İllisevsk, Hazar’da Baku ve Krasnovodsk -Türkmenbaşı-) kaybetmiştir. Böylece, SSCB döne­minde Karadeniz ve Hazar büyük öl­çüde Sovyet denizleriyken, günümüz­de Karadeniz Avrupa denizi, Hazar ise Avrasya denizi haline dönüşmektedir. Rusya Federasyonu içinde yer alan Kuzey Kafkasya’da özerk cumhuriyet ve bölgelerin üzerinde oluşan federe cumhuriyetler devletleşme sürecini ya­şarken, 1991 yılında elde ettiği bağım­sızlığından bu yana kimlik arayışında olan Güney Kafkasya cumhuriyetleri (Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan), Doğu (Rusya Federasyonu, Bağımsız Devletler Topluluğu, Avrasya vb.) dünyasından Batı (ABD, AB, NATO vb.) dünyasına doğru kaymaktadır. 2004 yılında da devam eden bu kayış sürecinde Güney Kafkasya cumhuri­yetleri, dış politikalarını oluştururken bir yandan Batı ile iyi ilişkiler geliştir­meye çalışmakta, diğer taraftan da Sovyet döneminde “Büyük Kardeş” olarak nitelendirilen Rusya Federasyonu’nu kızdırmamaya gayret göstererek Doğu ile ilişkilerini bozmama çabası içindedirler Bu durum, “ikili siyaset” olarak nitelendirilse de aslında, Kafkasya’nın Doğu ile Batı arasında tarih­sel sıkışmışlığını da yansıtmaktadır. Nitekim, 2004 yılı içinde Rusya Federasyonu ile Güney Kafkasya ülkeleri (özellikle Gürcistan) arasında sorun yaratan (Acaristan, Güney Osetya, Abhazya vb. gibi) konular yer alsa da ve taraflar arasında gerilimler çok hızlı bir şekilde yükselse de aynı hızla çözülmüştür. Sorunların hızlı çözümün­de siyasî unsurlar önemli rol oyna­makla birlikte tarihî ve kültürel bağlar da etkili olmaktadır.

Kafkasya’daki Doğu-Batı kutup­laşması Kafkasya’nın yakın geleceğini belirleyecek en önemli unsurlar arasında yer almaya aday gözükmektedir. Bu bağlamda, 2004 yılında Kafkasya’yı değerlendirebilmek için Kafkasyasız bir Rusya tarihi ve Rusyasız bir Kafkasya tarihinin eksik olacağı, buna karşın SSCB’nin dağılması sonrası Batı’nın Kafkasya’ya yıldan yıla daha fazla nüfuz etmesi ile Kafkasya için yeni bir tarihin yazılmaya başlandığı anımsanmalıdır. SSCB’nin dağılması sonrası yeniden şekillenmeye başlayan Kafkasya’nın güneyinde yer alan üç eski Sovyet cumhuriyetinin (Özellikle Gürcistan ve sonra Azerbaycan) Rus­ya Federasyonu’ndan uzaklaşarak Batı’ya yakınlaşmasının taktik mi yoksa stratejik bir karar mı olduğunu da ince­lemek gerekmektedir. Çünkü, stratejik bir karar olduğu takdirde önümüzdeki on yıllarda Batı’ya yakın ve Avrupa Birliği (AB) ile NATO üyeliğine ka­bul edilmiş Güney Kafkasya ülkeleri­nin olabileceği iddia edilebilir. Güney Kafkasya’daki çatışma bölgelerinin (Abhazya, Güney Osetya, Dağlık Karabağ, Azerbaycan-Ermenistan) böl­genin yapısını daha kırılganlaştırdığı, politik istikrarsızlığı artırdığı ve eko­nomik kalkınma önünde ciddi engel olarak durduğu bilinmektedir. Güney Kafkasya’da barış ve istikrarın sağlan­ması ve bölge ülkelerinin bağımsızlıklarının desteklenmesi açısından AB’nin gerçekleştirdiği çalışmalar bölgenin geleceği açısından önem taşı­maktadır. Nitekim, 1 Mayıs 2004 tari­hinde AB’nin son genişlemesinden sonra, 11 Mart 2003 tarihinde AB Ko­misyonu tarafından hazırlanan ve AB Dışişleri Bakanları tarafından kabul edilen Daha Geniş Avrupa (Wider Eu-rope-Neighbourhood: A New Frame-work for Relations with our Eastern and Southern Neighbours) programı çerçevesinde AB, Güney Kafkasya ül­keleri ile ilişkileri düzeltme yönünde adımlar atmaya başlamıştır. Daha Ge­niş Avrupa programında demokrasiye geçiş süreci, ödüllerle teşvik edilen ve Kopenhag Kriterleri benzeri koşulları yerine getirmeleri karşılığında adeta “AB’ye üyelik dışında hemen herşeyin teklif edildiği uzun bir süreç” olarak aktarılmaktadır. Teklif edilen hukukî çerçeve ise “ortaklıktan ziyade, üye­likten daha az bir dizi hakları” içermektedir.[2] 14 Haziran 2004’te Daha Geniş Avrupa programına Güney Kaf­kasya ülkeleri de dahil edilmiştir. Bu bağlamda, AB’nin Güney Kafkas­ya’da çatışma bölgelerindeki sorunla­rın çözülmesinde, siyasî ve ekonomik reformların gerçekleştirilmesinde daha etkin bir rol üstlenmesi beklenmekte­dir. AB’nin SSCB coğrafyasındaki ikinci genişlemesinin Güney Kafkas­ya’yı (özellikle Gürcistan’ı) kapsama­sı da olasılıklar içerisindedir. Söz konusu olası genişleme, Moskova’yı AB’nin Mayıs 2004 genişlemesinden daha fazla etkileyebilecektir. Nitekim, Gürcistan’da AB adaylığı artık kamu­oyunda tartışılırken, NATO üyeliğin­den ise henüz söz edilmemektedir.[3] 

Batı ile siyasî, kültürel ve ekono­mik bütünleşmesi devam eden, SSCB’nin dağılmasından sonra Doğu ile Batı arasında gidip gelen ve hem si­yasî, hem de kültürel açıdan ikiye bö­lünmüş olan Güney Kafkasya ülkeleri­nin NATO ve AB üyeliğini ciddi ola­rak düşünüp düşünmediği de tartışıl­malıdır. Çünkü, söz konusu kuruluşlara üyelik bu ülkelerde büyük ekonomik ve yapısal siyasî reformlar yapıldığı takdirde mümkün olabilecektir. Bu tür reformlar ise mevcut sistemlerin sona ereceği anlamına gelmektedir. Bu ne­denle yönetimler, oligarşi ve monarşi düzeninin egemen olduğu mevcut sis­temin yıkılmasını önlemek için re­formlara karşı direnç göstermektedir. Güney Kafkasya ülkelerinin ülke için­de siyasî, ekonomik ve sosyal alanlar­da reformlardan kaçınması Batı’yı ra­hatsız etmektedir. ABD ve AB, Güney Kafkasya cu

More in this category: « BİR POLONYA KLASİĞİ
Samsun BKD Arşivi Samsun BKD Kütüphane Makale 2004 YILINDA DOĞU İLE BATI ARASINDA KAFKASYA: