YENİ TEHDİT TANIMI VE "KOLLEKTİF GÜVENLİK" KAVRAMI

Ömer Aytek KURMEL   

Yedi Yıldız, Aylık Dergi, Yıl: 1, Sayı:2, sf:16-18, Şubat 1994.

 

Soğuk savaşın bitmesiyle beraber Kafkasya, Ortadoğu ve Balkanlar dünyanın en riskli ve geniş ölçekli bir bakışla, dünya Kuzey Kafkasyalılığının ana kitlesinin tehdit altında olması anlamına geliyor. İnceleme alanımız olarak Kuzey Kafkasya, Ürdün, Suriye, İsrail ve Kosova (eski Yugoslavya)yı ele alıyoruz. 

Soğuk savaş sırasında yaygın kabul gören "Kafkasya’nın değil diasporanın tehlikede olduğu"  varsayımı bugün geçerliğini yitirmiştir. Ancak tehdit diasporadan anavatana kaymamış, her iki kesim riske maruz hale gelmiştir. Bu kes­kin değişimin sebebi soğuk savaşın bitmesi ve Sovyetler birliği'nin dağılmasıyla ortaya çıkan yeni tabloda aranmalıdır. Sovyetler birliği'nin çözülmesiyle doğan veya Sovyetler Birliği’ni yıkan konjonktür beraberinde alt-sistem ege­menliğini getirmiştir. Yani Ülkeler veya toplumlararası ilişkileri artık Amerikan-Sovyet rekabeti değil bölgeye ve halklara ait özgün dinamikler belirlemektedir. Ayrıca, soğuk savaşın yarattığı göreli istikrar da artık mevcut değildir. Bu durumdan da en fazla, en derin çelişkileri taşıyan Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya etkilenmektedir.  

 

Neden Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya? 

Üç bölgeyi Şu ortak parantezde ele alabiliriz: Kitlesel anta­gonizmaları ve dış müdahaleleri kolaylaştıran mozaik etnik, mezhepsel, dinsel yapı; bölgesel ve küresel güçlerin iştahını kabartan doğal kaynaklar ve stratejik coğrafi konum; tarihsel gerçekleri ve bölge halklarının iradesini değil emperyalist güçlerin çıkarlarını yansıtan yapay sınırlar; rejimlerin ve uluslararası anlaşmaların çözemediği, hatta derinleştirdiği antagonizmaların hala hatırlanması ve yeniden ivme kazanması; demokrasi geleneği olmaması ve türdeş olmayan toplumsal yapının klasik demokrasiye va­rolma olanağı vermemesi.

Üçlü ortak paydayı oluşturmakla beraber Balkanlar ile Kafkasya ayrı bir bakış açısı gerektiriyor. Soğuk savaşta NATO ve Varşova paktı'nın nüfuz alanı dışında kalarak sıcak savaşlara sahne olan Ortadoğu’nun tersine Balkanlar ve Kafkasya sahte görünüşlü de olsa bir istikrar dönemi yaşamıştı. Çünkü her iki bölge de doğu kampının içindeydi; bu sebeple iki rakip ittifakın dolaylı rekabetine bile olanak vermiyordu ve sosyalist rejim baskı yolu ve en­ternasyonal kardeşlik söylemiyle herhangi bir çatışmayı mümkün kılmıyordu. Dolayısıyla sosyalizmin çöküşünün ardından Balkanlar ve Kafkasya'da patlak veren çatışmalar pek Çok insanı hayrete düşürdü. Oysa nefret ve çatışma potansiyeli her zaman vardı, sadece yapay yöntemlerle dondurulmuştu, totaliter rejimlerin uygulamalarıyla daha da keskinleşmişti, Şimdiyse -ister ideolojik ister yapısal- bu hesaplaşmaları durduracak hiçbir denge gücü yok. 

 

Dünden bugüne değişen nedir? 

Dünü soğuk savaş olarak kabul edersek şöyle bir tablo vardı:

Kafkasya'da Sovyet otoritesi iç istikrarı korumak adına çatışmalara izin vermiyordu. Bu da Sovyet rejiminin tüm dezavantajlarına karşın Kuzey Kafkasyalılara göreli bir güvenlik sağlıyordu. Ama bu gerçekte Kuzey Kafkas halk­larının ulusal taleplerine değil pax-Rusya (Rus barışı) ya hizmet ediyordu. Yine de son analizde Kuzey Kafkasyalıların güvenli varlığından söz etmek olanaklıydı. Bugün ise Rusya Federasyonu'nun üniterleşmesinden bahsediliy­or. Kafkas halkları birbirine düşman ediliyor. Bu kaosun kimin işine yarayacağı ise gayet açık; Rusya’nın. Dünden farklı olan bir nokta da Moskova’nın bu politikaları batı desteğiyle uygulaması. Soğuk savaş sırasında Moskova’yı milliyetler politikasıyla zayıflatmaya çalışan batı bugün Rusya’nın üniterleşmesini teşvik ediyor.

Diasporada ise bugün gündemi belirleyen Türk-Kürt, Sırp-Arnavut, Laik-İslamcı, Sünni-Alevi gerginliği, toprak anlaşmazlıkları, yaklaşan su savaşları, soğuk savaş onyıllarının Amerikan-Sovyet rekabetinin belirle­diği üst denge içinde çok tali planda kalıyordu. 

 

İstikrarsızlık ve Kuzey Kafkasyalılar 

Kuzey Kafkasyalılar bu tablonun neresinde? Dünya Kuzey Kafkasyalılığı’nın ana kitlesinin yaşadığı Ortadoğu, Balkan­lar ve Kafkasya'daki istikrarsızlık insanlarımızı nasıl etkiliyor? Tehdit ile ne kastediliyor? Tehdit doğrudan mı, dolaylı mı? Kim, neden tehdit ediyor? Tehdidi tek ortak paydada ele almak olanaklı mı yoksa tasnif mi edilmeli? Çözümler ne olmalı? 

Bu çalkantılı coğrafyada istikrarsızlığın birincil kurbanını zayıf halklar olacağı ve oluşacak dengenin faturasının bu insanlar tarafından ödeneceği söylenebilir. Kuzey Kafkasy­alılar bu çerçeveye oturmaktadır.

Hem Kafkasya'da hem de Diaspora da.Hem anavatanda hem diasporada yaşayan Kuzey Kafkasyalılar için tehdit fiziksel yokoluş ve/veya asimilasyondur.

Konuyu daha fazla açmak için her durumu tek tek ele alalım:  

Kafkasya

Kısa vadede tehlike katliam, sürgün, sindirme gibi şiddet yöntemleridir. Abhazya bunun tipik örneği olmuştur ancak saldırı püskürtülmüştür. Abhazya'nın fiili bağımsızlığının hayata geçirilmesine karşın benzer bir saldırının tekrarlan­maması için tüm Kuzey Kafkasyalılar direniş boyunca sergi­ledikleri tutarlılığı sürdürmelidir. Temenni etmemekle bera­ber Abhazya'nın bu defaki düşmanı daha belirgin bir gürcü-Rus ittifakı olabilir. Çünkü Tiflis'in BDT Üyesi olduğu bir konjonktür Rusya'ya Kuzey Kafkasya düşmanlığını daha net gösterme olanağı vermektedir.Bununla beraber Kuzey Kafkasyalıların Konfederasyon öncülüğündeki başarılı direnişleri düşmanlara (her kimse)­ benzeri eylemlere girişirken bir daha düşünmeleri gerek­tiğini öğretmiştir. Ancak Kuzey Kafkasya'nın yumuşak karın sayılabilecek başka bölgeleri de vardır. Kıyıboyu Şapsığ bölgesi yeni duyarlılık alanımız olmalıdır. Burada asimilasyon, sindirme ve katliam arasında çok ince bir çizgi vardır. Temel handikap Kuzey Kafkasyalı halkın azlığıdır. Diğer bir hassas bölge Adığey Cumhuriyeti'dir. Burada da de­mografik handikap asimilasyon, seçimlerde dezavantaj ve Slav unsurların şiddet eğilimlerinin caydırılamaması bağlamında gündeme gelmektedir. Ahhazya'ya dışsal saldırı olasılığı varken Adığey ve Şapsığ'ın sorunu yerel yabancı unsurların yönelttiği tehlikedir. Kuzeybatı Kafka­sya'da odaklanan tehdit biçiminin otokton nüfus azlığından kaynaklandığı görülüyor. Bu noktaya kadar Kuzey Kafkasyalı olmayan unsurların Şiddete dayalı tehdi­dinden söz ettik.

Şiddet sorununun diğer bir boyutunu ise dışsal provokasy­onlar sonucunda kardeş halklar arasında kan dökülmesi olasılığı oluşturuyor ve doğuya doğru gittikçe daha yoğun biçimde göze çarpıyor. Bu çeşit tehdit ağırlıklı olarak Ka­bartay-Balkar, Karaçay-Çerkes, Dağıstan Cumhuriyeti ve Oset-İnguş halkları için geçerlidir. Can kaybının yanında kardeş halkların yapay sebeplerle de olsa birbirine ya­bancılaşarak birlik temasının zayıflaması ve Rusya'ya müdahale olanağı vermesi olasıdır.

Fiziksel şiddet ve asimilasyondan farklı bir tehdit kaynağı da bir süredir beklenen ancak yakınlarda ortaya çıkan bir gelişmedir; yerel Cumhuriyetlerin özerkliklerinin feshi. Bu yeni durum Rusya Federasyonu içinde resmen yer alan Şapsığ, Adığey, Kabartay-Balkar, Karaçay-Çerkes, Kuzey Osetya ve Dağıstan’ı etkileyecektir. Bu durumda yerel Slav unsurlarından yerini doğrudan merkezden yöneltilmiş teh­dit alacaktır. Kuzey Kafkasyalıları üniter Rusya içinde erite­rek "güney sınırlarındaki tarihsel sorunu" halletmeye yönelik bu uygulamanın direnişle karşılaşması dolayısıyla otokton halka karşı şiddet kullanılması beklenebilir Re­formcu Yeltsin bu konuda Rusya'nın geleneksel düşmanı Batının desteğini almıştır.  

 

KUZEY KAFKASYA'DA TEHDİT BİÇİMİ  

1) FİZİKSEL 

A. Dışarıdan saldırı: Abhazya

B. Yerel yabancı unsurlarla sorunlar: Şapsığ, Adığey

C. Yerel kardeş halklar arasında anlaşmazlıklar: Kabartay-­Balkar, Karaçay-Çerkes, Dağıstan, Osetler ve İnguşlar 

2) ASİMİLASYON 

Şapsığ, Adığey    

3) ÖZERKLİK FESHİ 

Şapsığ, Adığey, Kabartay-Balkar, Karaçay-Çerkes, Kuzey Osetya, Dağıstan 

 

DİASPORA 

Konuya ülke bazında bakalım; 

Türkiye diasporasının temel ve yaygın sorunu hızlanan asimilasyondur. Soğuk savaş sonrası küresel özgürlükçü ortamın Türkiye’ye de yansımasıyla tabular sarsılmaya, etnik dinamikler devreye girmeye başladı. Öncesi olmayan bu gelişmeler yoğun olarak güneydoğu Anadolu'da ve Kürt kökenli yurttaşlar özelinde gözlendi. Bu dinamik Kuzey Kafkasyalılara yansıyabilir. Güneydoğu Anado­lu'da az da olsa mevcut bulunan Kuzey Kafkasyalı köyleri ayrılıkçı güçlerin saldırılarına maruz kalıyorlar. Laik-İslamcı ve Sünni-Alevi gerginliği de Kuzey Kafkasyalıları kaçınılmaz olarak etkileyecektir. 

Ürdün, diaspora içindeki en özgün ülkedir. Ülkeyi yöneten Haşimi hanedanıyla aşırı özdeşleşmenin getirdiği rahatlık ve kültürel olanaklar doğal asimilasyon güçlerini harekete geçirmiştir. Ancak bu özdeşleşme zararlı hale dönüşmekte, yapay asimilasyon dinamiklerini de devreye sokmakta, Kuzey Kafkasyalılar yükselen Arap milliy­etçiliğinin doğal hedefi olmaktadırlar. Yani dikkatsiz bir göze avantaj gibi görünen rejimle içiçe geçme durumu gerçekte asimilasyon ve siyasi şiddet yoluyla topluma zarar vermektedir. Zengin ve kalabalık Filistinli nüfus Kuzey Kafkasyalıların doğal ve yapay yok olma dinamiklerinin kata­lizörü durumundadır. Ortadoğu'daki her gelişme Filistin meselesini dayanak yapacağı için bu ülkede hemen yansımasını bulacak, Kuzey Kafkasyalılar da sevilmeyen Haşimi rejiminin kökü dışarıdaki destekçileri olarak hedef haline geleceklerdir. Ürdün'deki Kuzey Kafkasyalıların mar­jinaliteye kaymaları sadece yönetimin zayıflamasına bağlı değildir. Koruyageldikleri rejim tarafından da gözden çıkarılabilirler. Nitekim, hızla değişen dengeler karşısında yöneticilerin iktidarda kalmak için ödün verme zorunlu­luğu böyle bir ihtimali mümkün kılmaktadır. Zaten tahta geçmesine mutlak gözüyle bakılan Prens Hasan'ın Kuzey Kafkasyalılara sempatisi tartışma konusudur. Ortadoğu'da gittikçe daha fazla hissedilen su sorununun Ürdün’ü de ciddi biçimde etkilemesi bu ülkede yaşayan Kuzey Kafkasyalıların kaderini doğrudan veya dolaylı olarak belirleyecek­tir. Bu çalkantılı ülkedeki koloniyi katliam, Arabizasyon veya sürgün beklemektedir. 

Suriye'de yaşayan Kuzey Kafkasyalılar hükümet baskısı, asimilasyon, ekonomik dezavantaj, Arap milliyetçiliği tehdi­di ile karşı karşıyadır. Su sorunu bu ülkedeki insanlarımızı da kaçınılmaz biçimde etkileyecektir. 

İsrail'deki Kuzey Kafkasyalılar asimilasyon ve can güvenliği bakımından diasporanın en rahat cemaatiydi. Ancak soğuk savaş sonrası dinamikler onları da olumsuz yönde etkiledi. Sovyet Musevilerinin kitlesel biçimde İsrail'e yerleşmesinin yarattığı iş ve konut sorunları iki Çerkes köyünün göze batmasına sebep oldu. Ayrıca sayılarının azlığı nedeniyle toplum içi evlilik yapmakta zorlanmaları gibi kronik bir problem de hesaplarını Kafkasya üzerine yapmalarına yol açıyor. 

Kosova (eski Yugoslavya) balkanların barut fıçısı görüntüsündedir. Yugoslavya'nın dağılma sürecine girme­siyle, Sırbistan’ın içinde yer almakla beraber nüfusunun %90'ını etnik Arnavutların oluşturduğu Kosova bağımsızlık ilan etmiş ancak Belgrad tarafından tanınmamıştır. Hem Sırplar hem Arnavutlar Kosova'da etnik temizlik peşindedir; bu da Kuzey Kafkasyalıların her iki taraftan da baskı görmesi anlamına gelmektedir. Arnavut-Sırp gergin­liğinin her an çatışmaya dönüşme olasılığı vardır. Kuzey Kafkasyalılar anavatana dönmek istemekte, ancak mülklerini satamamaktadırlar. Arnavut ve Sırplar arasındaki yalnızlıklarını yanında seslerini Kafkasya ve diasporaya da duyuramamaktadırlar. Adeta diasporanın unutulmuş in­sanları görüntüsü vermektedirler.  

 

DİASPORADA TEHDİT BİCİMİ  

1) FİZİKSEL 

A.    Doğrudan saldırı:      

A1. Resmi: Kosova     

A2. Gayrı-resmi: Kosova, Ürdün, Suriye, güneydoğu Ana­dolu 

B.    İç savaşta arada kalma: Türkiye 

2) ASİMİLASYON 

A.    Kimlik: Türkiye, Ürdün, Suriye, Kosova

B.    Evlenme sorunu: İsrail, Kosova  

3) SÜRGÜN

Kosova, İsrail, Ürdün, Suriye, güneydoğu Anadolu  

 

Tespitler 

Soğuk savaş sonrasında, anavatan ve diasporada yaşayan Kuzey Kafkasyalıların maruz oldukları tehditleri ortak pa­rantez içine alırsak ortaya katliam, sürgün veya asimilasy­on tablosu çıkıyor. Bu da ana kitlenin şahsında dünya Kuzey Kafkasyalılığını küresel ölçekte varoluşla yokoluş arasında bir yol ayrımına getirmiştir. Kuzey Kafkas diaspo­rasının sayısal ve ekonomik güçsüzlük yüzünden marjinal kanatta yer alması veya yaşadığı ülkelerde özne değil nesne olması bu süreci hızlandırmaktadır. Aynı edilgen manzara anavatan için de geçerlidir; çünkü yerel yönetimler (Abhazya ve Çeçenistan hariç) halkın çıkarlarını temsil etmemekte ve kaderlerini Moskova'ya bağlamaktadırlar.

Diasporadaki tüm tehlikelere karşın Kuzey Kafkasya'nın son savunma hattı olarak ayakta durduğu soğuk savaş günleri geride kalmıştır. Anavatanın istikrarlı olması o dönemde diaspora insanına güvenlik duygusu ve umut vermiştir. Oysa bugün soğuk savaşın ardından Kuzey Kaf­kasya da tehlikededir. Çok geç olmadan yeni dengeleri okumalı ve kendimizi adapte etmeliyiz. Anavatandaki tükeniş davayı bitireceği gibi diasporanın varoluş sebebini de yok edecektir. Bu tespitimizden soğuk savaş dengelerini özlediğimiz anlamı çıkarılmasın; 1945-1985 arası dönem Kuzey Kafkasya'ya göreli bir istikrar getirmekle birlikte bölgede Moskova nüfuzunu pekiştirmek, anavatanla dias­pora, özellikle de Türkiye, arasındaki ilişkiyi felç etmek gibi kabul edilemez bir tablo ortaya koymuştur. Kuzey Kafkasya’da Rus hegemonyasını zayıflatacak bir konjonktür Mos­kova'daki merkezi yönetimin sarsılması anlamına gelecektir ki, bu durumun çok geniş bir hinterlandı etkilemesi kaçınılmazdır. Bundan da örgütsüz Kuzey Kafkasyalıların etkilenmemesi olanaksızdır. Zaten hem Kafkasya'da Mosko­va hegemonyasının gerilemesini beklemek, hem de devre­ye giren alt dinamiklerden Kuzey Kafkasyalıların etkilenmemesini beklemek saflıktır. O halde ne yapılmalıdır? 

 

Çözüm ÖNERİLERİ 

1.    Kuzey Kafkasyalıları kollektif tehdit beklediğine göre çözüm "kollektif güvenlik" konseptinde aranmalıdır.

2.    Nedir "kollektif güvenlik" konsepti? Anavatan ve diaspo­radaki Kuzey Kafkasyalıların güvenlik formasyonunu tek parantezde ele alınacaktır. Çözüm Kuzey Kafkasyalıların bir toprak parçasında biraraya gelmeleridir. Bu da ancak Kuzey Kafkasya olabilir.

Dönüş yoluyla; 

a. Diaspora Balkanlar ve Ortadoğu'da kendisini çevreleyen tehdit ortamından kurtulacaktır.

b. Bunu yaparken anavatandaki ulusal kimliği güçlendirecektir. Kafkasya ve diasporaya ayrı çözümler üretmek yerine iki sorunu birbirine destek olacak biçimde ortak parantezde ele almak daha akılcı olacaktır. Zaten soğuk savaş sonrasını soğuk savaştan ayıran temel nokta Kafkasya'nın fiziksel tehdit altında olmasıdır. Altmışlı veya yetmişli yıllarda dönüşün gerekçeleri arasında "kendinle beraber Kafkasya'yı da kurtarmak" sayılamazdı.

c. Güçlenen bir Kuzey Kafkasya, yaşamını diasporada sürdürecek Kuzey Kafkasyalılara da sahip çıkabilecek, kim­liklerini pekiştirecektir. Musevilerin İkinci Dünya Savaşı son­rasında ortaya koydukları "bir daha asla" sloganı Kuzey Kafkasyalılar için de geçerli olacak, yeni Abhazya ve Kuneytre felaketleri yaşanmayacaktır. 

3.    Peki Kuzey Kafkasyalılar tehdit karşısında tavır alacak örgütlülük ve görüş birliğine sahipler mi? Cevap ne yazık ki olumsuz. Diaspora örgütsüz, Kuzey Kafkasya'da ise halk iradesi iktidarda değil. Diaspora en kısa zamanda ulusal in­telijentsiyasını ulusal çizgiler etrafında bir araya getirmeli­dir. En ücra köşedeki diaspora cemaati bile saptanmalıdır. Bu çalışmalar artık bilimsel ve fulltime yapılmalıdır. Think­-tank biçiminde çalışacak bir enstitü veya vakıf örgütlenme biçimi olabilir. Aydınlar ülke içinde irtibatlı oldukları gibi di­aspora çapında da haberleşme şebekesi oluşturmalıdır. Ama Öncelikle tehlikenin çapı çok iyi anlaşılmalıdır. Kuzey Kafkasyalılar kendilerini toptan tehdit eden tehlikelere karşı aynı perspektiften bakabilmelidirler. 

4.    Anavatanda Konfederasyon örgütünün önemi içinde bulunduğumuz dönemde daha da artıyor. Çünkü Kuzey Kafkasya milliyetçiliğinin şampiyonluğunu yaparak kardeş halkları birbirine daha da yaklaştıracak, dış saldırılara karşı koyacak ve kardeş halklar arasındaki ihtilafları barış yolu ile çözecek tek örgüt Kafkas halkları Konfederasyo­nu'dur. Ayrıca yerel yönetimlerin ulusal çizgiye yaklaşmalarında en önemli araç da Konfederasyon'dur. Di­asporanın Konfederasyon ile ilişkileri en kısa zamanda en sağlam zeminde kurulmalıdır. Yerel yönetimler kollektif tehdit ortamından haberdar edilmeli, dönüşe duyarlı hale getirilmelidir. İsrail örneğindeki gibi Kafkasya artık diaspo­raya sahip çıkmalı, gerektiğinde sığınak olmalıdır. Bu görüş fantezi değildir; Kuzey Kafkasyalıların kurtuluşu büyük düşünmekten geçiyor. Bu yolda kademeli ilerlemek olanaklı değil. Ya hep ya hiç seçenek gibi görünüyor. Milli­yetçi yönetimler birlik özgürlük hedefini gerçekleştirecek, anavatanın kapısını diasporaya tamamen açacak, diaspora­ya sahip çıkacaktır. Halkın değil kendisinin çıkarlarını temsil eden yönetimler iktidarda kaldıkça da anayurdumuzu dış güçlere peşkeş çekecektir. Diaspora ve anavatandaki Kuzey Kafkasyalıların kaderinin temel belirleyicisi yerel yönetimlerin ne derece iyiniyetli olduklarıdır.

5.    Diasporada aydınlar ile taban kitlenin arasında fikirsel, organik ve lojistik bağlar kurulmalıdır. Karar mekanizmasının yanında yaptırım mekanizması da kurulmalıdır. Bu da güven ve fikir birliği oluşturmakla mümkündür. Bunun yolu da ulusal doğrularla halkın inançlarını uzlaştırmaktır.  

Toparlayacak olursak, soğuk savaş sonrasında dünyanın en riskli bölgesi oları Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu üçgeni Kuzey Kafkasyalıların kitlesel yaşam alanıdır; bu bölgede yaşanan çatışmalar doğrudan veya dolaylı olarak Kuzey Kafkasyalıların fiziksel güvenliğini tehdit etmektedir; dünden farklı olarak soğuk savaş sonrasında artık Kuzey Kafkasya'daki insanlarımız da tehlikededir; Kafkasya ile diasporanın sorunlarını tek formül içinde çözmek olanaklıdır ve gereklidir; acilen ku­rulması gereken ilişkiler aydın-aydın, aydın-taban, diaspora-diaspora, Kafkasya-diaspora biçiminde formüle edilebilir.

Ve bütün bu çalışmaların fikirsel içeriğini kuzey Kafkas milliyetçiliği; aramızda ayrım yapmamak, birbirimize güvenmek ve ulusal iddialarımızı canlı tutmak oluşturmalıdır. Tehditlerle dolu yeni or­tamda Kuzey Kafkasyalının en yakını yine Kuzey Kafkasyalıdır. 

 

Samsun BKD Arşivi Samsun BKD Kütüphane Makale YENİ TEHDİT TANIMI VE "KOLLEKTİF GÜVENLİK" KAVRAMI