SOVYETLER BİRLİĞİ’NDE ETNİK AZINLIKLARIN EĞİTİMİ

M. Mobin Shorish

Sömürgecilik ve Eğitim   

Haz: Philip G. Altbach Gail P. Kelly,   Çev: İbrahim Kalın, İnsan Yayınları, Sayfa: 9-34. İstanbul,1991.  

 

SSCB’deki ulusal azınlıkların eğitimi üzerine Batı’da pek az eserin yayınlanmış olması şaşırtıcıdır.[1] Diğer çok etnikli toplumlarla sosyal ve politik ilişkisi bulunan Sovyetler Birliği’ndeki etnik azınlıklar eğitimcilere büyük zorluklar çıkarmışlardır.

SSCB’deki nüfus, birçok dilleri ve lehçeleri konuşan, din ve diğer sosyal, kültürel özelliklerle birbirinden ayrılan yüzden fazla etnik gruptan oluşmaktadır. Dünyanın en büyük ülkesine yayılan ve bir bayrak altında toplanmış bu kadar çok çeşitli nüfusa resmi eğitim sağlamanın lojistik problemleri (örneğin derslik malzemeleri, öğretmenler, okul binaları...) çok fazladır. ‘Herkese eşit eğitim’ fırsatı hazırlamak Sovyet yetkililerini inatla meşgul eden bir konudur, ideolojik, politik ve ekonomik zorunluluklar, nüfusun, eğitim araçlarıyla genel homojenizasyonunun sağlanmasına yardım eder.[2] Yüksek eğitimde Özbeklerin ulusal varlığı, indekslerde, 1928’lerde, % 11.1’den birinci beş yıllık planın sonunda % 33’e çıkmıştır. Daha sonra 1959’da % 76 ya[3] 1970’de % 84’e[4] varmış, son yıllarda da artmaya devam etmiştir.[5] Diğer ulusların eğitim oranlarında da benzer artışlar meydana gelmiştir. Sovyet dönemi boyunca (sayfa: 9) bazı ulusal azınlıkların eğitimdeki başarılarının etkileyici olmasına rağmen aynı şey diğer azınlıklara sağlanan eğitimin kalitesi için söylenemez. SSCB’nin gerçekleri (totaliter devlet sistemi) Büyük Rus şovenizmi ve milliyetçiliği, merkezi hükümetin Rus olmayanlara karşı güvensizliği ve Ruslardaki gücün tekelci olması, azınlıkların eğitimde başarı ve ideolojik zorunlulukların gerçekleştirilmesi (sonuçta her şeye kabiliyetli enternasyonalist, hümanist ve iyi bir komünist olan Sovyet insanları ile sınıfsız bir toplumun kurulması için ilerleme) gibi istek ve beklentilerini körleştirmiştir.

Nüfus istatistikleri, Rus olmayanların (özellikle Müslümanların) tarafını tutuyor. Bu yüzyılın sonunda SSCB’nin Rus olmayan nüfusu çoğunlukta olacak.[6] Rusların (çoğunluk ve kültürel bakımdan hakim grup ve etnik azınlıkların aralarında süren çekişmeye dayalı ilişkinin etkisiyle azınlıklara sağlanan eğitimin çeşidi ve SSCB’de gücün dağılımı sorunları yüzünden Sovyet sosyal sisteminin geleceği çok tehlikeli bir hal almıştır.

Bu bölüm etnik azınlıkların eğitimi üzerine yoğunlaşmakta. Bugünkü Sovyet eğitiminin ana amacının 1917’den önceki Çarcı eğitime göre çok az değiştiğini iddia etmekte ve Rus olmayanların kültürel olarak Ruslaştırıldığını içermektedir. Bunu açıklamak için bu bölüm, Çarcı ve (Türkistan’daki Müslümanların eğitiminde) Sovyet sömürü politikasını incelemekte ve tartışmakta; bu tür politikaların çarpışmalarına değer biçmektedir.[7] 

 

Çarcı Sömürge Eğitimi

Çarcı uzmanlarca 1850 ve 1917 arasında geliştirilen iki tip okul vardır: Birisi sömürgecilerin çocukları, diğeri yerli ve Rus olmayan nüfusun çocuklarının eğitimi için kurulan yerel Rus okulu. (Russkotu zamnaya shkola) (Sayfa: 10)

Her iki tip Çarcı eğitim de (yerel Rus okulları ve sömürgecilerin çocukları için) ondokuzuncu yüzyılın ortalarında Rusların Türkistan’ı işgalinden önce Müslüman Tatar toplumunda uygulanmıştı. Bu Rus okulları 18 ve 19. yüzyıl boyunca İslami eğitim merkezlerinin en büyüklerinden biri olan Kazan’da İslami eğitime alternatif olarak kurulmuştu ve Müslüman Tatarları Hıristiyan-Ortodoks mezhebine döndürmeye çalışmışlardı. Kazan Kilise Akademisinin bir dalı olarak “İslam Karşıtı Misyonerler Bölümü” bu amaçla kurulmuştu. Akademinin diğer dalları, Ortodoks dininin ibadetleri ve incilin, yerel Müslüman dillere çevrilmesi, dahası Müslüman toplumlara gönderilmesi için öğretmen eğitimiyle hizmet veriyordu. Rus eğitiminin amacı önceki Rus misyonerlerinin yazılarında da ayrıntılı olarak belirtildiği gibi, imparatorluk içinde Rus olmayan nüfusun Ruslaştırma işlemini hızlandırmaya yardım etmekti. Bu yüzden Rus dilinin öğretimi ve Rus kültürünün diğer yönleri, Rus olmayan toplumlardaki tüm Rus okullarında öne çıkartılmıştı.

Tamamen teknik cinsteki bir Rus tipi eğitim çok kısıtlı seviyede olmasına rağmen Orta Asya vahalarının, Rusların eline geçmesinden bir kaç yıl önce Omsk ve Orenburg şehirlerinde daha önce uygulanmıştı. (Omsk-Orenburg: Şimdiki Rus Sovyet Federal Sosyalist Cumhuriyetinin en önemli şehirlerindendirler. Sırasıyla, Kazak steplerinin kuzey ve batı sınırlarında yer alırlar.

Kazak stepinde misyoner eğitimin gelişmesinden önce, bir askeri okul 1825’te Orenburg’da kurulmuştur. 1825’ten itibaren, burada çeşitli tipte (hemşirelik gibi) birçok okul açıldı. 1850’de 7 yıllık bir okul, tercümanlık eğitimi için kuruldu.[8] Bu okullara rağmen Kazak çocuklarının çoğunluğu Tatar mollalardan eğitim gördükleri mekteplere gittiler. Kur’an eğitimi verilen okullarda Tatar dili ve kültürü ile İslami esasları öğrendiler. Tatarlar bu alanda yeni değildi. Uralların doğusundan Slav göçmenleri gelmeden uzun zaman önce, Tatar tacir ve mollaları  tüccarlık ve vaizlik yapıyordu. Kendileri ve yerel (sayfa: 11) Müslümanlar arasında aracı olarak Tatarların Ruslar tarafından sistematik bir şekilde istihdam edilmesi, steplerin sömürgeleştirilmesi, Çarcı hükümetin sabit politikası haline geldiğinde başladı.

Sömürgeleştirmenin ilk dönemlerinde Ruslar, Tatarlar ve Kazakların aynı kültürü paylaştıklarını düşünüyorlardı. Tatarları, hükümet idaresi işleri ve işgal edilmiş alanlardaki okullarda öğretmenlik görevleri için tutmuşlardı. Kazak steplerindeki Müslüman Tatarların çoğu, aralarında Il’minski’nin de bulunduğu birçok Rus eğitimciden hoşnut değildi.

Kazak üniversitesinde ilahiyat ve dilbilim profesörü olan N.I. Il’minski muhtemelen Uralların doğusundaki Rus eğitimi üzerinde, o zamanki Rus eğitimcilere göre daha büyük bir etkiye sahipti. Hıristiyan Ortodoks inanışının bir misyoneriydi ve eğitimi Müslümanların dinlerini değiştirmesi için kullanıyordu. Şu sözüyle ünlüydü: “Ortodoks dini Rus olmayanlarca kabul edildiğinde... bu onları Ruslara daha çok yaklaştıracak; öncekiler eski Hıristiyanlar, kendileri ise Hıristiyanlar olarak.”[9] Kutsal Kilise Meclisinden Pobedonostsev de onu destekliyordu. Il’minski, Perm’li Stefan’ı (14. Yüzyılda Fin kabileler için alfabe yapan adam) izleyerek aralarında Tatarların da bulunduğu Rus olmayanlar için alfabeler çıkarttı.[10] Aynı zamanda İncil ve birçok ilahiler de Rus-Slav harfleriyle yazılan yerel dillere çevrildi. Rus tipi eğitimin katı bir şekilde Kazakistan’da yerleşmesi Il’minski ve İbrahim Altınsarın (1879-89’da steplerdeki okullarda müfettişlik yapan bir Kazak) direktifleri altındaydı.

Kazak steplerinde geliştirilen eğitim Rusya’da bulunan eğitimden farklıydı. Steplerdeki yerel Rus okulları Il’minski’nin metotlarıyla idare ediliyordu. Dersleri bazı tabii bilimleri, aritmetiği ve yüksek dozda Ortodoks dinini içeriyordu. Bu stepteki ilk Rus okulları Orta Asya’daki izleyicileri gibi tercümanlık ve diğer idari işlerde çalışacak insanlar yetiştirmekle görevliydi. Bu öğrenciler mezun olduklarında Rus kültürünün kendilerinkinden çok daha üstün olduğunu takdir edecek kadar Rus (sayfa: 12) yaşama biçimini tanıyorlardı. Bu en azından Rus eğitimciler tarafından umuluyordu. Tüm Rus eğitimcileri ve devlet yetkilileri, yerel Müslümanları (ve diğer Rus olmayanları) Rus kültür ve uygarlığına daha da yakınlaştırmak için bu eğitimin gücünün bir mıknatıs gibi çekici olduğuna inanmışlardı.[11] 

Hem İslami hem Rus eğitim çalışmaları steplerde kısıtlıydı. Çok az sayıda belki de, ilkokul çağı çocuklarının % 2’sinden azı, yüksek dereceli okullara kaydolmuştu. Bu kısmen, Kazaklardaki büyük çoğunluğun göçebe olmasındandı. Mektep ve yerel Rus okulları gibi sürekli eğitim kurumları kurmak zordu. Sadece şehirlerde Orenburg ve Turgay gibi özellikle büyük şehir merkezlerinde mektep ve Rus okulları gelişebiliyordu. Orta Asya ve Kazakistan’da göçebelerle gezen “gezgin mollalar” da vardı ve bunlar çocuklara günlük ibadetlerdeki hareketlerin esaslarını öğretiyorlardı.

Rus okulları, Rus Ordusu ve Slav köylülerini (Ruslar, Ukraynalılar, Beyaz Ruslar) steplerden güney yönündeki Orta Asya vahalarına doğru takip ettiler. Steplerdeki Kazak göçmenleriyle karşı karşıya gelindiğinde Orta Asya’daki -toprak yayılımı olduğu kadar- eğitim yayılımının problemleri de bu sömürücülerin karşılaştıklarından çok farklı bir hal aldı. Ruslar Orta Asya’da daha önce kurulmuş yerleşik çiftçi ve esnaftan oluşan ve yüksek, gelişmiş bir İslami kültür ve geleneğe sahip ulusal devletle karşılaştılar.[12] Bu yüzden Il’minski’nin umduğu gibi Müslüman çocuklarını Rus okulları için avlama görevi, Kazak çocuklarını okula kaydetmekten daha kolay değildi.

Genelde Müslümanlar, Rus okullarının İslam’dan Hıristiyanlığa döndürme aracı olarak kullanılması sebebiyle çocuklarını bu okullara kaydettirmeyi reddediyorlardı. Bu korku gerçekte Müslüman cemaatin tüm tabakalarında vardı. Çünkü Rus kanunları, Ortodoks Hıristiyanlığın öğretimini bütün Rus eğitiminin bir parçası yapmıştı. Müslümanlar aynı zamanda kendi İslami kültürlerinin Ruslardan üstün olduğuna inanıyorlardı. Bu yüzden istilacıların kültürlerinden kazanacakları (sayfa: 13) hiçbir şey olmadığını biliyorlardı. Şüphesiz yerel köylülerin topraklarının ara sıra Ruslarca gasp edilip göçmen Slavlara dağıtılması Orta Asya’daki Rus, Müslüman ilişkilerini yumuşatıcıydı.

Rus sömürgecilerin Orta Asya’ya yönelik genel politikaları “devletçiliğin ilk Ruslarını boğmak”, dinlerin gelişimini kontrol etmek, onları cehalet içinde tutmak ve son olarak olabildiğince Ruslaştırmaktı.[13] Türkistan askeri valisi (1867- 1862) General Kostantin Petroviç Von Kaufma’a göre İslam ve İslami okullar Ruslaştırma ve Hıristiyanlaştırmaya engel oldukları için, savaşılması gereken şeylerdi. Fakat o sıralarda bu İslami kurumlara direk saldırı askeri ve politik açıdan pahalıya mal olabilirdi.[14] Bunların yerine Kaufman, hem İslam’ı hem de okullarını görmezlikten gelmeye çalıştı:

“Hiçbir hükümet koruması olmadan, tüm idarenin ve yönetimin serbest bırakılması, ana babaların çocuklarını buraya göndermeye zorlanması için her şeyden mahrum bırakılmaları, Müslümanlar için Rus hakimiyeti altında tamamen yeni bir pozisyondur ve bu onlar için uygun, bizim için çok büyük avantajlara sahip bir durumdur.” [15]K

aufman, bir gün bölgede İslami okulların yerine Rus halk okul sistemini yerleştirmeyi umuyordu. Ruslar ve yerel halk beraber eğitilebilir, aynı kurallara uymaları sağlanabilir, hiç bir dini farklılık olmadan hem Ortodoks hem de Müslümanlar, Rusya’ya yararlı vatandaşlar haline getirilebilirdi.[16] 

Rus eğitiminin üstünlüğüne Kaufman, fazlasıyla inanıyordu. Özellikle işgal edilmiş topraklarda politik ve ekonomik sistemin ekonomik başarı ve sosyal hareketlilik getirebileceğini düşünüyordu. Sonuçta yerel Rus okulları, yerli çocuklardan potansiyel öğrencileri etkilemek ve kendine çekmek için kuruldu.

Bu yerel Rus okullarının ilk amacı devlette önemsiz mevkilerde memur olacak ve yerel bir tercüman kadrosu kuracak (sayfa: 14) insanlar yetiştirmekti. Bunlar bir yana Ruslar, Orta Asya’da 1917’de % 3’te kalan okur yazarlığı artırmak için çok az şey yapmışlardır.[17] Bu okullar Il’minski’nin Rus olmayanların eğitimi için yaptığı tekliflerine uyuyor olabilir. 1870 kanunları ile resmileşen Il’minski’nin teklifleri, kısmi nüfusun sınıflandırılmasına dayalı şu formülle düzenlendi:

1- Rus olmayan milletlerde (tüm Orta Asyalılar), kendi dilleriyle öğretim yapılmalıdır.

2- Ruslar, Ukraynalılar ve Beyaz Ruslar gibi Ruslaştırılmış insanlar Rus sayılacak ve okullarında Rusça’dan başka bir dile dönmeleri yasaklanacaktır.

3- Eğer Ruslar da varsa, okullar karışık olacak, hem Ruslar hem yerli çocuklar okula alınacak. Eğitim dili Rusça olacak, yerli öğretmenler bu tür okullarda ders verebilecek, ama önemli durumlar hariç, yerel dil kullanılmayacaktı.[18] 

Batı Türkistan’da ilk yerel Rus okulu, Taşkent’in 100 mil kuzeyindeki Çimkent’te, o zamanki mevcut Kazak Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde 1874 yılında kuruldu. Burada ilk defa 40 yerli çocuğun kaydı yapıldı. Okul Arap grameri öğretimi için bir yerliyi ve Rus dili için de Orenburglu bir Kazağı kiraladı.[19]

Taşkent’in 1865’te Rusların eline geçmesinden itibaren, ilk yerel Rus okulunu açmak yaklaşık 20 yılı almıştı. Bu ilk okul, zengin bir Özbek tüccarın evinde ve sadece 39 Özbek çocuğu ile, 19 Aralık 1884’te açılmıştı.[20] Orta Asya üzerine ilk oryantalist yetkili bir Rus olan V. P. Nalivkin, okulun ilk müdürü oldu. Nalivkin okulu şöyle anlatır:

Kırsal kesim, çocuklarını yeni Rus okuluna vermeyi reddetti. Yerel yönetimdeki yetkileri nedeniyle ‘saygın, toplumda etkili’ olan yerliler bile çocuklarını buraya göndermek istemediler. Çocukların bir kısmı (belli bir miktarda olmaları emredilmişti) köy yaşlıları ve başkanlara kişisel olarak güvenen bir sürü ailenin, küçük çocuk gruplarından zorla alınmış, diğer kısmı da fakir kesim arasından seçilmişti.”“Taşkent’te okul, hükümet huzurunda açıldı. Çocuklar erkenden kalkıp buraya geliyor, tatil günü gibi giyiniyorlardı. (sayfa: 15) Bazılarının dudakları sararıyor, korkudan titriyorlardı,  sonradan çocuklar döndü fakat, çocukların kritik bir anda kaçmasından korkan yetkililer kapılara ‘çaigit’ler yerleştirdi. Okula yakın evlerin çatı katlarında yüzlerce yerli kadın oturuyordu. Devlet adamları geldiklerinde etrafları hemen yardakçılarından oluşan etten bir duvarla çevrildi. Sonra minnet ve şükranlarını, halka olan bağlılık inançlarının (adet olarak) beyan edilmesi için ağızlarını açmayı güçlükle başardılar; çatılardan inanılmaz bir uğultu yükseliyor ve anneler, kızkardeşler, büyükanneler ve geleceğin Rus dili öğrencileri cenazelerde yaptıkları gibi bağırıyorlardı. Devlet adamları rahatsız olmuştu, fakat ‘çaigit’ler şaşkın kadınları hemen uzaklaştırdılar ve düzen yeniden sağlandı.” [21] 

Rus eğitiminin yeniliklerine karşı katı direnişleri ve yerel Rus okullarına karşı tepkileri yüzünden, işgal hükümeti, önce Çarcılarla sonra da Sovyetlerle olan bir dizi anlaşmanın ilki olarak, daha yatıştırılmış ve uzlaşmacı eğitim politikaları izlemeyi kabul etti. Birçok okulda Arapça ve İslam inancının öğretim İslam mollalar kiralandı. Bu, Çarcı eğitim bakanlığının 26 Mart 1870’de aldığı, okullarda şeriat hariç herhangi bir İslami konunun öğretimini yasaklayan kanuna tersti.[22] Tabi ki bu 1870 Kanunu bakanlıktan sorumlu eğitimcilerin İslam hakkındaki aşağılayıcı tutumlarını ve gençlerin eğitimi hakkındaki bilgi seviyelerini yansıtır. İlk olarak, hiç kimse, bu okullardaki ilkokul çocuğundan şeriatı meydana getiren karışık kanun düzenlerini öğrenmelerini bekleyemez. Bu Amerika’daki ilkokul çocuğundan anayasa kanunları üyesine master yapmasını beklemeye benzer. İkinci olarak, İslami kanunları, İslam inancından ayırmak mümkün değildir, hepsi pratik amaçlıdır, bir ve aynıdır.

Bu Rus okulları iki dilde öğretim yapıyordu. Rusça yabancı dil olarak öğretiliyordu. Bu okulların müfredatı genelde Rusya’daki ilkokul müfredatlarıyla benzerdi.[23] Farklılık, Grek klasiklerinin öğretilmeyip, onun yerine bazı İslami konular ve yerel dillerin öğretilmesinden ileri geliyordu. Orta Asya ve (sayfa:16) steplerdeki hayatta “Grek klasikleri” gereksiz olacağından bu konu derslerin dışında bırakılmıştı.

Buna rağmen, bu yeni okullara harcanan çabalar tekdüze, ilgi çekici olmayan eğitim metotlarıyla dengelenmiştir. Adına “çeviri metodu” denilen yöntem kullanılmıştır. Bu metodda, her ders parçası yerel dile veriliyor, bunu Rusça’daki özdeş ifadesi takip ediyordu. Tahtaya ilk önce yerel dilde, Rus harfleriyle kelimeler, sonra da Rusçası yazılıyordu. Bu metot, Kazak bölgesindeki okullarda kullanılan “Il’minski sistemi”ni uyguluyordu ve öğrenciler, konuşma yeteneğine sahip olmadan, Rusça’yı mekanik olarak öğreniyordu. Altı-yedi yıldır okulda olanlar bile Rusça’yı anlamıyor, konuşamıyordu.[24] Eğitim seviyesinin düşük kalitede olmasından kısmen de olsa, yerel Rus okulları için ayrılan fonun az olması sorumluydu. uygun olanaklar ve kaliteli öğretmenler bulmak oldukça zordu. Daha da önemlisi, yeterli maddi kaynaktan yoksunluk, bu okulların imparatorluktaki diğer Rus olmayan topluluklarda yayılmasına ve büyümesine engel oluyordu. Gerçekte Orta Asya’daki yerel Rus eğitiminin gelişmesi ve yayılması bir dereceye kadar imparatorluğun diğer bölgelerinde eğitim gelişmesi ve yayılmasıyla da bağlantılıdır diye düşünebiliriz, imparatorlukta, ilk eğitimin finanse edilmesi hemen her zaman köylülere bağlıydı.[25] Orta Asya’da köylülerin bir çoğu bu tür amaçlar için vergi toplanmasına iyi gözle bakmıyordu. Bu yüzden hükümet düzenli olarak yerel Rus okullarına yardım ediyordu. Örneğin, 1913’te Türkistan Toprak İdaresi, bütçe gelirinin yalnızca % 1.84’ünü eğitime ayırırken, yaklaşık % 65’ini ordu ve polisin ihtiyaçlarına ayırmıştı.[26] İnayatov ise, yerel Rus okullarının gelişimi ve korunması için eğitime tahsis edilen miktarın sadece 1/4’ünün harcandığını; geri kalanın toplumdaki seçkin Rusların kültürel ihtiyaçları için kullanıldığını iddia ediyordu.[27]

Tüm imparatorlukta, Halk Eğitim Bakanlığının eğitim için yaptığı harcama 1865-1866 yılları arasındaki devlet bütçesinin % 2’si civarında idi. Aynı dönemde ilk eğitim için ortalama yıllık harcama 1.5 milyon ruble olarak hesaplanmıştı.[28] Yerel Rus (sayfa: 17) okullarındaki artış çok yavaştı. Taşkent’in bulunduğu Siriderya’da sadece 14 yerel Rus okulu vardı ve bunlarda 1896’da en fazla 400 öğrencinin kaydı vardı.[29] Ekim devriminin öncesinde, okulların sayısı 65’e çıkmıştı. Toplam öğrenci sayısı ise 3400’e yakındı.[30]

Siriderya’daki okulların müfettişi S. M. Gramenistki’nin başlattığı ‘eğitim metodundaki bazı reformlar’a rağmen Orta Asya’da eğitimin kalitesinde önemli bir artış meydana gelmedi. Birçok öğrenci Rusça’yı öğrenemedi ve diğer konularda da uzmanlaşamadı. Bu yüzden çok az öğrenci okullara kaydoldu ve çok azı mezun oldu. Örneğin Khrugh’daki okulda 1910’da en fazla onsekiz öğrenci vardı. Huand (Leninabad)’daki okulda ise 1894-1917 arasında mezun olanların toplam sayısı 19 kişiyi geçmez. 1917’de kapanmadan önce Ure Teppa’daki okul da bir kişilik farkla mezun verdi.[31] 

Yaklaşık bin yıl önceki Şamanist eğitimle ve daha sonraki Sovyet eğitimiyle karşılaştırıldığında Orta Asya’daki Çarcı eğitim çok kısıtlı ve yetersizdi.

1896’da Taşkent Erkek Yüksek okulunda 327 öğrenciden 10’u; kız yüksek okulunda ise 377 öğrenciden 8’i yerli idi. 1879’dan 1904’e 25 yıllık dönemde Taşkent öğretmen yüksek okulunda çalışmalarını tamamlayan 415 öğrenciden sadece 65’i yerli idi.[32] 

Yerel Rus okullarına ek olarak Orta Asya’da, yerleşik ve göçmen Avrupalı çocuklar için de okullar vardı. Bu okullara yapılan kayıt, imparatorluk genel ortalamasından fazla idi. Bunun sebebi okulların bulunduğu şehir merkezinde oturanların çoğunluğunun devlet bürokratları, askerlik ve ticaretle ilgilenen kimseler olmasıydı.

Asya’nın başka bölgelerindeki diğer Avrupalı sömürgecilerin tersine bir çok Rus sömürgecisi 19. yüzyılda Orta Asya’da kaldı. Bunun sebebi Bolşevik devrimi öncesi ve sonrasındaki olaylarda Orta Asya’daki Rus eğitiminin ve Rus yerleşiminin (sayfa:18) büyük bir öneme haiz bulunmasıydı.

Yerel Rus okullarının, yerli nüfustaki etkisine değer biçmek zordur. Belki de, verilen yerel Rus eğitimi en iyi Pierce tarafından anlaşılmıştır. “Birkaç yüz tercümanın, memurun ve tüccarın eğitilmesi Il’minski’nin kafasındaki Kazakları, Çar’a bağlı Ruslaştırılmış insana dönüştürme planına uygun değildi. Aynı zamanda, Von Kaufman’ın Özbekler için düşündüğü şey de başarılamadı. Düşündüğü, ‘kasıtlı ihmal’ politikasıyla Özbek okullarına ilgi göstermeyip, yerine Rus okulları veya Rusların Özbek yerel kültürünü modernize ederek dış görünüşleriyle de kendilerine daha yakın yerliler ve Ruslardan oluşturmak istedikleri enstitüler kurmaktı.”[33] 

Fakat Orta Asya’daki Çarcı eğitim son yirmi beş yıllık dönem boyunca Ruslar için tercüman olmaktan daha çok işe yarayan bir kaç yerel entelektüel de yetiştirdi. Bunlar Rus bilim, teknoloji ve edebiyatını içlerine sindirdiler. Ruslar Osmanlı imparatorluğunun Jön Türkler vasıtasıyla Batının politik, sosyal ve ekonomik ilerlemesinden ve Müslüman dünyadaki sorunlardan haberdar oldular. Yakın ve Ortadoğu’da Osmanlı İmparatorluğunun sonunu getiren Jön Türkler hareketine, İran’daki Anayasa devrimine, İngilizlerin Afganistan’daki sıkıyönetime karşı katı muhalefetin, Hindistan alt-kıtasına ve özellikle de Mısır başta olmak üzere bazı Arap ülkelerine dikkat edilmelidir. Rusya’daki Müslümanlar arasında bu reform hareketleri “yenilik hareketi”nin gelişmesine yardımcı oldu. Şehirli aydınlar ve tüccarlardan oluşan “Yenilikçiler”, kendi topraklarının sömürgeleştirilmesine tepki olarak Batılı okullardaki derslere benzeyen bir eğitim sistemi başlattılar. Kendi eğitim sistemlerine de, o zamanın ilahiyatçı ve dogmatik, geleneksel İslami eğitim (usul-i kadim)’in karşıtı olarak “yeni metod” (usül-i cedid) adını taktılar. Sovyetler, gücü ellerine geçirdikten sonra, yenilikçilerin bir kısmı İslamcı, bir kısmı milliyetçiydi.[34] Daha sonra eğitim de dahil olmak üzere tüm İslami kurumları kanuni haklardan mahrum ettiler. Aynı şekilde Sovyetler, milliyetçilik işareti gösteren veya SSCB’den ayrılmak isteyen (sayfa.19) diğer milliyetler (Ruslar da dahil) harekete geçtiler. Birkaç aylık dönemde, Sovyetler diğer uluslar (Buhara ve Hive’deki amaretler gibi), arasındaki birçok dostluk ve saldırmazlık anlaşmaları SSCB tarafından tek taraflı olarak bozuldu ve toprakları ilhak edildi.

Yeni Sovyet sistemi, komünizme geçiş basamağı olarak sosyalizmin kurulmasını kolaylaştıracak sosyal düzenlemeler oluşturmayı amaçlıyordu. Sosyalizm dönemi boyunca; birçok etnik Sovyet grubu birbirleriyle biyolojik ve ruhsal olarak kaynaşacaktı. Bu tür bir toplumun oluşturulmasında eğitimin rolü, başından itibaren ortadaydı. Umulduğu gibi, en geniş anlamıyla eğitim, sosyalizmin gelişmesinde en önemli rolü oynayabilecekti. Sonraki komünizm döneminde de etnik ayrılıklar ortadan kalkacaktı. 

 

Sovyet Eğitimi[35]

SSCB’de eğitime yapılan yatırım, ekonomik, politik ve ideolojik temellere dayanmıştır ve bu hala böyledir, işgücü üretimine yapılan yatırım yardımı olarak eğitimin rolünün sistematik bir biçimde araştırılması 1920’lerde Sovyet ekonomisti Stanislav Strumilin tarafından yapılmıştı. Daha sonraları Strumilin şunları yazdı: “Uzun zaman önce, bizler şu sonuca vardık: Ülkenin kültürel seviyesini artırmak için harcanan devlet bütçesi, sermaye harcamaları gibi üretimin teknik olarak yeniden yapılanması için yapılan harcamalarla beraber göz önüne alınmalı ve ekonomimiz için arz ettiği öneme göre de eşit tutulmalıdır.”[36] 

SSCB’nin ilk eğitim bakanı olan V. Lunacharski de genel olarak eğitimle ekonomik gelişme arasındaki olumlu etkileşimin farkındaydı: “Eğitim ve endüstrileşme, eğitim ve ekonomi, birbirinden ayrılamaz... Bir ve aynı konudurlar... Endüstrinin daha da ilerlemesi, sadece teknik eğitime değil, genel eğitime ve (sayfa: 20) okuryazarlığa da bağlıdır.”[37] 

Şu da belirtilmelidir ki Sovyetler, eğitime yapılan ödemeleri hesaplarken, eğitimin sermayedeki gelir payını hesaplamamışlardır. Bu yüzden eğitime yapılan yatırım diğerlerine oranla daha azdır.[38] 

Buna rağmen, ulusal azınlıkların eğitimine yapılan yatırımların en önemli nedenlerinden birisi taktik hesaplamalarla ilgili görünüyor. Örneğin, Orta Asya’daki Sovyet işgalinin ilk  dönemi süresince Sovyetlerin kurum ve yeniliklerinin bir çoğunun bu bölgeye kök salmadığı görülüyor. Sovyetlerin iktidarı ele geçirmesi üzerinden on yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen, yerel ve Avrupalı nüfusun bir kısmına yapılan gizli ve açık şiddet hareketleri sürdü. Komünist parti üyelerinin Komsomolların ve öğretmenlerin öldürülmeleri, nadir olaylardan değildi. Sovyet eğitim programının önünde duran diğer engeller, öğretmenlerin kalitesizliği, hem okul binası hem de ders malzemesi eksikliği gibi şeylerdi. Buna ek olarak Müslümanlar Ruslara sadece “Allahsız” olarak değil, aynı zamanda “özel  mülkiyete saygı gibi İslami değerleri bozmakta kararlı” kimseler olarak bakıyordu. Aynı sorunlar Sovyetler ve diğer etnik birçok grup arasında da çıkmıştı.

Kendilerini meşrulaştırmak ve böylece çeşitli etnik gruplarla olan anlaşmazlıklarını azaltmak için Sovyetler, eğitimin “yeni sosyal düzen için politik bir sosyalistleştirme aracı” olduğunu vurguluyordu. Sovyet stratejistleri, tüm Sovyetler’de olduğu gibi Orta Asya’daki etnik azınlıkların da “Sovyet usulü sosyalizmin” gelişmesi için tam olarak iştirakçi olmalarını istiyordu. Böyle bir programı başarıya ulaştırmak için tek yol, Sovyetlerin sosyalizmin gelişimi için zararlı olduğuna inandığı ve azınlıkların sahip olduğu tüm koruyucu değerlere, kurumsal yapılarına direkt olarak saldırmaktan geçiyordu. Burada eğitimin rolü büyüktü. Sovyetler, her milletten ve etnik gruptan (Müslümanlar da dahil) “yeni” değerleri ve “yeni sistemin kabulü ile kazanılacak başarılar”ın değerini hakkıyla anlamalarını (sayfa: 21) istiyordu. Böylece tüm milliyetler, Sovyetlerin sosyal değişim için hazırladığı yeni ekonomik, politik ve sosyal politikaları, Çarın veya kendi kabile şeflerinin ve emellerinin eski sosyal düzenlerinden ayıracak, sonra da kendi kararını verecekti.

Bu yüzden Sovyetler etnik azınlıkların mensuplarının sadece ülkenin eğitim sisteminde değil, partide, hükümette ve toplumun diğer kesimlerinde de görev almalarını istiyordu. Bunun için Korenizatsiia (kökleşme) politikasını uygulamaya başladılar. Orta Asya üzerine sık sık yazılar yazan Geoffrey Wheeler, eğitim politikasıyla ilgili olarak şu gözlemde bulunuyordu:

Sovyet otoritelerinin, halk eğitimini, şimdiye kadar, Japonya hariç diğer hiç bir Asya ülkesinin bilmediği bir ölçüde yaygınlaştırmada karşılaştığı riski bilip bilmedikleri ya da düşünüp düşünmedikleri bir yana, okur yazarlığın ve ardından da yüksek eğitimin hızlı yayılımının, halkın dikkatini, yeni rejimin refakatındaki şiddet ve baskılardan çevirmekten ve milliyetçi düşüncelerin eski yayılmalarına karşı gösterdikleri hassasiyeti azaltmaktan başka bir işe yaramadığından zerre kadar şüphe yoktur. Evrensel eğitimin, hükümeti tehlikeye atmaktan çok, daha çabuk iş görmek için düşünülmesi, çabalarının büyük bir bölümünü eğitimden çok askeri alanlara ayırmaya devam eden ve sonuçta da sık sık isyan ya da darbelerle sarsılan pek çok Asya rejimi tarafından anlaşılmamış bir ilkedir.” [39] 

Sovyetler, eğitimin yerli Orta Asya nüfusunun ve diğer milletlerin arasında yayılmasının riskli olacağını hesaba katmadılar. Daha çok, Sovyet nüfusunun eğitim seviyesinin artmaması halinde, sosyalist bir devletin inşa ve idamesine katılmalarının da imkansız olacağına inandılar. Bir toplumun nüfusunun önemli kısımları gelişmemişken, sosyalist bir devlete ulaşmalarının da mümkün olmadığına inandılar.

Eğitimin siyasi sosyalizasyonun bir kurumu olarak kullanılması, Sovyetler Birliği’nde basılan hemen hemen tüm yayınlarda açıkça ileri sürüldü. Şu gibi tespitler Lenin’e atfedildi: “Öğretim olmadan bilgi olmaz ve bilgi olmadan da komünizm olmaz.” (sayfa: 22) Veya “Çalış! Çalış! Çalış!” Gerçekte Sovyetlerin ilk eğitim politikalarında da görüldüğü gibi eğitim hakkındaki görüşleri John Dewey’den pek farklı değildi.[40]  Sovyetler Birliği’ndeki yetkililer, eğitimin politik bir araç olduğunu daha önceki görüşlerinde belirtmişlerdi. Örneğin, SSCB Yüksek Eğitim Bakanı V. Yelyutin şöyle demişti:

Sovyet eğitim sistemiyle komünist toplumu kurmak görevi birbirine geçmiştir. Bu, öyle bir sistemdir ki öğrencinin materyalist dünya görüşünü şekillendirir. Derin ve sistematik bilgiyle onu hazırlar ve kabiliyetlerini toplum için kullanışlı hale getirir.” [41] 

Sovyetler‘in çeşitli parti ve devlet organizasyonlarında da benzer cümleler kullanıldı.[42] Eğitimde şu başarılar elde edildi: Okullar, merkezi devlet tarafından idare edilecektir. Hükümet, okul öncesi eğitimi sağlayacaktır. Ve eğitim onyedi yaşına kadar zorunlu olacaktır. Karma eğitim uygulanacaktır. Buna ek olarak hükümet muhtaç çocuklara malzeme yardımları yapacaktır. Dersler tüm dini konulardan arındırılacak ve Sovyet vatandaşlığını öğretmek için düzenlenecektir. Tüm öğretim bilimsel-materyalist felsefeyi temel alacaktır. Son olarak, ana baba ve toplum okullarda görev alacak, okulda öğrenilen bilgiler iş ve okul dışı hayatla birleştirilecektir.

Sovyetler Birliği’nin her yerinde olduğu gibi, Orta Asya’da da öğretimin en önemli amaçlarından biri sınıfsız toplumun yaratılmasıydı.[43]

Okul, komünist toplumun yaratılması için en iyi araçtır. Bu yüzden Proletarya diktatörlüğü (yani komünizm gelene kadar uygun koşulların hazırlandığı dönem) süresince okullarda komünizmin ideal kural ve yasalarını öğretmek uygun değildir. Bunun yerine okullarda komünist devleti kuracak neslin yetiştirilmesine çalışılmalıdır. Okul, halkın arasında bulunan yarı proleter (nimprolitasi) ve proleter olmadığı kabul edilen insanları, proleter eğitim felsefesi ve proleter organizasyonu konularında eğitmede öncü olmalıdır.” [44] (sayfa: 23)

Sovyetler‘in diğer bölgelerinde ve Orta Asya‘da okulların bu rolü daha katı şekilde uygulanmıştır. Örneğin Tacikleri, ekonomik açıdan geri (Avrupalılara göre), yerleşmiş ve Müslüman olan köylü çocuklarının, ilk olarak topluma yararlı hale getirmek için eğitmek görevi, Sovyet okullarına verilmiştir. Okul, onları toplu yaşamda güçlendirir ve destekler. “Toplum menfaatlerinin bireysel menfaatlerden daha değerli olduğu” görüşü yavaş yavaş öğretilmelidir. Öğretim, hür düşüncenin değerini kavratmalı, entelektüel cesaretlerini artırmalı, modern teknoloji hakkında bilgilendirmeli ve “sağlam kafanın sağlam vücutta bulunduğu” inancını vurgulamalıdır.[45] 

Okul, aynı zamanda öğrencilerini, bağlı oldukları sosyal sınıf hususun da şuurlandırmalı ve sınıfsız toplum için savaşma olanaklarını sağlamalıdır. Böyle bir programın başlangıç noktası dine karşı savaşmak, kültürel devrimde aktif olmak, “kültürlü” davranışları (raftari medeni) korumak, özeleştiriyi iyice yerleştirmektir. Bunların her birinin ve hepsinin başlangıç yeri okuldaki sınıflardır.

Eğitim amaçlarıyla Sovyet eğitiminin ilk dönemleri (1920-29) boyunca yerine getirdiği fonksiyonlar konusunda, Rus ve Rus olmayan Sovyet eğitimciler de benzer açıklamalar yaptılar. Buna rağmen Sovyet eğitiminin bu amaçlara ulaşmasını kolaylaştırabilecek, formülleştirilmiş politikaların hazırlanması biraz daha değişik bir durumdur. Sovyetlerin eğitim programının gerçekleşmesinin zorlukları, yerel halkın muhalefet gruplarının sebep olduğu Batı Türkistan’ın geri kalmışlığı ve buradaki politik karışıklıkla birleşmiştir. Müslümanların kendilerine muhalefet etmelerine Sovyetlerin ilk tepkisi, dünyanın bu bölümündeki genç ve yaşlılarını sosyalistleştirmek oldu. Bu amaçla Sovyetler, (sıradan okullara ek olarak) Pioneer ve Komsomol gibi para eğitim organizasyonları ve Sovyet partisi okulları kurmaya giriştiler. Ve böylece insanların, özellikle çocukların uyanma saatlerini bile belirlemeyi tekellerine aldılar. Sovyetler, bu organizasyonları ülkeye yayılmış okuma yazma kampanyaları, programları ile toplumdaki okur yazarların (sayfa: 24) sayısını artırmak için de kullandılar.

Sovyetler, eğitimlerinin amaçlarını açıkça söylüyorlardı: Eğitim, Sovyet insanının oluşturulması için bir yardımcı araç olarak kullanılacaktır. SSCB’nin yeni kurumsal düzenlemeleri, eğitimi de içine alacak şekilde, bu “proleterya kültürüne sahip, etnik duyarlılıktan yoksun insan”ı oluşturmayı kolaylaştırıyordu. Buraya kadar Sovyet eğitimi, “proleter kültürü”, olabilecek en iyi kültür olarak vurgulamaktaydı. Okulların aktif bir rol oynadığı “tüm kültürleri standartlaştırma” işlemi, Ruslar da dahil olmak üzere tüm milletler için “kendi kültürlerini yok etme” manasına geliyordu. Bu yüzden toplum, kendi kültürüne yönelik “Sovyetleştirme” ve “proleterleştirme”ye karşı çıktı.

Düşük ekonomik performanstan sivil savaşa ve iç isyanlara kadar sayısız engellerle karşılaşan Sovyet devleti zayıflara karşı bir terör politikasına (özellikle 1928-38 arası kolektifleştirme dönemi boyunca) ve güçlü olanlara karşı bir uzlaşma siyasetine girişti. Çarcı rejimin bir kaç yılından sonra devamlı karışıklık içerisinde bulunan Türkistanlılar, Yahudiler, Sibirya’daki belli başlı küçük kabileler ve Kafkasya’daki gruplarla birlikte, onların eğitim ve dini geleneklerini ve kültürel yaşamlarının diğer yönlerini yok etmeyi amaçlayan “Sovyet Kültür Devrimi”nin acılarına katlananlar arasındaydı. Bu politikaların uygulanmasındaki ayrılıklar yüzünden bazı etnik gruplar, diğerlerine göre daha çok Sovyetleştirilmişlerdi. Büyük bir kültür hazinesine sahip olmayan Sibirya ve Kuzey Rusya’daki küçük kabileler yıllar geçtikçe etnik Rus nüfusu içinde asimile edildiler. Aynı şekilde güçlü bir kültürel mirasa sahip olanlar (Volga Almanları, Kırımlı Tatarlar ve bazı Yahudiler) zorla ülkenin her tarafına dağıtıldılar. (Stalin, Volga Almanlarını ve Kırımlı Tatarları Nazilerle işbirliği ile suçlamıştır) ve bir dereceye kadar da Ruslar tarafından kültürel açıdan asimile edildiler. Bu asimilasyon Stalin’e göre ortak bir pazara, ortak bir dile ve ortak “psikolojik birliğe” sahip bir milletin oluşmasına taraftar olan Sovyet Ulusal Politikası sayesinde kolaylaştırılıyordu. (sayfa: 25) Oysa SSCB’deki birçok insan bu kritere uymuyordu. Bu yüzden dil, din, edebiyat gibi birçok özelliklerini devam ettiremiyor ve Sovyetleştiriliyorlardı.

Şimdi bir soru ortaya çıkıyor: Sovyetleştirilmiş bir insan neye benzer? Teorik olarak hiçbir etnik gruba mensup değildir. Gerçekte, böyle bir insan sadece teoride vardır. Sovyet düşünürleri “Sovyet insanı”nı oluşturacak bir “Sovyetler kültürü”nü birçok sebepten dolayı ortaya koyamadılar. Başta, etraflarında çok gelişmiş, diğer kültürlerle yarışan birçok kültürün olması; merkezi hükümetin azınlıkların konuştuğu dili Ruslaştırma programı;[46] “böl ve yönet” ilkesi gelmektedir.[47] Baskın grup olarak Ruslar, Sovyet kurumlarının (eğitim de dahil) “Sovyet insanını oluşturmak” amacı gerçekleşirse, kendi kültürlerinin de yıkılacağını gördüler. Bu yüzden durdular. Diğer bir deyişle Rus milliyetçiliği ülkenin merkezi hükümetinin uyguladığı Sovyetleştirme çabalarını bozmakta başarılı olan en önemli faktörlerden biri oldu. Merkezi Hükümet, bu Rus milliyetçiliğini, “ekonomik üretimi artırmak ve Rus toplumunun geleceği” olarak ilan edilen Sovyet kültürünü yaşatmak gibi fikirleri meşrulaştıracağından, cesaretlendirmiş, arka çıkmıştır. Yürürlükteki politika Rus milliyetçiliğini cesaretlendirince, Orta Asya’daki Ruslar milliyetçiliklerini sergilerlerken, Müslüman nüfusa karşı ırkçı davranışlarda bulunmakta tereddüt etmediler. Rus milliyetçiliği Orta Asya Müslümanlarının bir bölümünde (diğer etnik azınlıklar da dahil) tepkiler yarattı, İslami miraslarını veya milliyetçiliklerini öne çıkaran Müslümanlar, benzer tepkileri Müslümanlardan alan Ruslardan tepki gördüler. Zıtlığın fasit dairesi, Rusya’da çok sayıda köklü yapısal ve ideolojik değişiklikler meydana gelmedikçe, çürüyüp gidecektir.[48] 

Müslümanlar ve Ruslar arasında çekişmeye dayalı bu ilişki, az çok Rus ve diğer SSCB’deki etnik azınlıklar arasındaki anlaşmazlıklar, geçmişte ve günümüzde, merkezi hükümet eliyle politik sebeplerden dolayı kışkırtılmaktadır.[49] Bu politika, yetkililerin, basında ve okullarda vurguladığı, ülkenin düzenli Sovyet ilerlemesinin, bir Sovyet topluluğu ailesine doğru gittiği (sayfa: 26) ideolojik açıklamalarını yalanlayan bir çok politikadan biridir. Diğer bir deyişle SSCB’nin gerçekleri (1930 tasfiyeleri, Rus şovenizmi ve iktidardaki tekeli, şiddet araçları) okulların ve (pioneer, konsomol ve ordu gibi) diğer resmi sosyalist kurumların öğrettiği sosyalizm, bazı önemli değerlerini desteklememektedir.

Rus milliyetçiliği, belki de diğer faktörlerden daha fazla Sovyet insanı ve Sovyet kültürünün ilerlemesi için yükümlülüğün büyük bir kı

Samsun BKD Arşivi Samsun BKD Kütüphane Makale SOVYETLER BİRLİĞİ’NDE ETNİK AZINLIKLARIN EĞİTİMİ