MİLLİYETÇİLİK NEDİR?

Carlton J. H. HAYES

 Milliyetçilik: Bir Din, (Çev: Murat Çiftkaya), İz Yayıncılık, İstanbul, 1995, s:13-26.    

 

 

 

 

Milliyetçiliğin Temelleri: Dil ve Gelenekler 

Milliyetçilik modern ve çağdaş dünyadaki aşikâr ve sürükleyici bir harekettir. O kadar aşikârdır ve haberlerde ondan o kadar sık söz edilmektedir ki, güneşin doğuşu ve batışı gibi kanıksanmaya, önemi gözden kaçırılmaya yüz tutmuştur. 

Bilindiği gibi, milliyetçilik modern bir gelişmedir. Kaynağını ve yükselişini Avrupa'da bulmuş, Avrupa'nın etkisi ve örnek oluşuyla Amerika'da ve Bata medeniyetinin diğer tüm bölgelerinde yerleşmiştir. Ama artık sadece Hıristiyan Batıya mahsus değildir. 

Son zamanlarda, Asya ve Afrika'nın geniş topraklarındaki geleneksel Müslüman, Hindu, Konfiçyüsçü ve Budist medeniyetlerdeki devlet ve halkların göze çarpan bir özelliği haline gelmiştir. Bilhassa İslâm dünyasının dört bir yanında milliyetçilik kendisini apaçık gösterir: Atatürk Türkiye'sinde, Rıza Pehlevi İran'ında, Nasır Mısır'ında, Pakistan'ın Hindistan'dan ayrılmasında, Endonezya'nın Hollandalılara karşı başarılı ayaklanmasında, Libya, Tunus, Sudan, Somali ve Fas'ın yakın zaman önce kazandıkları bağımsızlıkta ve Cezayirlilerin ayaklanmasında. Araplarla İsrailliler arasındaki ihtilâfın temelini de yine milliyetçilik teşkil etmektedir. 

Öte yandan, Japonya'daki tam anlamıyla gelişmiş milliyetçiliğe; şimdilerde Hindistan'ın, Burma'nın, Seylan'ın, Malaya'nın, Vietnam'ın, Kamboçya'ları, Laos'un, Tayland'ın ve daha yakınlarda Afrika'nın dört bîr köşesindeki siyah halkların oluşma aşamasındaki militan milliyetçilikleri eklenmiştir. Milliyetçilik, en son merhalesinde, Britanya'nın., Fransa'nın, Hollanda'nın ve Belçika'nın, ve belki de çok önce Portekiz'in denizaşırı sömürge imparatorluklarının çözülmesini ispatlıyor. Ve, komünizm kadar milliyetçiliğin de çağdaş Rusya ve Çin'in bir alâmeti olduğu gerçeğini gözden kaçırmamamız gerekiyor. 

Günümüzde bu kadar cihanşümul olan bu milliyetçilik gerçekte nedir? Bence milliyetçiliği anlamanın en iyi yolu, Avrupa'ya ve önce Batı Avrupa'ya eğilmektir. Zira, onun asıl vatanı burasıdır; burası onun köklerinin gösterilebilir biçimde geçmişin derinliklerine uzandığı yerdir; yine burası, en azından beş asırdır tarihî medeniyetimizin evriminde giderek önem kazanmış bir faktördür. En basit ifadeyle, milliyetçilik, vatanseverliğin ve milliyet şuurunun bir kaynaşımı olarak tarif edilebilir. Meselenin doğru anlaşılması için, gerek milliyetin, gerekse vatanseverliğin biraz izahı gerekiyor.

Yüzyıllardır ve bin yıllardır -tarihi bilgi sahibi olduğumuz en eski dönemden beri- dünya çok sayıda farklı milliyetleri barındırmıştır. Avrupa'da, yani beş büyük kıtanın en ufağında, uzun zamandır çok çeşitli milliyetler yaşamıştır. Yunan, Kelt, Alman, Baltık, Slav, Macar ve diğerleri; halen en az otuz üç milliyet.

Şimdi, milliyet (nationality) nedir? Bu kelime, ortak bir ırkî soyu ima eden Latince natio'dan geliyor, fakat pek az modern milliyet, b da varsa, biyolojik anlamda ayırt edici bir "ırk"tan oluşmaktadır. Fransızlar Akdenizli, Kuzey Avrupalı (Nordic) ve Alpli gibi farklı cinslerden oluşmuş bir milliyettir. Almanların içinde uzun kafalı sansınlar ve yuvarlak kafalı esmerler vardır. İtalyanlar, Etruryalıların, Fenikelilerin ve ilkel Keltlerin, Sarakanların, Gotiklerin ve İskandinavyalıların garip karışımlarını temsil ederler. Ve Birleşik Devletlerde, zenciler bir Afrikalı milliyete değil, beyazlarla ve kızılderililerle birlikte, Amerikan milliyetine mensuptur. Bildiğim her milliyet, biyolojik ve ırkî olarak bir potalık yapmıştır ve yapmaktadır.
 

Milliyeti tek başına fizikî coğrafya da belirlemez. Elbette ki, Kuzey Kutbundaki halkların bazı kültürel özellikleri tropikal bölge halklarınınkinden ve her ikisi de ılıman bölgedeki hayattan farklı olma durumundadır. Coğrafî nedenlerden dolayı, Çeklerin denizcilikle uğraşan bir milliyet olması, İngilizlerin ise olmaması, çok zor beklenebilir. Neden İngilizler modern dönemlerde adalarından büyük bir donanma ve ticaret filosu çıkardılar da, yakın komşuları İrlandalılar geliştirmedi? Bunu coğrafyadan başka şeylerin açıklaması gerekir. Veya neden benzer çevreler, iklimler ve uğraşlar Fransızları ve Almanları tek millet halinde birleştiremedi. Veya İsviçre ve İskoçya'nın dağlık engebeli arazisi neden bu ülke sakinlerinin atasözlerine yansımış cimriliğini güya açıklar da, Hollandalı ve Fransız köylüleri örneğinde son derece başarısız kalır. 

Hayır, bir milliyet etkisini, karakterini, ferdiyetini, her defasında olmasa da, fizikî coğrafyadan veya biyolojik ırktan değil kültürel ve tarihî güçlerden alır. Dil'i, bunların ilki ve önde geleni sayıyorum.

Dil insanlara mahsustur, ve en azından efsanevî Babil Kulesinden bu yana geniş, akıcı ve devamlı değişen çeşitlilikte diller var olagelmiştir. Antropologlar göstermiştir ki, ilkel kabileler birbirinden konuşma farklılıklarıyla ayrılmaktaydı. Âlimler de, sıradan insanlar da; dilin, milliyetin en emin ve en kesin alâmeti olduğunu bilir. Zengin olsun fakir olsun, iyi olsun kötü olsun, zeki olsun aptal olsun, bir ülkedeki tüm kişilerin ortaklaştığı ve diğer kişilerden ayrıldığı tek şeydir dil. Sözgelişi, ister uzun kafalı ya da yuvarlak kafalı olsunlar, ister Tirol'ün Alp Dağları yöresinde ya da Hamburg'da deniz seviyesinde yaşıyor olsunlar, dil bütün Almanların ortaklattığı şeydir; ve onların, belki de ırk ve tabiî çevre açısından tıpkı Almanlara benzeyenleri de dahil, Fransızlardan değişik olduğunu dil gösterir.
 

Aynen öyle de, dil, bir milletin şimdiki nesli ile, önceki nesilleri arasındaki somut bağlardan birisidir. İngiliz dili II. Elizabeth'in tebaasıyla I. Elizabeth'in tebaasını ve yirminci asır Amerikalılarıyla on yedinci ve on sekizinci asır Amerikalılarını birbirine bağlar. Aynı şekilde, Alman dili Martin Luther'i duyanları, daha yakınlarda Adolf Hitler'i dinlemiş olanları ve şimdi Konrad Adenaucrt duyanları birleştirir. Her millet için, bir halkın dayanışması ve sürekliliğini sağlar. Nesir ve şiir, tarih, aşk macerası gibi birçok biçimiyle millî edebiyat; esasen insanlığın ortaklaştığı değil, daha çok bir milliyete mahsus olan şeylere vurgu yapar.[1] 

Bir milletin teşekkülünde ve onun diğerlerinden ayırt edilmesinde, dilin yanı sıra, ikinci önemli şey tarihî geleneklerdir. Bu gelenekler, geçmişe ait hatırlanan ya da tahayyül edilen tecrübelerin birikimini, muhteva ve vurguda bir dil grubundan diğerine farklılık gösteren bir birikimi kapsar. 

Birçok türde tarihî gelenek ve arka plan vardır: İster geleneksel olarak Hıristiyan, İtalya ve İspanya gibi Katolik, İsveç gibi Protestan, Yunanistan veya Rusya gibi Doğu Ortodoks olsun; isterse Almanya ve Birleşik Devletler gibi farklı dinî biçimlere bölünmüş olsun, (a) bir halkın dinî geçmişi vardır. Şunun altı çizilmelidir ki, dinî gelenekler sadece bazı inançları sağlayarak değil, fakat belirli sosyal töreler, törenler ve alışkanlıklar kurarak ve bunları yaşatarak; edebiyatı ve hukuku etkileyerek insan kültürünün şekillenmesinde çok önemli yer tutmuştur. 

Ayrıca, ataların yaşadığı ve gömüldüğü; bir zamanların yüksek itibarını şimdi kaybetmiş olsa da, hâlâ geçmişin azamet ve ihtişamını hatırlatan ve onlara benzemeye kamçılayan; bir anavatana duyulan popüler, duygusal itibarı içine alan, (b) bir halkın toprağa bağlı geçmişi, atalarından kalma toprağı vardır. Örnek olarak, Kudüs ve Filistin'in Yahudilere, "auld sod"un [İrlanda'nın eski ismi için] İrlandalılara ve Helen topraklan ve adalarının Yunanlılara cazip gelmesini zikretmem gerek. 

Sonra, milleti ister büyük bir imparatorluktan kopmuş veya bir kabile devletinden yayılmış olsun; ister diğer halklara hükmetmiş veya yabancı idare altında yaşamış olsun; isterse hükümeti geleneksel olarak monarşik veya cumhuriyetçi, mutlakiyetçi veya anayasal ya da demokratik olsun; (c) bir halkın siyasî geçmişi vardır. Karada ya da denizde, zaferle ya da mağlubiyetle bitmiş olsun, (d) bir halkın mücadele geçmişi, yiğitlik ve cesaretini harcadığı bir mazisi vardır. Bir halk, zaferin kutlanmasından çok, yenilginin ıstırabıyla daha bir tek vücut ve milliyetçi hale gelebilir.

Sırplar asırlardır 1389'da Kosova'da Türklere yiğitçe ama feci biçimde mağlup oluşlarını hararetli şiirlerde ve yanık halk hikâyelerinde hatırlarlar. 1588'deki "Görünmez Donanma"nın destansı sonu, muzaffer İngiltere kadar mağlup İspanya'yı da heyecanlandırmış ve kışkırtmıştır. 

Bunların yanı sıra, tarımda, ticarette veya imalâtta, veyahut her ikisinde az ya da çok gelişmiş -çağdaş ayrımı kullanırsak "ileri" ya da "geri"- ya da uzmanlaşılmış bir sanayide adını duyurmuş, ve küçük ya da, büyük sınıf refahı ve ayrımlarına sahip olmuş, (e) bir halkın sınaî ve ekonomik geçmişi vardır. Son olarak, (f) bir halkın kültürel geçmişini, ürettiği ayırt edici ve farklı edebiyatı, mimarisini, görsel sanatlarını, müziğini, ilim adamlarını, halk inançlarını, ve okuma yazma derecesini sayabiliriz.   

 

 

Milliyetin Akışkanlığı ve Karmaşıklığı 

Sayılan ve benzeri tüm tarihi gelenekler kültür meseleleridir; dilde öyle. Bunlar, beraberce milliyetin kültürel temellerini teşkil ederler. Bu yüzden, milliyeti "ortak bir dili (veya birbirine yakın akraba lehçeleri) konuşan ve (dinî, ülkesel, siyasî, ekonomik, sanatsal ve entelektüel) tarihî gelenekler topluluğuna sahip kültürel bir insan grubu" şeklinde tanımlıyorum. Böyle bir grup -böyle bir milliyet- ortak dilini ve geleneklerini belirgin bir derecede canlı tuttuğunda ve yücelttiğinde, sonuç kültürel milliyetçiliktir. 

Kültürel milliyetçilik siyasî milliyetçilik ile birlikte veya onsuz olabilir. Zira milliyetler, siyasî birlik ve bağımsızlık olmadan da oldukça uzun süre varolabilir, ve varolmaktadır. Dikkate değer bir örnek, Yahudi veya İsrail milliyetidir; sonra Gal veya İrlandalı, Polonyalı ve çeşitli Balkan milliyetleri. Bir milliyet, iki veya daha fazla devlet arasında bölünmüş olabilir; Alman, İtalyan veya Bask milliyetleri gibi. Veya, tek bir devlet içinde diğerleriyle bütünleşmiş olabilir; üç milliyeti, yani Alman, Fransız ve İtalyan milliyetlerinin bir kısmını kapsayan İsviçre veya Belçika gibi. Belçika iki milliyetin kısımlarını içermektedir: Fransız ve Hollandalı-Flaman (Dutch-Flemish). Bir milliyetin ne olduğunu kavrayabilmek için, onu devlet veya milletle karıştırmaktan kaçınmalıyız. Bir İsviçre devleti ve milleti vardır; ama dar anlamda konuşulursa, İsviçre milliyeti diye bir şey yoktur. Benzer biçimde, bir Belçika devleti ve milleti vardır; ama Belçika milliyeti yoktur. 

Şüphesiz, kültürel milliyetçiliğin siyasî milliyetçiliğe yol açması temayülü ve her milliyetin kendi bağımsız millî devletini kurma mücadelesi temayülü var olagelmiştir. Ancak, Avrupa'da dahi, bu hedef tamamen başarılmış değildir. Genelde, çok önceden kurulmuş millî devletlere sahip olduğu düşünülen Büyük Britanya, Fransa ve İspanya gibi ülkeler, hâlâ, ayrı dil ve geleneklere sahip İngilizlerin yanı sıra millî azınlıkları barındırmaktadır. Britanya'nın; İskoçları, Gallileri ve az sayıda İrlandalıları vardır. Fransa'nın; Fransızların yanı sıra Provençallileri, Bretonları, Flamanları vardır. İspanya'nın; Kastilyonların yanı sıra Katalanları, Baskhları, Portekizli-Galikyanları vardır. 

Bunun ötesinde, tarihin uzun dönemli seyri içinde milliyetlerin akışkanlığının ve "alt-milliyetler" veya "ikincil milliyetler"in varlığının farkına varmamız gerekiyor. İnsan kültürü daima çeşitli dil, âdet ve geleneklerle farklılaşmış olduğu için, milliyet insanlık tarihi boyunca daima varolmuştur. Ancak, belirli milliyetler görünmüş ve kaybolmuş, yükselmiş ve yıkılmıştır. Biliyoruz ki, eski çağda Hitit, Fenike ve Etrüsk milliyetleri, Elam ve Edom milliyetleri vardı; peki onlar şimdi nerede? Yoklar; uzun zaman önce büsbütün tarihe gömüldüler; yalnızca isimleri ve bazı âbideleri kaldı. Diğer taraftan, bu milliyetler ne zaman refah içindeydi ve o zamanlar Fransız ve İngiliz milliyetleri neredeydi? Yoklardı; kendilerine mahsus dilleri eski çağda değil, ancak Orta Çağlarda teşekkül etti. 

On altıncı yüzyıldan itibaren, Avrupalı milliyetlerin üyeleri, beraberlerinde dillerini ve geleneksel kültürlerini taşıyarak deniz ötesine göçtüler. Böylece, Amerikan kıtaları İspanyol, Portekizli, Fransız ve İngiliz milliyetleri arasında taksim edildi, ve Güney Afrika Hollandalı (Dutch) milliyetin bir kısmının vatanı oldu. Bütün bunlar, Amerika'nın ve Güney Afrika'nın ve bu arada Avustralya (Yeni Zelanda ve çevresindeki adalar ç.n.) ve Filipinler'in bugüne göre Avrupa'dan çok ücra düştüğü sıralar gelişti. O zamanlar ne kablo, ne radyo, ne de uçaklar vardı; sadece deniz tekneleri bulunuyordu. Denizaşırı sakinlerin Avrupa'dan uzak kalışı, sürdükleri yeni öncü hayat, garip ülkelerle ve garip insanlarla uğraşmaları, ana ülkelerinden beraberlerinde aslî haliyle getirdikleri tarihî geleneklere zaman içinde yeni nitelikler ve ilâveler katmaya yaradı. 

Bildiğimiz gibi, giderek genişleyen bu farklılıkları üstüne basarak telaffuz eden güçlü devrimciler, sonunda siyasî bağları kopardılar; ve böylece Amerika'da İngilizce konuşan halkların bağımsız bir Birleşik Devletleri; aynı şekilde İspanyolca konuşan halkların bir grup bağımsız cumhuriyetleri; Portekizce konuşan bağımsız bir Brezilya ve bağımsız bir Haiti ve Fransızca konuşan halkların özerk Quebec'i ortaya çıktı; Güney Afrika'da ise Hollandalılar fiilî bağımsızlığı elde ettiler. Şuna da dikkat çekmek gerekiyor: Siyasî bağımsızlık, yeni milletlere yalnızca birbirlerinden değil, Avrupa'da kendilerini doğuran, birincil milliyetlerden de değişik, özel tarihî gelenekler kazandırarak ilerledi. 

Buna binaen, Amerika'daki milliyetlerin -İngiliz, Fransız, Portekiz, İspanyol- ikincil veya alt milliyetler şeklinde tarif edilmesi uygun olabilir. Avrupa'daki benzerleriyle, yalnızca lehçe farklılıklarıyla birlikte, aynı dili konuşurlar; fakat ayrı tarihî geleneklere ve hür ve hükümran millî devletlerini koruma yolunda metin bir iradeye sahiptirler ve bu devletleri yüceltirler. Elbette ki, ikincil milliyetler ile bunların birincil milliyetleri arasında özel kültür bağlan ve duygusal yakınlık devam etmektedir. Ortak dil Shakespeare, Milton, ve Keats'in İngiltere'nin olduğu kadar Birleşik Devletlerin halkının da mirası olması ve buna karşılık modern Amerikan romanlarının İngilizler arasında geniş bir piyasa bulması demektir. Bu, bir buçuk asırdan beri Britanya ile Birleşik Devletler arasında neden hiç savaş çıkmadığını; aksine, bu yüzyılın Dünya Savaşlarında neden omuz omuza savaşmış olduklarını; ve muhtemelen geleceğin "sıcak" ya da "soğuk" savaşlarında omuz omuza kalacaklarını izaha yardım etmektedir. Benzer şekilde, ortak dil ve beraberinde ortak edebiyat, ve âdetler Avrupa İspanyollarıyla, İspanyol Amerikalılar ve Filipinolar arasında, ve Portekizlilerle Brezilyalılar arasında, belirgin ırkî farklara rağmen, devam eden duygusal bir yakınlığa katkıda bulunmaktadır. 

Kanada Dominyonunda iki ikincil milliyet bulunmaktadır: Fransız Kanadalılar ve İngilizce konuşan Kanadalılar; ve İngilizce konuşan Kanadalılar da, İngiliz Kanadalılar ve İrlandalı Kanadalılar gibi "üçüncül" milliyetlerden oluşmaktadır. İngiliz Devletler Topluluğu'nun kendi kendini yöneten diğer üyelerinden Avustralya ve Yeni Zelanda'nın her biri ikincil bir milliyeti ihtiva etmektedir; öte yandan Güney Afrika Birliği en az üç milliyeti kapsamaktadır: Hollandalı (Dutch), İngiliz ve yerli Zenci. 

Milliyetin akışkanlığının ve karmaşıklığının bir başka göstergesi, ayrılıkçı lehçe ve tarihî gelenek farklarını vücuda getirmeye ve korumaya, ve bir halkın birliğini tehdit etmeye temayülü olan bölgeciliğin varolmasıdır. Birleşik Devletlerde, bir asır evvel, Amerikan "ikincil" milliyetini ikiye[2] Kuzey Devletleri ve Güney Devletleri alt milliyetlerine- bölmek için yapılan uzun ve kanlı bir mücadele içinde ortaya çıkan, düşmanca bir bölgecilik manzaramız vardı; siyasî birliğin korunmasına ve tahkim edilmesine rağmen, hepimiz biliyoruz ki, acayip ve "üçüncül" bir Amerikan milliyeti günümüze kadar Dixie'de (ABD'nin güney eyaletleri, ç.n.) varlığını devam ettirdi. 

Dahası, gurur verici bir milliyet olarak milliyetçiliğin Birleşik Devletler gibi bir ülkede İngiltere, Fransa, İsveç veya Almanya gibi bir Avrupa ülkesindeki kadar etkili olduğuna ve belki, daha çok suni bir biçimde taklit edildiğine dikkat etmemiz gereklidir. Bunun böyle olması tabiîdir. Avrupa'daki herkes, ayrı dil ve gelenekleri olan belirli bir milliyete mensup olduğunun farkındadır; ve birisinin milliyetçiliği, o farkındalığını nispeten normal bir ürünü ve ifadesidir. Zencileri ve Asyalıları ve yerli Kızılderili kabilelileri saymazsak, nüfusu çok çeşitli Avrupa milliyetlerine mensup göçmenlerin torunlarından oluşan Birleşik Devletlerde; milliyetçilik, şimdiye kadar görülmemiş bir birleştirici Amerikan milliyetinin -milli bir "pota"nın- sebeb-i vücudu ve teminatçısı olarak sahneye davet edilmekte ve hizmete koşulmaktadır.[3]  

 

 

Vatanseverlik 

Milliyet bir vakıadır, ve tarihin zuhurundan beri çeşitli gelişme veya gerileme safhalarında muhtelif milliyetler var olagelmiştir. Fakat insanlar milliyetin- şuuruna varmadıkça ve onu vatanseverliklerinin baş hedefi yapmadıkça, kültürel veya siyasî milliyetçilik üretemezler. 

O halde, vatanseverlik nedir? Evet, "ülke sevgisi"dir. "Sevgi" gibi, düşkünlüğü, duygusal yakınlığı, sadakati içeren bir histir. Şu ya da bu biçimde, onun toplu halde yaşamasının tabiî bir parçası ve aslî bir sacayağı olarak ortaya çıkar. Ailede, yakın çevrede ve toplum içindeki insan hayatının temelidir. 

Ülke sevgisi çeşitli sadakat türlerinin bir birleşimidir. Âşinâ yerlere duyulan "kedimsi" bir sadakati; âşinâ insanlara duyulan "köpeksi" sadakati; âşinâ fikirlere ve âdetlere duyulan münhasıran insanî bir sadakati içerir. Bu bir araya gelmiş sadakatlerin -bu vatanseverliğin- çeşitli hedefleri olabilir. Bu hedef aile, klan veya kabile olabilir. Köy ya da kasaba olabilir. Bir eyalet, imparatorluk veya herhangi türden bir devlet olabilir. Bir klüp, veya bir Mason locası veyahut bir kilise olabilir. Bir milliyet olabilir. 

Aşina yerlere sadakat nispeten tabiîdir, fakat insanı milliyetinin yerleştiği, âşinâ olduğu veya olmadığı, bir ülkenin tamamına sadık kılmak için suni bir çaba -belli bir amaç güden eğitim ve talim- gerekir. Fransızca'da, patrie (bir insanın milletinin veya memleketinin (fatherland) tamamı) ile pays (onun o ândaki anavatanı) arasında faydalı bir ayrım yapılmaktadır. Herkesin, bir patrie'sinin yanısıra, bir depays'i vardır. Benim pays’im New York'tur; özellikle de Kuzey New York'un güney-orta kısmı. Burada doğmuşum ve gençliğimi burada geçirdim. Babam tarafından olsun, annem tarafından olsun, atalarım beş nesildir burada yaşamış ve burada gömülmüş. Benim gerçek vatanım burası; usul usul akan Susquehanna'nın yanı ve insana gülümseyen ağaçlık tepelerin orta yeridir. Fırsat buldukça giderim oraya. Bu pays benim için vatanseverlik hissinin ve sadakatin birincil ve en tabiî saikidir. Ancak, bu his ve sadakati Alaska, Kuzey Dakota, Oklahoma ve Utah gibi âşinâ olmadığım yerlere kadar genişletmem, ve aynı zamanda onları Kanada'dan ve Meksika'dan sakınmam öğretildi bana ve beklendi. 

Benzer şekilde, tanıdık kimselere -aileye, arkadaşlara ve komşulara- sadakat tabiîdir ve olağandır. Fakat, bir insanı tanıdığı ve tanımadığı, milliyetinin bütününü teşkil eden kişilerin yekûnuna sadık kılmak için özel yurttaşlık eğitimi gerekmektedir. Ve bir insanın, kendisinden uzakta iş gören devlet memurlarına saygı göstermesi ve itaat etmesi, onlara karşı vatansever olması gerektiğini öğrenmesi, ilâve eğitime bağlıdır. 

Üstelik, insan olan insan için, bazı fikirlere ve iyi olduğunu düşündüğü mefkurelere sadakat duymak tabiîdir. Fakat bu tür fikirlerin çoğu onun içinde kendiliğinden filizlenmez. Belki, arkadaştan tarafından onun içine taşınır ve ekilir. Onların sadakat duyacakları millî düşünce ve ülkeler topluluğunu geniş bir milliyetin kitleleri içinde dikmek ise sistematik ve tekrarlanan çabaları zaruri kılar.

Bu itibarla, vatanseverlik, menşe ve kökenindeki fıtriliğine karşılık; geniş bir toprakta dağılmış büyük bir milliyetten ziyade sınırlı bir sahadaki küçük bir cemaatle daha tabiî ve gönülden birleşmektedir. Ancak yoğun ve kapsamlı bir eğitim süreci sayesindedir ki, mahallî bîr insan grubu bütüncül milliyetlerinden tam anlamıyla haberdar olacak ve en yüksek sadakatini ona duyacaktır. 

Tekrarlayacak olursak, milliyetin kültürel temellerini ortak bir dil ve ortak tarihî gelenekler oluşturur. Bunlar, bir eğitim süreci tarafından popüler duygusal vatanseverliğin hedefi haline getirildiğinde, sonuç milliyetçiliktir. 

Her duygu gibi, milliyetçiliğin de mertebeleri vardır. Milliyetimize ve millî devlete karşı sadakatimiz -aileye, kiliseye, insaniyete, beynelmilelciliğe duyulan- diğer sadakatlerce belirleniyor, ve dolayısıyla mertebece kısıtlanıyor olabilir. Diğer taraftan, milliyetçilik zirvede, en üstte, diğerlerinin hepsine hükmeden bir sadakat haline de gelebilir. Bu, genellikle, millî duygu dinî duyguyla kaynaştığında, ve milliyetçilik bizzat bir din veya dinin yerini tutan bir şey haline geldiğinde vuku bulur. 



[1] Ümit ederim, dilin temel öneminden şüphe duyanlar, Hollanda'da, Leiden'de geçenlerde yayınlanan bir eseri okuyup üzerinde düşünürler: H. L. Koppelmann, Nation, Sprache und Nationalismus (1956). Ayrıca Rupert Emerson'ın From Empire to Nation isimli eserinde dikkat çekici bir bölüm bulunmaktadır. (Harvard University Press, 1960), s. 132-148.
[2] Bakınız Avery O. Craven'in The Growth of Southern Nationalism, 1848-1861(1953).
[3] Amerikan milliyetçiliğini en güzel ele alan eser, Merle E. Curti'nin The Roots of American Loyalty (1946) isimli kitabıdır.
Samsun BKD Arşivi Samsun BKD Kütüphane Makale MİLLİYETÇİLİK NEDİR?