ORYANTALİZM VE HİNDİSTAN’IN OKUMUŞ ELİT SINIFI

David KOPF

 Sömürgecilik ve Eğitim

Haz: Philip G. Altbach Gail P. Kelly,   Çev: İbrahim Kalın, İnsan Yayınları, Sayfa: 35-59. İstanbul,1991.   

 

 

Hindistan’ın tarihi açısından Oryantalizm, Doğu Hindistan şirketinin 1782-1830 yılları arasında güttüğü siyasete dayanıyordu. Oryantalistlerin çoğu İngiliz şirketinin resmi görevlileri ile Güney Asya dillerine hakim ve hükümet tarafından, Hindu, İslami ve Budist Hindistan’ın tarihi, arkeolojisi, filolojisi ve dini üzerine ilmi çalışmalar yapmaya teşvik edilen bazı misyonerlerden oluşuyordu.[1] Bu resmi ilim adamları, 1784’te, daha sonra Londra, Paris, Berlin ve diğer yerlerde kurulacak toplulukların ana gövdesini teşkil eden ilk Modern Asya Topluluğu’nu kurdular.[2]  

Kolonyal sistem ile işbirliği yapmaları, William Jones, Charles Wilkins, H. T. Colebrooke, H. H. Wilson ve James Prinsep gibi Oryantalistlerin elde ettiği öncü başarıların ehemmiyetini azaltır görünmemekte. Buna karşın, yüksek kalitede seyreden Oryantalist ilim çabaları ve müspet görünümlü Oryantalistler, Hindistan tarihinin seyrini -tam anlamıyla Vali Warren Hastings’in (1772-1785) temsil ettiği- bir sömürgeci zihniyetten hareketle etkileri altına aldılar ve belirli bir kültürel siyaset Hindistan’da 1772’den 1830’a kadar genel olarak bu şirket tarafından yürütüldü.[3] (sayfa: 35) 

Şirket 1772’de Hindistan yönetiminin sorumluluğunu üzerine alınca, hizmetçileri ile üzerlerine hakimiyet kurduğu Asyalı tebaası arasında medeniyetler arası bir kontak siyaseti oluşturmaya zorunlu hissetti kendini. 1772’den önce, resmi görevliler -eğer böyle adlandırılabilirse- şirket gelirlerinden mahrum edilmiş, çabucak para kazanma hevesindeki haris kimselerden daha azdılar.[4] Hastings’in kontrolü altında,  “Hindu dilleri için doğululaştırılmış bir elit zümre oluşturmayı ve Hindu geleneklerine cevap vermeyi” amaçlayan yeni bir kültürel siyaset irad edildi.[5] Hastings, vasat yazıcılara cazip gelen diller üzerine çalışma işi için, tercüme yapabilecek kimselere finansal burs ya da destekler sağladı. Sonuç şuydu: 

“Güney Asya’daki İngilizler, Hindistan medeniyeti denen şeyin mevcudiyeti hakkında, giderek daha fazla meraklandılar. 1784 ile birlikte Hastings, Bengal Asya Topluluğu’nu kurduğu vakit, kültürel açıdan yozlaştırılmış bir devlet memurları sınıfı oluşturma düşüncesi kısmen gerçekleştirilmişti. Dönüşüm, mesleki ve kamusal sorumlulukları konusunda onları bilinçlendirmek suretiyle bu devlet memurları sınıfının biçimini yeniden şekillendirmede büyük bir rol oynadı.”[6]

İngiliz Oryantalizmi, yöneten ile yönetilen arasındaki psiko-kültürel boşluğa köprü olmayı amaçladığı için, ilim yönü dikkate değer bir sadakat ve doğruluk ile nitelenir oldu. Gerçekte, orijinal bulguların ve vardıkları neticelerinin çoğu bugün hala kabul görüyor. Oryantalizmin meyvaları öncelikle Avrupalı akademisyenler tarafından beğenildiği halde, en derin etkisi bizzat Hindistanlılar üzerinde oldu. Oryantalistler Hindulara, İslam öncesi geçmişleri için sistematik bir bakış açışı sağladılar:

“Metinler, kahramanlar ve kurumlar, artık kutsal zamansızlığın unutulmuşluğuna terk edilmiyor, yazılı medeniyetin vakayinameleri içerisinde korunuyordu. Aryanların kutsal metni olan Vedalar’ın ve Vedantaların benzeri Upanişadlar’ın bulunması, Oryantalistlere aitti. Buda’nın da Sankara gibi beşeri bir varlığa sahip olduğu, Mauryaların büyük bir imparatorluk yönettiği ve klasik medeniyetin (sayfa: 36) zirvesine, Guptalarla ulaştığı gerçeklerinin ortaya çıkarılması da, Oryantalist ilim adamlarının önemli başarılarıdır. Muazzam bir mitler, inançlar, ritüeller ve kanunlar koleksiyonunu tutarlı bir din ile birleştirme ve biçimsiz bir mirası, artık Hinduizm olarak bilinen rasyonel bir inanç ile şekillendirme gayretleri de oryantalistler tarafından başlatıldı:”[7] 

 

Oryantalist Kuruluşlar

Oryantalistler, Hindistan’daki İngiliz düzeninin muhkem kılınması için araç oldukları ve Raymond Schwab’ın (Sanskritçe ve Sanskrit araştırmalar üzerine müesses) “İkinci Avrupa Rönesansı” dediği şeyin başlatılmasına yardım ettikleri halde[8] en önemli role Hindistan geleneğinin modernleştiricileri sahip oldu. Oryantalistler, temelde ‘objektif’ akademik aydınlardan çok ‘liberal’ kamu görevlileri oldukları için, düşünceleri, okul sınıflarıyla sınırlı kalmadı ve Hinduizmin modernleştirilmesi için tesis edilen toplumsal faaliyet programlarına aktarıldı. Bu karşılıklı kültürel temas ve yozlaştırma deneyimleri, Hindistanlıların ve Avrupalıların, Hinduizmi, çağdaş batıdan devşirilen modern değerler ile kaynaştırarak ıslah etmek ve yeniden şekillendirmek için işbirliği yaptıkları, hükümet destekli eğitim kurumlarında yürütüldü. 

Genel Vali Wellesley’in 1800’de kurduğu Ford William Koleji, Oryantalist kuruluşların en önde gelenlerinden idi. Şirkete eleman yetiştiren bu merkez, Bengal rönesansı denen şeyin hızlandırılması ile kurulmuş ilk ve en ciddi cemiyet idi. Kolejin asıl önemi pek çok tarihçinin gözünden kaçtı; bunu sebebi de muhtemelen, kolejin, kendi kolonyal ihtiyaçlarını karşılamak için yabancılar tarafından kurulmuş olması idi. Ben, bir kolej düşüncesini ilk olarak tasavvur eden Deen Wellesley’in ya da bunu kabul eden yöneticiler meclisinin, şirket gelirlerini, bir Hindistan uyanışı ihdas etmek için kullanmaya her zaman (sayfa: 37) mütemayil olduğunu kesinlikle iddia etmiyorum. Fakat bütün tarihçiler bilir ki, amaçlar ve maksatlar, gayeler ve düzenlemelerin sonuçlarına ilişkin fiili sosyo-kültürel etkileri bil-mecburiye yansıtmaz. Aslında, Bengali edebiyatı üzerine çalışan feraset sahibi bir kaç tarihçi Ford William kolejinin önemini özellikle bu bağlamda anlamıştı. Bu tarihçiler, yirminci yüzyıldan, Bengali nesrinin başlangıcına doğru geriye bakarlarken, kuruluşun sömürgeci yönlerini görmezlikten gelmeye ve William Casey, Ram Ram Basu ve Vidyalankar’ın çalışmalarına önem vermeye eğilim gösterdiler. En iyi edebiyat tarihçilerinden biri olan S. K. De, koleji, sadece Bengali dilini himaye etmesinden dolayı övmüyor, Oryantalist etkisinden dolayı da göklere çıkarıyordu: 

“Hiç şüphesiz, Ford William Koleji’nin, bu ülkenin fikrî terakki tarihindeki en büyük başarısı, Sir William Jones, Wilkins ve Colebrooke gibi ilim adamlarının pervasız rüyalarını cesur bir şekilde aşan şümullü oryantalizm sayesinde ülkenin antik kültürünü canlandırmış olmasıdır.”[9] 

İhtirasla düşünülüp ilk yıllarında bol paralarla finanse edilen kolej, ilk beş yılında Hindistan medeniyetinin çehrelerine fikrî açıdan uyumlu hale getirilmiş 50 genç İngiliz eğitmenine sahip bir kurum olmakla kalmadı ve edebiyat ve linguistiğe ilişkin araştırmaları da kapsayan pahalı bir program merkezi haline geldi. Güney Asya dillerindeki yüzden fazla orijinal eser, büyük ölçüde kolejin sağladığı finansman ile basıldı.[10] Kitap satışının, kolejin klasik ve yerli Hindu dillerinin restorasyonunu hızlandırmada güttüğü siyasetin -ki bu amaca ulaşmak için basım ve yayım firmalarını desteklemek gerekmişti- bir sonucu olduğunu eklemeliyiz. Avrupa kültürünün Hindistan’a yayılımında, okullardan sonra gelen en önemli araçların, basım ve yayım evleri, kitap dükkanları ve kütüphaneler olduğunu da vurgulamak durumundayız. 

Mysore, Travancore ve Ceylon’a yapılan seferler kolej kütüphanesinin genişletilmesinde kullanılacak el yazmalarının (sayfa: 38) bulunması ve kataloglanması için düzenlendi ve desteklendi. Hindistan’daki doğuyla ilgili kitap ve el yazmalarının ilk koleksiyonunu oluşturan bu kütüphane, (eserlerin) Avrupa ve Asya dillerinde muhafaza edildiği muazzam bir yapı haline geldi. Genel Vali Hastings 1816’da, tüm koleksiyonun kataloglanmasını ve kuralların, “Kitapların korunmalarına azami dikkat gösterilecek şekilde” düzenlenmesini emretti.[11] Müteakip kataloga genel yekun olarak 11.335 matbu ve el yazması eser kaydedildi.[12] 23 Ekim 1818’de Hindistan’ın ilk halk kütüphanesi açıldı. Rammohun Roy, Radhakant Deb ve diğer aydınların ilmi çalışmaları için kaynak elde ettikleri yer de, büyük bir ihtimalle burası idi.[13] 

Projelere, Hindistan klasiklerinin Avrupa dillerindeki tercümelerinin basılması için Bengal Asya Topluluğu gibi kuruluşlarla işbirliği yapılarak kolejde de ön ayak olundu. Bu iki kuruluş birbirine çok yakındı, çünkü Asya Topluluğundaki oryantalistler, kolej işlerini yürüten aynı kişilerdi. Örneğin Henry Colebrooke, Asya Topluluğu’na başkan olarak seçildiği aynı yıl, kolej meclisinin başkanlığına da seçilmişti.[14] 

John Leyden, H. H. Wilson, Brian Hodgson ve Thomas Rodeuck, Hindistan’a 1800’den sonra gelen ve Hindistan’la ilgili çalışmalara öğrencilik vasıtasıyla ya da imtihan yoluyla başlayan yeni oryantalist neslin bir kaç ismidir. İlmi merak ile harekete geçmiş olmalarına rağmen bu adamların, nakdi bursların dağıtılmasında Kolej meclisinin alicenaplığına büyük ölçüde mahkum olduklarını da belirtmeliyiz -ki bu burslar, verimli ilmi istihsal ve sıkı çalışma için temel teşvik edici güç olmuşlardır. 

Wallesley, oryantalistleri Ford William’a almak için 1800’de Asya Topluluğuna gitti; sonraki yıllarda ise Asya Topluluğu eleman ve finansal yardım için, sık sık koleje yöneldi.[15]

Dikkate değer bir gerçek de, kolejin “1805’le birlikte Avrupa ve Asyalıların, yeni harf çeviri şemaları bulduktan, konuşulan dilleri belirli gramatik biçimlere soktukları ve Avrupa’nın bilmediği dillerde sözlükler derledikleri gerçek bir laboratuar haline gelmiş olmasıdır.”[16] Oryantalist ilim adamları üzerindeki müteakip (sayfa: 39) etki, yabancısı olduğumuz bir şey değil; fakat en az bilinen konu, Bengal Rönesansı üzerindeki ilmi ve kültürel etkisi idi. 

Bugünkü, Bangladeş ve Batı Bengal’de kullanılan Sanskritize edilmiş Bengalce, Hindu din adamlarının ve William Casey’ın linguistikle ilgili girişimlerinden devşirilmektedir. Rammohun Roy’un Brahmanik felsefeyi Sanskiritçeden Bengalce’ye çevirmesinden yaklaşık 10 yıl önce, bu işe Ford William Kolejinde zaten girişilmişti. 

Bu tip tercümelerin kültür tarihçisi için anlamı, Brahmanların, kendilerine ait özel bilgi stokunun parça ve kısımlarını, matbuat yoluyla bilmedikleri bir okuyucu kesimine ulaştırma isteğinde yatar. Bu işlem, kesinlikle yeni değildi; Hindu din adamları kendilerine has bilgilerini Jones ve Wilkins gibi oryantalistlere zaten açıklamışlardı. Bununla beraber, ilk oryantalistlerin amaçları ile Ford William kolejindekilerin amaçları arasında önemli bir fark vardır. Jones ve Wilkins Sanskritçe klasikleri İngilizceye Avrupalı okuyucu için çevirdiği halde, kolej, neticede Brahmanların fikri tekellerini yıkacak bir matbu materyal yığını ihdas etmek suretiyle, Hindistan’ın yerel dillerine yapılacak tercümeleri -tabi istemeyerek- teşvik ediyordu.[17] 

Bundan başka -ki edebiyat tarihçilerinin en çok unuttuğu budur- kolejin Bengali’yi himaye etmesi yeni bir Bengalli olma bilincinin hayatî parçası haline gelen dilin, yeniden ele alınmasına da yardım etmiştir.[18] Oryantalistler, Hindistanlılara ya da Hindistanlıların kendileri için yetiştirdiği çok sayıdaki kimselere eğitsel kolaylıklar da sağladılar. Kalküta Okul Kitap Topluluğu, ilk ve ortaokul öğrencilerine çeşitli kaynak ve disiplinlerden Hint dillerine çevrilmiş öğretici materyaller sağlamak için 1817’de kuruldu.[19] “Ahlaki görevlerin aşılanması” konulu eserlere izin verilmesine rağmen, (Hindu veya Hıristiyan) tüm dini kitaplar yasaklandı.[20] Kitapların tedarikinde güdülen ana amaç, (ülkeye) Batılı bilgiyi değil ‘kullanışlı bilgi’yi sokmaktı.[21] (sayfa: 40) 

Topluluk sadece Avrupa ders metinlerinin tercümelerine değil, yerli dillerdeki bazı orijinal kompozisyonlar ile yerli metinlerin yeni basımlarına da para ödüyordu. Hindistanlı öğrencileri Batının bilim, tarih, siyaset ve edebiyatıyla ilk tanışmaları, yayınlar sayesinde olmuştur.[22] 

Oryantalistler desteklerini sadece geleneksel çalışmalara hasretmediler; aynı zamanda batı öğrenimini halk dili içerisinde yaygın bir hale getirdiler. Yabancı teknik eserlere ait bu tercümelerin, yerel dilleri, özellikle de Bengalce’yi zenginleştirdiğini söyleyebiliriz.[23] 

Kalküta Okul Topluluğu, Kalküta Okul Kitap Topluluğunun kurucusu aynı kişiler tarafından 1818 Eylül’ünde kuruldu. Bu kuruluşun amacı “kullanışlı bilginin Hindistan halkı arasında da yaygınlaştırılması” için var olan okulları geliştirmekti.[24] 

Topluluk 1832’lerde, Kalkütalı eğitim görmüş elitin de desteğiyle faaliyetlerini devamlı arttırdı ve Kalküta’da cari olan düşük seviyeli eğitim sistemini neredeyse tamamen değiştirdi. Oryantalist idare altında, daha kaliteli hocalar alındı, Okul Kitap Topluluğundan yenilikçi ders metinleri temin edildi ve Joshua Marshman’ın Hints Relative To Native Schools (1818)’u gibi pedagojik el kitapları basılıp okul müdürlerine dağıtıldı.[25] Bengal’de 1835’te basılan eğitim konulu güvenilir bir (araştırmanın verdiği bilgiye göre, Kalküta Okul Topluluğu, bu yıl içerisinde Kalküta okullarında şu değişiklikleri yaptı:  

“El yazması yerine, matbu okul kitapları artık genel bir kullanıma sahiptir. Resmi olarak öğretilen branşlar, artık daha mükemmel eğitim verir ve öğretim sistemi küçük sınıflara nezaret eden yüksek sınıf öğrencilerinin (veya serdedilen yetenek ve becerilerin) yardımıyla benimsenmiştir. Bir denetleme sistemi tesis edilmiştir. Mezunlar değerli öğretmenlerin yanına ve kitap ödülleri en iyi ilim adamlarına verilirken, yıllık, yan yıllık ya da üç aylık, hem hususi hem de umumi imtihanlar Avrupalı ve yerli centilmenlerin varlığını bu şekilde muhafaza etmiştir...”[26] (sayfa: 41) 

Hindistanlılar için muteber ve çağdaş bir yüksek eğitim sistemi oluşturmak amacıyla yapılmış ilk hükümet destekli girişim, resmi unvanlı ilim adamı H. H. Wilson’un fikri ve idari önderliği doğrultusunda 1820’lerde gerçekleşti. Ford William Koleji 1812’de, daha sonra Kalküta Mint’te çalışan ve Hindustance Press’i yöneten Wilson’un Sanskritçe bir lügat derleme çalışmasını desteklemeyi kabul etmişti. Max Müller’den ki bir süre önce Oxford üniversitesi Sanskritçe bölümünde başkan olan Wilson, Hindistan’a 1808’de Doğu Hindistan Şirketinin cerrahı olarak gizlice gelmişti. 1820’lerle birlikte Wilson, Hindistan’daki İngilizler arasında en iyi Sanskritçeci olarak ün salmakla kalmayıp Halk Eğitimi Genel Komitesi’nin sekreterliğine de atanmıştı ki bu mevki, Hindistanlılar için verilecek yüksek eğitim konusunda onun tecrübî programlar hazırlayabileceği bir yer idi.[27] 

Wilson 6 Ekim 1823’te, Halk Eğitimi Genel Komitesi adına Genel Vali Amherst’e yüksek eğitim için hazırladığı yeni planının taslağını çıkardığı bir mektup yazdı. Mektubunda 1816’da kurulmuş finansal açıdan iflasın eşiğindeki Hindu Koleji ile yeni kurulan Sanskrit Koleji arasında bir birlik oluşturulmasını öneriyordu. Wilson’un amacı iki yönlüydü: Çoğu kez konuları gereği aşırı dini saygıya bağlı bir bilim ve edebiyat sistemini -ki bu da onların yerli adetleri ve dini inançları ile sağlanmıştı- bozulma ve zilleten korumak... Fakat aynı zamanda Avrupa’nın bilim ve öğrenimini kademe kademe sokarak, fikri ve ahlaki tekamülü hala büyük bir öneme sahip yeni açık kaynaklardan biriyle (yani batıyla) birleştirmek.[28] 

Hindu Koleji, Laik Batı düzenlemeli bir yüksek eğitim kurumu olarak, Kalkütalı elit tarafından kurulmuştu. Kolej, Wilson zamanında, hükümet desteği sayesinde sadece finansal açıdan gelişmekle kalmayıp, mükemmel bir yüksek standarda da ulaştı; kolej Presidency Kolejine tahvil edildiği vakit, 1865’ten sonra bile kendi çalışmalarını muhafaza etti. Wilson kuruluşa yeni ve kullanışlı bir fakülte, bir kütüphane ve bilim laboratuarları ile mücehhez yeni bir bina verdi ve müfredatını (sayfa: 42) heyecanla genişletti.[29]  

Hindu Kolejinin modern eğitim ile Sanskrit kolejinin klasik eğitimini birleştirme deneyimi, sadece başarılı olmakla kalmadı, eğitim görmüş elit kesim arasında bir rönesans bilincinin şekillendirilmesine de büyük katkılarda bulundu. 

Hindu Kolejinde öğrenciler, tecrübi bilim, empirik felsefe (David Hume,) Benthamcı faydacılık, siyaset teorisi, İngiliz tarihi ve William Shakespeare ile ilgili dersler gördüler.[30] Sanskrit kolejinde, retorik, kutsal metinler, hukuk ve gramerle ilgili dersler yanında, Wilson, mekanik, hidrostatik, optik, astronomi, kimya, matematik, anatomi ve tıbbı içeren bir bilim müfredatı da hazırladı.[31] Kültürel birleşmeyi amaçlayan bu deneyimin şayan-ı dikkat sonuçlarından biri de, Sanskrit Kolejindeki modern tıbbın doğuşu oldu. Anotomi hocası olan Dr. Tyler, 1828’de kendi sınıfına anatomik tahlilleri göstermişti ve yıl sonundan önce öğrenciler, sadece insan iskeletinin kemiklerini ele almıyor, bazı durumlarda, hayvanların daha yumuşak kısımlarının tahlillerini bizzat kendileri yapıyordu.[32] 

Oryantalist kuruluşlara ilişkin bu kısa mütalaadan bile, (oryantalist) hareketin, Hindistan geleneğinin modernizasyonu diyebileceğimiz şeye önemli katkılarda bulunmuş olduğunu görebiliriz; Batıcılar, bu başarıyı küçülttüler, İngiliz taraftarı emperyalistler, Oryantalistlere itibar etmediler. Çünkü Kipling zihniyeti Doğu ve Batının fikri düzeyde buluşmasını asla kabul edemezdi.[33] Oryantalistler bugün diğer zevat arasından, Doğu mitinin ihdas edilmesiyle itibar kazanan caniler olarak tekrar ayıklanıp, seçilmişlerdir.[34] Hindistan’ın tarihi bağlamında Oryantalistler, Macaulaly’dan Edward Said’e kadar kendileriyle ilgili olarak yapılan o kasvetli tasvirlere çok az benzemektedirler: 

“Oryantalistler, yerel elit ile çağdaş Avrupa’nın dinamik medeniyetini birleştiren aracılar olarak iş gördüler. Yeni bir Hindistan orta sınıfının oluşturulmasını ve Bengali intelijensiyasının uzmanlaştırılmasına yardım ettiler. Okullar açtılar, (sayfa: 43 ) dilleri sistemleştirdiler, Hindistan’a basım-yayımı getirdiler ve kitapların, dergilerin, gazetelerin ve diğer iletişim araçlarının çoğalmasını teşvik ettiler. Etkileri şehirden geliyordu ve laikti. Hindistan’da ilk modern bilimsel laboratuarları onlar kurdular ve Avrupa tıbbını öğrettiler. Ne statik klasikçiydiler, ne de ilerleme düşüncesinin muhalifi; hem Hindistan’ın geçmişini tarihleştirdiler, hem de Hindistan düşüncesinde bir tarih bilinci oluşturdular.”[35] 

 

Oryantalizm ve Bir Mesleki İntelijensiyanın Doğuşu

 1772-1830 arasındaki İngiliz Oryantalist siyaseti idaresindeki sempatik atmosfer, Hindistan modelinin Batının modern düşüncesine uyumunu kolaylaştıracak kurumsal bir yapı ve teknolojik araçlar (kullanarak) Avrupa düşüncelerinin yayılımını sağlamıştı. Oryantalist destekli kuruluşlar, çoğu zaman, sosyal faaliyet programlarına bağlı İngilizler ile Hindistanlılar arasındaki irtibatı sağladılar. Kurumsal ihtiyaçlar, Hindistanlıların bir intelijansiyaya tahvilini kolaylaştıran Bengali edebiyatçıları için yeni bir rol ihdas etti. İntelijensiya, bir kültürel araçlar sınıfı haline geldi. Ve Robert Redfieid’e göre “yabancı kültürel etkiler ile yerliler arasında vasıta olan ve yerli kültürel etkileri yabancılara açıklayan bu aracılar ya da yorumcular, bu kültürel karşılaşmanın önemli bir kısmını teşkil etti.”[36] İntelijensiya kervanına, İngiltere aracıları olma rolü nedeniyle katılan ondokuzuncu yüzyıl Bengalisi’nde çok sayıda okumuş (grup) türü vardı. Ondokuzuncu yüzyılın arifesinde Bengali okumuşlarının hakim türlerinden biri Farisileştirilmiş Hindular idi. Bu Hinduların çoğu, Farisi elbiseler giyiyor ve eğitim görmüş herhangi bir Müslüman kadar da Farsça  yazıp, konuşuyordu; hatta bunlar bir dereceye kadar Farisi bir (sayfa: 44) dünya görüşünü bile benimsemişlerdi.[37] 1793’te, özel mülkiyet kanunu Bengal’e insafsızca sokulup, Kalküta’nın yeni şehir ticarî sınıfı tedricen hakim sınıfın yerine geçtiği vakit, hem Hindu, hem de Müslüman zamindarlar, aynı kaderi paylaştılar.[38] Farisi Hinduları zora sokan şey muhtemelen, yerlileri idari işlerden uzaklaştıran (bundan dolayı da yüksek eğitim görmüş bu grubun hiçbir işte kullanılamamasına sebep olan) Comwallis siyaseti idi.[39] Öte yandan yabancı bir kültürle birleşme, bu halkın çoğunun hayatta kalabilmesine imkan tanıdı, çünkü Avrupa’nın yeni sosyo-kültürel değerlerine intibak edebilecek kadar esnek idiler. 

Kısa bir süre sonra Chandemagore’deki Fransızlar ve Kalküta’daki İngilizlerle verimli ilişkiler kuran Tagor ailesi için özellikle doğrudur bu.[40] Farisi bir Hindu olan Ram Ram Basu, kendisini Baptist misyonerlerin Hıristiyan yapma çabalarına muntazaman uydurmuş ve 1801’de Ford William Kolejinin kiralanmış ilk punditlerinden* biri olmuştu.[41] 

İkinci okumuş kesim türü, öteden beri yüksek eğitim veren yerli kuruluşların birinde ders okutan Bengali Brahmanı tipi idi. Bu grubu, Ford William Kolejinin Bengali bölümünde Carey’ın baş punditi olan Mrtyunjay Vidyalonkar’dan daha iyi kimse temsil edemez. Orissa yakınlarındaki Midnapore’de 1762’de doğan bu Chattopadhyay Brahmanı, tamamen Farisi ve Avrupai etkilerin altındaki Nator’da katı, geleneksel bir Sanskritçe eğitim aldı.[42] Daimî iskan (kanununun) ihdas ettiği diğer pek çok Brahman olayında olduğu gibi, o da 1970’lerde Midnapore’den ayrılıp rızık temini için Kalküta’ya geldi. 

1801 Mayısında, kolejin Bengali Şubesindeki baş pundit arayışı, Mrtyunjay’ın ayda 200 rupyalık maaş ile işe alınması ile son buldu. Mrtyunjay, müteakip bir kaç yıl içerisinde, Carey’in Sanskritçe özel hocası olarak her çalışma gününde Kalküta’da birkaç saat geçirdiğinden, O’na her hangi bir Hindu kadar yakınlaştı; kolej sınıflarında onun yardımcı hocası oldu ve (sayfa : 45) Carey’in yayımlarından en az biri için ghostwriter** olarak görev yaptı.[43] Bu ilişkinin ve kolejdeki karşılıklı düşünce etkileşiminin bir sonucu olarak Mrtyunjay, dünyaya bakış açısını genişletti ve tarihle ilgili perspektifini değiştirdi. Rajaboli’si, sınırlarına rağmen, bir Hindu’nun yazdığı ilk genel Hindistan tarihi idi. Son derece Batılılaştırılmış Hindu Kolejinin kurucularından ve Marguis Hastings’in başlattığı sosyal reform programlarının çoğunun aktif elemanlarından biri oldu. Rammohon’un basılmasından bir yıl önce suttee*** adetinin kaldırılmasında da ısrar etti.[44] 

Belki de en önemlisi, Mrtyunjav’ın, sadece Bengalce yazmayı tercih etmesi nedeniyle, bu dili kutsal sayan Sanskrit edebiyatının kalbur üstünü temsil ediyor olması idi. Bu Sanskritize etme işlemi, sonuç olarak Bengalce’yi sofestai bir ifade aracı olma seviyesine yükseltti. Bu nokta da Vidyasagor, Mrtyunjay’ın varisi idi. 

Ondokuzuncu yüzyıl arefesinde, okumuş üçüncü büyük kesimi, sonradan zengin olma Kalkütalıların torunları oluşturuyordu. Kalküta bir şehir merkezi olarak gelişirken, pek çok Bengalli, Avrupalılarla yaptıkları karlı işbirlikleri sayesinde zenginleşti, ki bunu da Moğol otoritesini zayıflatıp Avrupa ticari yayılımının atılımıyla ortaya çıkan boşluktan yararlanarak yaptılar. Sabhabajar Raj ailesinin kurucusu Nabakrishna Deb, Clive ve Hastings’le kurduğu yakın ilişki nedeniyle zengin ve güçlü idi.[45] Holwell’in “siyah vekili” Govindaram, parasını bir tahsil aracı haline getirmiş ve bu parayla hiç vakit kaybetmeden toprak satın almıştı.[46] Napolyon savaşları sırasında Ramdulal Deb servetini Doğu Hindistan Şirketinin filosu pahasına gelişen Amerikan deniz ticareti üzerine bina etti.[47] 

Ondokuzuncu yüzyılın ortalarına ait bu figürler, bir elit sınıfın üyelerini oluşturuyordu; fakat ticaret ve para işlerine çok daha fazla gömülen kendilerinden sonraki nesiller, hiç bir entelektüel yetiştiremedi. Bunlar çoğunlukla, soyadlarına rağmen kast kökenlerini gizleyen ve kast statülerini daha sonraları Sanskritize edilmiş kültürel ve dini uygulamaları ile ortaya çıkaran banianlar’dı. Bu insanlar paralarını, toprak almak, banyo ve tapınaklar inşa ettirmek, dans eden kızları teşhir etmek ve dini ve ailevi yükümlülüklerim yerine getirmek için harcadılar. 

Hem zenginliğini hem de toplumsal kökenini Avrupalılarla kurduğu karlı ilişkilere borçlu olan Radhakant Deb, Kalkütalı Bengal-Hindu elitinin bir mensubuydu. Radhakant’ın babası Göpi Mohan Deb, Kalküta’daki ününü, zenginliğini ve toplumsal statüsünü onsekizinci yüzyılın ortalarındaki karmaşık dönemde elde eden Nabakrishna Deb’in evlatlığı idi. Radhakant, metropolisin o karmakarışık atmosferi içerisinde Arapça, Farsça, Urduca, Sanskritçe, Bengalce ve İngilizce öğrendi.[48] Muhtemelen Debler kadar zengin olmayan Kalküta Bengali topluluğundaki diğer üyelerin tersine Radhakant, kendini bir mesleğe girmeğe zorunlu hissetmedi, fakat İngiltere ile doğrudan ilişkiye geçmeye de çalışmadı. 1803’te Kalküta doğumlu arkadaşı Tarinicharan Mitsa linguistik yeteneklerini Ford William kolejinde bir fakülte mensubu olmak izhar ettiği vakit, Radhakant kendi girişimiyle Sanskritçe bir sözlük üzerinde çalışmaya başlamıştı. 1809’da konu o kadar büyüyüp çeşitlendi ki, Radhakan,  sözlüğü bir ansiklopediye çevirmek durumunda kaldı.[49] 

Buradan Debler, Kalkütalı Hindu elit kesiminin diğer mensupları gibi, dini ve sosyal görevlerini şek ve şüpheden uzak bir şekilde yerine getirerek yaşadılar. Bunlar 1815-16’da Rammohun Roy etrafında toplanan yeni Dostlar Topluluğu arasında sayılmadılar ve daha sonra adet olduğu üzere Debler, kendi ülkeleri Durga Puja’da yerli İngiliz basını arasında ün kazanacak kadar önemli düzenlemeler yaptılar.[50] Radhakant’ın babası 1816’da, Hindu Kolejinin kurulması için büyük miktarda para harcadı ve bu paralar kolejin ilk idari komitesi ile büyük Tagore ve Mullich ailelerine hizmet etti.[51] Radhakant birkaç (sayfa: 47) yıl sonra babasının komitedeki yerini aldı. Ailesinin finansal destek sağlayabilmesi sayesinde Radhakant, Deb, uzun ve ilginç kariyerine Hindu Koleji idare Komitesinin bir üyesi olarak başlamış oldu.[52] 

Radhakant’ın Batı öğrenimiyle bir arada giden entelektüel gelişimi, 1817-18’de yeni kurulan Kalküta Okul Kitap ve Kalküta Okul Topluluklarına katıldığı vakit başlamış olsa gerek. Radhakant bu oryantalist kuruluşlar içerisinde, kültürel dürüstlüğüne karşı herhangi bir tehdit ya da tehlikenin bulunmadığı düşüncesiyle, hayatının geri kalan kısmında kendini derinden etkilemiş olan yeni kültürel değerleri hazmetti. Muhtemelen ilk vakitler, Serampo misyonerleri ve David Harze gibi bağımsız hayırsever zevat ile daimî ilişkilere geçti. Topluluğun doğal sekreteri haline gelip, Kalküta okullarının yaptığı reformlarda personel açısından aktif bir rol oynadı.[53] Bu faaliyetler ile o kadar gelişti ki evi, Kalküta Okul Topluluğu’nun gayr-ı resmi merkezi haline geldi[54] ve yıllık imtihanlar burada yapılır oldu.[55] 

Radhakant’ın yeni kültürel tavrını, entelektüel gelişimini ve 1802’lerdekı toplumsal bilincini en iyi şekilde, Kalküta Okul Kitap Topluluğu için yaptığı yayınlarında görmekteyiz. Kültürel tavrı açıkça Oryantalistlerden mülhem idi, ki kendisi yerli ve batılı öğrenim arasında her hangi bir zıtlık görmüyor, aksine bu ikisini Kalküta Okul sistemi içerisinde birleştirmeye çalışıyordu. Fakat bu nokta yeteri kadar açık değil, çünkü Radhakant ve Bengalli akranları, kendi medeniyetlerini imha etmeyi amaçladığını hissettikleri hiçbir programda yer almamışlardı. Onlar değişime inanmışlardı, derinlemesine bağlı oldukları kültürel değerlerinin tahribine değil. Son tahlilde, yeni teşekkül eden Bengal intelijensiyasının en devrimci sosyal faaliyeti, sahip oldukları özel bilgi deposunu, matbu basımlar yoluyla potansiyel bir dinleyici kesimine aktarma istekleri idi. İster Sanskirtçe klasiklerinin Bengalce’ye tercümesi, isterse de Avrupa düşüncelerinin aktarımı olsun, (sayfa: 48) sonuç, neticede her tür elit sınıfın entelektüel tekelini yıkacak bir matbu materyal kütlesinin ihdası oldu.  

 

Modernleştirici Olarak Yönlendirilmiş Eğitilmiş Elit Sınıfı Rammohun Roy Örneği 

Rammohun Roy, modern Hindistan tarihinin Oryantalizm döneminde doğmuş en etkileyici ve en karmaşık Hindistanlılarından biri idi. Bir batılılaştırıcı olarak yaptığı işler, kendisini “modern Hindistan’ın babası” diye ölümsüzleştiren nesiller tarafından kutsanmıştır adeta.[56] Rabindranath Tagor hariç belki de başka hiç bir Bengalli, halkın kültürel kimlik tasvirine bu kadar başarıyla nüfuz edememiştir. Bu adamın sahip olduğu karizma, sonraki tarihçiler üzerinde o kadar derin bir etki yaptı ki, kendisi yeniden yaratılmış Hindistan’ın tohumlarını eken gerçek bir tanrı-insan olarak tasvir edildi. Hindistan rönesansının doğuşu çoğunlukla 1815’e; yani Rammohun’un Kalküta’ya yerleştiği yıla kadar geri götürülür.[57] 

1833’teki ölümünden sonra yayılmaya başlayan karizmatik tasvirlere göre Rammohun, modern Hindistan’ın yalnız bir ceddi değil idi; aydınlanmasının çok az bir kısmını Avrupalılarla kurduğu ilişkilere borçlu ve düşüncesinin de çok az bir kısmını Bengalli çağdaşlarıyla paylaşan bir kişiydi. Yirminci yüzyılda yapılan yeni çalışmaların ışığında, veriler Rammohun’un, Deb ve diğer intelijansiya üyelerinin yaptığı gibi Avrupa Oryantalizmine açılmanın yolarını aradığını gösteriyor. 

Rammohun’un 1797-1802 yılları arasında Kalküta’da bulunduğu kesin.[58] 1791 Cornwallis Yerel ihraç Hareketi ve 1793 Daimi iskan (kanunları) nedeniyle pek çok kişinin yaptığı gibi Rammohun da maişet temini için metropolite geldi. Onun, eskiden mevcut düzen içerisinde[59] (önemli) haklara sahip bir aileden geldiği ve Bengal’deki geleneksel yönetici sınıfın bir zamindarı olan babasının 1800’de servetini kaybedip hapsedildiği ve 1803’te öldüğü göz önüne alınırsa, bu ihtimal pek doğru (sayfa: 49) görünmüyor.[60] Somut delillere dayanarak diyebiliriz ki, Rammohun’un 1799-1802 arasında Kalküta’daki ‘mesleki’ faaliyeti, muhtemelen Ford William Kolejindeki ya da kolej civarındaki memurlara faizle para vermekten ibaretti.[61] Rammohun’un orjinal bir düşünür olduğu ve Brahmo Samj’ın 1828’de kurulmasını sağlayan ilk ortaklıklarının Hindistan tarihinde benzersiz olduğu inancında doğruluk payı vardır. Öte yandan Rammohun, İngiliz Oryantalistleriyle kurduğu ilişkilerine ve Bengallilerin düşüncelerine, genelde kabul edilenden daha fazla şey borçlu idi. 

Patronu John Digby, Ford William Kolejinin ilk öğrencilerindendi. (1801-03) Digby’nin denemelerinden hiçbirisi elimize ulaşmamasına rağmen, onun takipçisi öğrenciler, sonradan yaygınlık kazanan Hindu rönesansıyla ilgili zihni meşguliyeti meselesini bir kenara bıraktılar.[62] İngilizce bilgisini Digby’den alan Rammohun’un Batıya açılan ilk penceresi de muhtemelen Digby idi.[63] 

Rammohun’un reform hareketinin esası olan teistik Brahma düşüncesi, Ram Ram Basu’nun 1800-1802 yılları arasında yayınladığı dinî risalelerle teolojik açıdan zaten geliştirilmişti. İki zatın bu periyot esnasında Ford William Kolejinde bir araya gelip, tartıştıkları da kuvvetle muhtemeledir.[64] Rammohun, H. H. Wilson gibi öncü Oryantalistleri de tanıyor ve onların uygulamalı programlarını ve ilmi çalışmalarını biliyordu.[65] 

Aslında H. T. Colebrooke’nin 1805’te basılan ‘Veda Denemeleri’, Rammohun’un antik metinlerin kazandırdıkları ile, çağdaş pratikler arasındaki zıtlıklar üzerine yoğunlaşan tartışmalarının özünü ihtiva etmekte idi. Şu da var ki, Colebrooke, Bengal’deki dul kadınların kendilerini isteyerek kurban etmelerinin, otantik gelenekten bir sapma olduğunu, klasik metinlere dayanarak, Rammohun’dan yaklaşık 20 yıl önce göstermişti.[66] 

Keza, Reform hareketinin önemli bir kısmı olarak, (sayfa: 50) Rammohun’un Oryantalistlere duyduğu sempati, Hristiyan Unitarizmi*, Hindistan şartlarına uyduruş biçiminde de görüldü. Hiç şüphe yok, Rammohun’un “İsa’nın ilkeleri”, Avrupa tarzında yazılmış o kadar mükemmel bir Unitarian eser ve teolojik vukufiyet ve incelikte o kadar alimane bir çalışmaydı ki, insan yazarın kimliği konusunda kolaylıkla yanılabilir. Aslında Bengal entelektüeli ile Batılı ünitaryanlar arasındaki dikkate değer ideolojik benzerliği anlamak için, Rammohun’un 1820’de basılan ‘ilkeler’i ile, Lant Carpenter’in takriben aynı tarihlerde yayınlanan An Ammunition of the Cfmrges Made Against Unitarians and Unitarianism adlı kitabını karşılaştırmamız yeterlidir.

M. M. Thomas, Rammohun ve Marshman arasındaki tartışmayı ele alan son incelemesinde buna, “Hıristiyan entelektüelinin, modern Hindistan’da ciddi bir teolojik tavır ile ilk karşılaşması” diyor.[67] Hıristiyanlığın, Hindistan rönesansı üzerindeki etkisi konusunda en iyi kitabı yazmış olan Thoma

Samsun BKD Arşivi Samsun BKD Kütüphane Makale ORYANTALİZM VE HİNDİSTAN’IN OKUMUŞ ELİT SINIFI