KÜRESELLEŞEN DÜNYADA KAFKASYA ENTEGRASYONUN YENİ MODELİ

Eldar İSLAMIYOV[1] 

Ziya KENGERLİ[2] 

AVRASYA DOSYASI, Küresel Değerlendirme Özel, Sonbahar 2003, Cilt : 9, Sayı: 3, sf: 29-50 

 

 

One of the consequences of the process of globalization in the world is the increase in the regional integrations. There are some corporations between the states with similar political and economic positions. Although these corporations reveals time-to-time important and influential associations ilke EU and ASEAN, most of the time they are weak and has small potency. in this study, difficulty to create integration in the complex regions ilke, the Caucasians.   

 

 

 

I. XXI. Yüzyıl Başlarında Küreselleşme ve Entegrasyon

Evrensel  tarih  süreci  kendisini  insanlığın,  sosyal  teşkilatlanmanın (sosyal, bölgesel ve küresel) ve kamusal hayatın çeşitli alanlarında (ekonomik, politik, kültürel vb) devamlı olarak entegrasyon eğiliminde göstermektedir. Son olarak entegrasyon eğilimi tüm sosyal-tarihi birliklerin (etnik, dini, sınıf vb.) biçimlenmesinin esasını oluşturmaktadır.[3] Belirli bir anlamda evren tarihi, ulusal, ulus­lararası ve devletlerarası birlikler dahil olmak üzere çeşitli entegre bir­liklerin yaranma, gelişme ve parçalanma tarihidir.[4] Bu açıdan ente­grasyon süreçleri ölçeğinin sürekli olarak genişlemesi, yani sınırları bakımından büyük birliklerin- yerel, bölgesel ve nihayet küresel (evrensel) yönde gelişmesi evrensel tarihin karakteristik özelliklerindendir. Başka bir ifadeyle, entegrasyonun gerçekten en yüksek düzeyi olarak değerlendirilen ‘küresel toplum’, yeryüzündeki tarihi entegrasyon süreçlerinin son durağı ve mantıki sonucudur.

Tarihin tüm aşamalarında, entegre birliklerin oluşumu sürecinde etnik, dini, siyasi-ideoloji ve sosyal-ekonomik faktörler dahil, çeşitli faktörler etkili olmuştur. Tarihin her bir aşamasında bu faktörlerin etkisi değişik oranlarda olmakla beraber, bazen bu ve ya diğer faktörün ağırlık kazandığı ve dolayısıyla entegrasyon süreçlerinin temel ilkelerini belirleyen dönemler de ortaya çıkmıştır.

Eski çağlardan XX. yüzyılın ortalarına kadar olan dönemde dünyada yaşanan entegrasyon süreçlerine, genellikle etnik, dini ve siyasi-ideolojik ilkeler hakim olmuştur. Bunlardan sonuncusu olan siyasi-ideolojik ilke daha etkin ve dinamikti, nitekim onun evrensel değerler sisteminin oluşumunu engelleyen kalıplaşmış etnik ve dini ayrıcalıklarla doğrudan bir bağlantısı bulunmamaktadır. Fakat siyasi-ideolojik ilkenin varlığı da küresel entegrasyon için yetersiz kaldı. Komünist ideoloji bayrağı altında insanlığı birleştirme, aslında ise, dünyanın sürekli mücadele içerisinde olmuş kapitalist ve sosyalist cephelerine parçalanması ile sonuçlanmış teşebbüs buna bir örnek olarak gösterilebilir.

XX. yüzyıl başlarında entegrasyon politikasının temeline yerleştirilmiş olan siyasi-ideolojik ilke önemli amaçlara ulaşamamakla kalmamış, on yıllarca küresel entegrasyona engel olmuş ve bunun sonucunda dünyada sosyalist düzenin dağılmasına yol açmıştır.[5] 

Evrensel tarih tecrübesi, adı geçen ilkelerin (etnik, dini ve siyasi-ide­olojik ilkeler) entegrasyonu lokal şeklinden bölgesel ve küresel altı düz­eye kadar aşamalı ve düzenli bir biçimde geliştirmiş olsalar da, kendi küçük ve sınırlı imkanlarından dolayı insanlığı “küresel toplum” düzeyine ulaştıramadıklarını göstermektedir.

XX. yüzyıl ortalarından itibaren dünyada başlayan entegrasyon süreçlerinde sosyo-ekonomik ilke daha büyük önem kazanmaya başlamaktadır. Onun dini, etnik, kültürel, politik, ideolojik ve diğer engelleri aşmasına ve dolayısıyla dünyada entegrasyonun dayanıklı ve uygun bir temeline çevrilmesine imkan sağlaması bu ilkenin esas üstünlüğüdür. Tüm insanlık tarihi boyunca ayrı-ayrı devletlerin “küresel topluma” katılımı çoğu kez doğrudan değil, bölge­sel düzeyde entegrasyon yoluyla, yani dolaylı yoldan gerçekleşmiştir. Bu nedenle, bölgesel entegrasyonu ulusal düzeyde entegrasyonun bir gerçekleşme biçimi ve aynı zamanda onun bir aracı ve basamağı olarak değerlendirmek mümkündür.[6] 

Uluslararası entegrasyonun çağdaş aşaması, genellikle sosyo­ekonomik prensiplere dayanan bölgesel entegrasyon birliklerinin şekillenmesi aşaması olarak değerlendirilebilir. Bu anlamda, şu an varolan ve yapılanmakta olan bölgesel entegrasyon birlikleri arasındaki ilişkilerin genişletilmesi ve derinleştirilmesi de boy göstermektedir. Avrupa Birliği (AB), ASEAN, NAFTA ve diğer bölgesel birlikler arasında işbirliği sürekli gelişmektedir.[7] Onların arasındaki entegrasyonun gelişmesi için küresel programlar hazırlanmakta, gerekli mali yatırımlar araştırılmaktadır. Bu yönde yapılanlara en güzel örnek olarak, dünyanın iki büyük ekonomi bölgesi olan Avrupa ile Asya’yı birleştirecek - TRACEKA[8] (Avrupa-Kafkasya-Asya Ulaşım Koridoru) projesinin gerçek­leştirilmesi gösterilebilir.

XXI. yüzyılın ilk on yıllarında gerçekleşmesi beklenilen önemli pro­jelerden biri, ulusal entegrasyona ulaşmak amacı ile bölgesel birlikler arasında sürekli ilişkilerin kurulmasıdır.  

 

 

II. Eski Sovyet Coğrafyasında Entegrasyon Süreçleri 

Ulusal entegrasyon süreçlerinde yeni aşamanın şekillenmesi sosya­list entegrasyon sisteminin (COMECON)[9] ve ilk önce onun kurucusu ve güç merkezi olan SSCB’nin dağılması ile başlamıştır, iki küresel ente­grasyon birliklerinin (kapitalizm ve sosyalizmin) farklı gelişim eğilim­lerinin kaybolması, son olarak küresel entegrasyonun gelişim ve yapılanmasına neden olmuştur. Bunun sonucu ise, küresel entegrasyo­nun büsbütün yeni kurallarının ortaya çıkmış olmasıdır.[10] 

-  COMECON ve SSCB’nin dağılmasından sonra bunların bulunduğu mekanda sosyo-ekonomik ilkelere dayanarak, içeriği bakımından farklı olan entegrasyon süreçlerinin yeni yönleri oluşmaya başladı. Bu yeni yönleri şu şekilde sıralamak mümkün:

- COMECON üyesi devletlerin Avrupa Birliği (AB) ile entegrasyonunun başlaması;

- Eski SSCB üyesi devletlerin oluşturduğu yeni entegrasyon birlikleri (Bağımsız Devletler Topluluğu);

Eski SSCB cumhuriyetlerinin de içinde bulunduğu entegrasyon birlikleri (Karadeniz Ekonomik işbirliği (KEİB) veya Gürcistan-Ukrayna-Özbekistan-Azerbaycan-Moldova (GUÖAM)

Siyasi-ideolojik yapıda oluşturulan, eski COMECON üyesi sosyalist Avrupa devletleri (Demokratik Almanya Cumhuriyeti, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Polonya vb.), onlara daha yakın olan sosyal-ekonomik bir birliğe (Avrupa Birliği’ne) üye oldular, Avrupa devletleri ve Baltık cumhuriyetlerinin Avrupa’ya entegrasyonu ile bu devletler jeopolitik bakımdan kendileri için daha doğal olan tarihî bölgeye kavuştular.

Diğer eski Sovyet cumhuriyetleri Azerbaycan, Ukrayna, Gürcistan vb. ise Avrupa Konseyine üye oldular. Sovyetler Birliğinin çöküşü ile bağımsızlığını kazanan 15 yeni cumhuriyet dünyayla bütünleşme sürecinde kendi yerini, gelişme yönünü ararken sorunlarla karşılaştı.[11] Doğu Avrupa devletlerinden sonra eski Sovyet Cumhuriyetleri de Avrupa Konseyine üye oldular. Fakat Doğu Avrupa devletlerinden farklı olarak, eski SSCB Cumhuriyetleri için (Baltık kıyısı devletler hariç) Batıya yaklaşma - dünya birliğine entegrasyonun tek yolu sayılamazdı.

Bu devletler çeşitli bölgesel birlikler oluşturarak, değişik bölgesel birlikler içerisinde yeni entegrasyon olanakları da buldular.Eski SSCB cumhuriyetlerinin kendi aralarında birlikler oluştur­malarında yeniden entegrasyona ulaşmanın da bir payı var. Bağımsızlı­ğını kazanan devletler birkaç yıldan sonra yeni birlikler oluşturdular.

Bu da eski Sovyet cumhuriyetlerinin kendi aralarında entegrasyon olanaklarının olduğunu kanıtlamaktadır. Bunlara ekonomik, kültürel, dil, teknoloji ve diğer gelenekler de dahildir.

Eski Sovyet cumhuriyetleri bağımsızlığını kazandıkları ilk yıllarda etnik ve dini prensiplere uygun gelen birlikler oluşturmağa da çaba gös­terdiler (Türk Devletleri Birliği, Slavyan Devletleri Birliği vb.). Fakat bu teşebbüsler etkin bir entegrasyon oluşturamamış ve sadece kültürel alanda işbirliğinin geliştirilmesi ile sonuçlanmıştır. Bunun da nedeni bölgesel entegrasyon ilişkilerinin sadece sosyo-ekonomik prensiplere dayanması olmuştur. Eski Sovyetler Birliği tarafından oluşturulan ente­grasyon coğrafyasının korunması için ilk adım, Rusya’nın teşebbüsü ile Bağımsız Devletler Topluluğu’nun (BDT) yaratılması olmuştur. Bu birlik eski siyasî-ideolojik ilkelere dayanarak faaliyet gösteriyorsa da, aktif postsovyet entegrasyon birliğinin yaşaması ve geliştirilmesi amacı ile, sosyal-ekonomik ilkelerin yeniden yapılanması için yollar aramaktadır.[12]

BDT’nin kurulmasından bu yana 10 yıldan fazla bir sürenin geçmiş olmasına rağmen, SSCB’nin siyasî-ideolojik prensiplerinin geçerli olduğu dönemdeki gibi etkili bir entegrasyon birliğinin oluşturulamadığı ortaya çıkmıştır.[13] Eski dönemlerde Sovyetler Birliğinin üyeleri arasında olan sorunlar yüksek yönetim ve güç bakanlıkları tarafından çözülmekteydi. Şimdi böyle araçları kullanmak zor gözüküyor. Bu nedenle eski Sovyet Cumhuriyetleri arasında birkaç uluslararası ve arazi sorunları çözülmemiş kalmaktadır. Kafkasya bölgesindeki ihtilafları örnek olarak gösterebiliriz. Bu durumda eski Sovyet coğrafyasında etkili entegrasy­onu küçük bölgesel birlikler bazında oluşturmak mümkündür.

BDT’den sonra ilk böyle bir birlik etnik-politik ilkelere dayanılarak Rusya ile Beyaz Rusya tarafından kurulan ve sonradan da geliştirilerek 2000 yılında Avro-Asya Ekonomik Birliği (EvrAsEB) şeklini alarak Kaza­kistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın katıldığı Gümrük Birliği oldu.[14] Azer­baycan, Gürcistan, Moldova, Ukrayna ve Özbekistan’ın katıldığı diğer birlik ise GUÖAM’dır.[15] Eski SSCB ülkeleri arasında yeni enerji-ulaşım koridorunun oluşturulması bu birliğin amaçlarından en önemlisidir.

Son 10 yılda eski SSCB Cumhuriyetlerinin hepsi eski Sovyet coğrafyasının sınır komşuları ile entegrasyon birlikleri oluşturmaktalar. Bu birliklere şunlar dahildir:

-  Ekonomik   İşbirliği  Teşkilatı   (ECO).[16] Bu   birliğe   eski   Sovyet cumhuriyetlerinden   Azerbaycan,   Kazakistan,   Özbekistan   vb,   sınır devletlerden ise Türkiye, Pakistan, İran vb dahildir.

- Karadeniz Ekonomik işbirliğine (KEIB)[17] eski Sovyet cumhuriyet­lerinden —Azerbaycan, Gürcistan, Rusya, Ukrayna, sınır devletlerden ise, Türkiye, Romanya, Bulgaristan vb dahildir.

- Şanghay işbirliği Teşkilatı (ŞİT)[18] - üyeleri Kazakistan, Özbekistan, Rusya, Tacikistan, Kırgızistan ve Çin.

Görüldüğü gibi bölgesel entegrasyon süreci eski Sovyet coğrafyasının sınırlarını aşarak, eski Sovyet devletleri dahil yeni dünya entegrasyon birliklerinin oluşturulmasına ve aynı zamanda küresel ve bölgesel jeopolitik merkezlerin bu bölgede güçlenmesine olanak sağlamaktadır.

Bu arada eski Sovyet coğrafyasında gerçekleşen entegrasyon süreç­lerinin birkaç yönünü ve ‘bölgesel adalarını’ da ele almaya değer. Her bir devlet çok taraflı entegrasyonda kendi yerini aramakta ve ‘küresel topluma’ dahil olabilmesi için uygun yolla stratejik ortaklar bulmağa çaba göstermektedir.[19] 

Eski Sovyet coğrafyasında entegrasyon süreçlerinin analitik yorumu, tüm Kafkasya devletlerinin sosyal-ekonomik ilkelerle kurulan ente­grasyon birliklerine katıldıklarını göstermektedir. Kafkasya devletlerinin katıldığı tüm bölgesel birliklerin geleceğe yönelik ve stratejik olduk­larını, bu devletlerin bir-birisinin kalkınma süreçlerini tamamlaması ve hızlandırması açısından önemli olduklarını söyleyebiliriz. Bu devletlerin ulusal çıkarlarının gerçekleşmesine fırsat tanıyan ve gerekli olanı, tüm önceki tarihi evrimin öngördüğü Kafkasya entegrasyonudur.[20] 

Kafkasya devletleri arasında bölgesel entegrasyon süreçleri sadece bölge devletlerinin değil, tüm dünya toplumunun da ilgisini çekmekte­dir. Dahili ihtilaflardan arınmış, dünyaya entegre olmuş Kafkasya, ‘Batı’ ile ‘Doğu’yu ve ‘Güney’ ile ‘Kuzey’i birleştiren, bölgede küresel ente­grasyonu hızlandıran etkili köprü rolünü üstlene ve dolayısıyla, küresel entegrasyon süreçlerine yardımcı olabilir.  

 

 

III. Kafkasya’da Entegrasyonun Esas Yönleri ve Aşamaları 

Son dönemlere kadar SSCB’nin bir bütün olan politik coğrafyasında yer alan Kafkasya, şimdi değişik politik ve ekonomik çıkarların birleştiği ve kesiştiği noktada bulunmaktadır.[21] SSCB’den ayrılan diğer bölgelerden farklı olarak (Baltık, Merkezi Asya, Batı Slavyan Cumhuriyetleri) Kafkas   devletlerinin hukuki ve politik durumu dünya birliği, dünya devletlerinin durumundan farklıdır. Kafkasya kendisinin politik-hukuki ve sosyal-ekonomik bütünlüğünü kaybetmiştir.   Kuzey  Kafkasya  Rusya   Federasyonu  yönetimindedir. Siyasi bağımsızlığını kazanmış üç Kafkas cumhuriyetinden ikisi, eski “efendisinin” etnik desteğine dayanan etnik azınlıklar tarafından yapılan çatışmalarla içten yıpratılmaya zorlanmış Azerbaycan ve Gürcistan, Batı yanlısı politika uygulamaktadır. Ermenistan ise, de-facto Rusya’nın uydusu olarak, Kafkasya’da onun politikasını uygulamak­tadır.

Kafkasya’nın politik zemininin çokyönlülüğü, Rusya’daki gelişim yönü belirsiz olan değişimlere doğrudan ve ya dolaylı bir şekilde katılması, bölgenin zengin karbohidrat kaynağı olmasına ve Merkezi Asya petrol ve doğal gazının dünya piyasasına taşınması için ulaşım koridoru rolündeki öneminin yanısıra, bölge devletlerinin kalkınma süreçlerinin zorlu aşamalardan geçmesi ve kırılgan yapılan konusu, Kafkasya’ya gerek araştırma­cıların, gerekse politikacıların ilgisini çekmektedir.[22] 

Kafkasya’da çıkarı olan her bir devlet (Rusya, Türkiye, İran, ABD vb.) bölge ile ilgili kendi bakış açılarını ve kalkınma projelerini hazırlamak­tadırlar.[23] Kafkasya’daki duruma ve bölgedeki entegrasyon süreçlerinin gelişimine geleceğine ilişkin farklı görüşlerin varlığına rağmen, Kafkasya’nın geleceğini yeniden geleneksel Rusya faktörünün mü, yoksa gelecekte hız kazanacak yeni stratejik üstünlüklerin mi belirleye­ceği soruşma uygun olarak bu konudaki görüşleri ikiye ayırabiliriz:

• Yeni politik ilişkiler sisteminde bir bütün olan Kafkasya.

• Kafkasya’nın gelecekteki kalkınması, eski entegrasyon modelinin yeniden oluşturulmuş şeklidir.

Çoğu zaman bir geleneksel üstünlük faktörünün (Rusya) etkisinin diğerleri (Batı, Türkiye, İslam vb.) tarafından dışlanması, yeni stratejik üstünlükler olarak değerlendiriliyor. Bazen bu ikileme, bir “ağabey”in yerine diğerinin geçmesi adı da veriliyor. Kafkasya’daki entegrasyon süreçlerinin bu tür iki kutuplu şekilde sistemleştirilmesi çok basit görünüyor. Çağımızdaki durumun anlaşılması ve bölgesel entegrasyon birliklerinin yapılanması ile ilgili ilke ve gelişim yönlerinin belirlenmesi için tarih boyunca Kafkasya’da gerçekleşmiş entegrasyon süreçlerinin incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. 

 

A. Sorunun Tarihi

Kafkasya halklarının entegrasyon hareketi XVIII. yüzyıl sonunda Rusya’nın bu bölgede uyguladığı emperyalist politikaya tepki olarak başlamıştır. Uzun yıllar devam eden Rusya-Kafkasya savaşları Kuzey Kafkasya’nın azınlıkta olan halklarını bağımsızlık için birleşmeğe sevk etti.[24] Bu amaca ulaşmak için Şeyh Mansur’un 1785 tarihinde ortaya attığı ilk teşebbüs, Kafkasya halklarının devamlı entegrasyon birlik­lerinin oluşturulması ile sonuçlanamadı.[25] Bu harekat sonucunda Şeyh Şamil Kuzey Kafkasya’da sürekli entegrasyon birliği— imamlık oluşturabildi. Bu birlik ise, faaliyetini 1834-1859 tarihleri arasında sürdürebil­miştir.[26] 

XX. yüzyıl başlarında Rusya imparatorluğunun dağılmasından sonra Kuzey Kafkasya’da entegrasyon süreçleri tekrar hız kazanmaya başladı. Sonuçta 1918-1920 tarihlerinde Kuzey Kafkasya halklarını birleştiren Dağlılar Cumhuriyeti kuruldu.[27] Nisan 1918 tarihinde ilk kez Kafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti ilan edildi. Bu entegrasyon birliği üç ay ayakta kaldı ve sonuçta onun yerinde Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti ve Ermenistan Cumhuriyeti olmak üzere üç ayrı bağımsız devlet yaratıldı.[28] 

Rusya’da  Bolşevik yönetiminin  güçlenmesi  sonucu   Kafkasya’da entegrasyon süreçleri yeniden başladı. 1922 tarihinde siyasî -ideolojik yapıda yeni entegrasyon birliği- Kafkasya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti (KSFSC) kuruldu. Bu   birliğe   üye  olarak  Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan katıldı. Daha büyük entegrasyon birliği SSCB’nin dahilinde kurulmuş KSFSC sadece üçlü bir bölgenin merkez tarafından daha etkili şekilde yönetilmesi amacıyla oluşturulmuş geçici bir sistemdi. Belirli bir süre içinde bölgede etnik sorunların çözülmesin­den, Kafkasya’nın Rusya’ya entegresi tamamlandıktan sonra, 1936 tari­hinde KSFSC kaldırıldı.[29] 

KSFSC ve Dağlılar Cumhuriyetinin kaldırılmasından sonra hukukî-ekonomik açıdan Kuzey Kafkasya Özerk Cumhuriyetleri[30] ve Kafkasya Cumhuriyetleri[31] birleşik Kuzey Kafkasya ekonomik bölgesine[32] entegre edildi. Bu bölgelerin de bir bütün olarak merkeze- Moskova’ya entegrasyonu sağlandı. Bu süreç SSCB’nin son yıllarına kadar devam etmiştir.

SSCB dağıldıktan sonra[33] XX yüzyıl başlarında olduğu gibi, büyük Kafkasya’nın güneyinde üç bağımsız cumhuriyet, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan Cumhuriyetleri kuruldu. Kuzey Kafkasya’da ise, bağımsızlık uğruna entegrasyon süreçleri hızlanmağa başladı. Çeçenistan Cumhuriyeti 1992 tarihinde bağımsızlığını kazanarak bölg­eye liderlik etti.[34] 

Kafkasya’daki entegrasyon süreçlerinin kısa tarihi analizi, onların belirli dönemlerde boy gösterdiklerini ve direk olarak Rusya’daki gelişmelerden etkilendiğini kanıtlamaktadır. Bu durumda Kafkasya’daki entegrasyon süreçlerinin hızlanması yeni, fakat zayıf birliklerin oluşması ve onların Rusya’da iç istikrarın sağlanmasından ve bölge üzerindeki etkisini güçlendirmesinden sonra parçalanması ile sonuçlanmıştı.

XX yüzyıl sonu- XXI yüzyıl başlarında yeni olağanüstü sosyal-politik durumun oluşmasıyla Kafkas devletleri bölgenin bir bütün olarak ve aynı zamanda bölge devletlerinin ayrı ayrılıkta kalkınmasını destekleye­cek bir sosyal-ekonomik birliğe entegre olma olanağına kavuşmuşlar­dır. Bu konu, Kafkasya entegrasyonunun gerçekçi bir modelinin hazırlanması ile mümkün olabilir. 

 

B. Kafkasya’nın Entegrasyon Modelleri

 Son dönemler Kafkasya’nın entegrasyonu ile ilgili ortaya atılmış modeller sayısızdır (Kafkasya Ortak Evi, Kafkasya Ortak Pazarı, Transkafkasya Birleşik Devletleri). Bu modellere üye olan devletlerin sayısı ikiden (Azerbaycan, Gürcistan) sekize (Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Türkiye, Rusya, İran, ABD ve AB) kadar değişmektedir. Ayrı-ayrı devletlerin modellerdeki sayısı ve üye olarak modelde bulunma devamlılığı değişmekle beraber, bunlardan her biri belirli bazı sorulara çözüm bulmak için faaliyet göstermektedirler.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Kafkasya’da barışı, istikrarı ve kalkınmayı sağlamak amacı ile “Özgür Kafkasya” fikrinin devamı olarak “Kafkasya Ortak Evi”[35] kurulmuş ve bu ise, “Özgür Kafkasya” fikrinin modernleştirilmiş ve yeni jeopolitik gerçeklere uyarlanmış bir görünümü idi.

Bu yönde ilk adım olarak 1989 tarihinde Kafkasya Dağlı Halkları Asamblesi kurulmuş ve 1991 tarihinde bu kurum Çeçenleri, Kabardinleri, Adıgeleri, Abazinleri, Abazaları ve Kafkasya’nın diğer halklarını birleştiren bir Konfederasyona dönüştürülmüştür.[36]

Birinci aşamada “Ortak Kafkasya Evi” fikri Kuzey Kafkasya halkları arasında çok büyük ilgi yarattı. O zaman bu bölgesel entegrasyon Kuzey Kafkasya’nın birliği olarak değerlendiriliyordu. Fakat Kuzey Kafkasya’nın   özerk  yönetim   kurumları   için  gerekli   olan devlet bağımsızlığı, doğal zenginlik vb. koşulların olmaması, karşıya koyulan amacın gerçekleştirilmesini engelliyordu. Bu sorunları önceden gören Kuzey Kafkasyalı politikacılar Kafkasya entegrasyonuna doğrudan ilgi gösteren güney komşuları olan Azerbaycan ve Gürcistan'la işbirliğinin geliştirilmesinin gerekliliğini anlamaya başladılar.

Moskova'nın Kuzey Kafkasya'nın Özerk Cumhuriyetleri üzerinde yönetimini güçlendirmesi, onların Kafkasya entegrasyo­nuna serbestçe katılmalarını çok uzak geleceğe taşıdı.

Öte yandan Ermenistan'ın Transkafkasya'da uyguladığı işgalci ve terörist siyaset bu devletin pratik olarak yakın gelecekte bölgesel entegrasyon birliğine katılmasını imkansız kıldı. Böylece, “Ortak Kafkasya Evi” fikri belirli bir zaman içinde bölgesel önem kazandıysa da, aslında gerçekleştirilmesi imkansız oldu.

Aynı nedenle bugün Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan'ın beraber katılacakları Kafkasya entegrasyon modelinin gerçekleştirilme­si de imkansızdır.[37] Bu fikrin gerçekleştirilmesine engel, Ermenistan'ın Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ'daki topraklarını işgali[38] ve ayrıca Gürcistan'ın Samshe-Cavahetya bölgesinde Ermenilerin bölücülük poli­tikası yürütmesidir.[39] Azerbaycan'ın bu durumda, kendisine karşı işgalci politika izleyen Ermenistan'la ekonomik işbirliği yapmasına imkan bulunmamaktadır. “İkinci Karabağ sorunu”nun Cavahetya'da tekrarlan­ması tehlikesi ise, Gürcistan'ı Ermenistan'la dikkatli olmaya ve aynı zamanda Azerbaycan'a yaklaşmaya sevk ediyor. Kafkasya'da entegras­yon modellerinden birisi de, ilk olarak Azerbaycan ile Gürcistan'ın, son­raki aşamada ise, Ermenistan'ın da katılabileceği düşünülen “Kafkasya Birleşik Devletleri” (KBD) fikrinin gerçekleştirilmesidir.[40] Bu fikri önerenin düşüncesine göre, Abhazya, Güney Osetya ve Dağlık Karabağ'ın "federe birimler olarak ve ayrılmama şartıyla" KBD'ye girme­si Azerbaycan ve Gürcistan'ın kalkınmasını engelleyen bölücülüğe son verebilir.

Kafkasya'nın entegrasyon modellerinden birisi de, 1996 yılında Kislovodsk zirve görüşmelerinde Rusya tarafından önerilen “3+1” mode­lidir. Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan ve Rusya'nın yanısıra Çeçenistan hariç Kuzey Kafkasya Özerk Cumhuriyetleri yöneticilerinin katıldığı bu zirvede Rusya tarafından "Rusya Federasyonun Kafkasya'daki çıkarları" ve "jeopolitik açıdan Kafkasya'nın Rusya'dan ayrılmasının imkansızlığı" fikri defalarca bildirilmişti. Rusya'nın Kafkasya entegrasyonu için sunduğu “3+1” önerisi bir tarafa uygun gelmesinden ve diğer tarafların işine yaramamasından dolayı proje halinde kaldı.

Aynı  zamanda, Kafkasya’nın büyük   bölgesel   sistemleri, örneğin  Avrupa  Birliğini ve Asya-Pasifîk bölgeyi birleştiren merkez olarak evrensel rolünün gerçekleşmesini hızlandıran bölgesel modellerin olduğunu da vurgulamak gerekir.

Bu model­lerden biri AGİT’in İstanbul zirvesindeki “3+3+2” (Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan + Rusya, Türkiye, İran + ABD, AB) modelidir.

Kafkasya’nın   entegrasyonu   için   önerilen   modelleri   inceledikten sonra, şu esas grupları belirlemek mümkün:

Kuzey Kafkasya Özerk Cumhuriyetlerini ve Kafkasya’nın bağımsız devletlerini birleştiren “Ortak Kafkasya Evi” modeli;

Kafkasya’nın   bağımsız   devletleri   olan   Azerbaycan,   Gürcistan, Ermenistan’ı birleştiren modeller;

Kafkasya’nın bağımsız devletleri ve Rusya’yı birleştiren “3+1” modeli;

Üç bağımsız Kafkas devletini üç sınır devleti ve diğer dünya devlet­lerini birleştiren modeller (“3+3+2”).

Tüm bu projelerde ilgi çekici noktalar var ve proje yazarlarının kendi projelerinin geçerliliği için ileri sürdükleri görüşleri son derece inandırıcıdır.

Fakat bu modeller, Kafkasya entegrasyon fikrinin dünya birliği tarafından desteklenmesine rağmen, şimdiye kadar objektif ve sübjek­tif nedenlerden dolayı soyut modeller olarak kalmaktadırlar. Kanaatimizce, elde olan tüm modellerin entegrasyonun sosyo­ekonomik mekanizmasının harekete geçirebilmenin konseptüel esasını oluşturamaması için genel bir yetersizliği vardır: Bunun nedeni, Kafkasya entegrasyonunun tüm sorunlarının, onun yapısının, mekanizmasının ve hareket verici gücünün doğru bir biçimde yorumlanmamasıdır. Kafkasya’nın gerçekçi bir entegrasyon modelinin hazırlanması ve onun bu yönde gerçekleştirilecek somut faaliyetin esasına yerleştirilmesi, küresel ve bölgesel değişimleri göz önünde bulundurarak Kafkasya’nın dünya siyasî coğrafyasında yerinin ve rolünün belirlenmesini[41] ve ayrıca Kafkasya’nın siyasî ve coğrafî taksimi ile ilgili olarak kullanılan anlamların tekrar incelenmesini ve streotip usulden vazgeçilmesini gerektirir. 

 

C. “Kafkasya” Anlamı Hakkında

 “Kafkasya’nın jeopolitik anlamının bugünkü içeriği kendi bağlantıla­rı açısından Rusya’nın XV1II-XIX yüzyıllarda Kafkasya’yı işgali dönemine kadar uzanıyor. Rusya’nın Kafkasya’ya yerleşmesi sonucu bölge Kafkasya ve Transkafkasya olarak tanımlanıyor. Sonraki dönemde Transkafkasya’nın ele geçirilen arazilerinden kuzeyde bulunan yerler için ‘Kuzey Kafkasya’ ibaresi kullanılmaya başlanıyor.

Transkafkasya”nın adlandırması Rusya’nın bir dış politika konseptinin bir parçası olarak metropolün ele geçirilmiş böl­genin siyasi-idari taksimine bakışının ürünü idi. Doğal olarak, çoğu kez bölge halklarının çıkarları ve aynı zamanda bölgede kurulmuş olan ekonomik, kültürel ve diğer ilişkiler Rusya imparatorluğunun çıkarları karşısında hiçe sayılıyordu. Büyük Kafkasya dağlarının güneyinde bulu­nan arazilerin Kafkasya ile hiçbir ilgisinin olmadığını ve dışında bulun­duğunu kastetmiş oluyordu. Bundan dolayı işgal olunmuş Kafkasya’nın kuzey ve güneyinde oturan yerli halkların bölünmesini öngören bu kat­egori aslında Rusya İmparatorluğunun Kafkasya bölgesindeki siyasi amaçlarının belirtisi ve bu amaca ulaşmanın bir aracı olmuştu.

Tabii, “Transkafkasya” kategorisinin sadece coğrafî değil, aynı zamanda jeopolitik anlamı da vardı. Bunu “Transkafkasya”nın Rusya İmparatorluğu’nun Kafkasya bölgesinde güney devlet sınırlarına kadar uzandığından ve bu kategorinin ölçüsünün değişimlere bağlı olduğundan görmek mümkün. XIX yüzyılın sonunda Osmanlı İmparatorluğunun Kars vilayetinin Rusya tarafından işgal edilmesinden sonra, bu bölge Kafkasya’nın bir parçası olarak görüldü. Fakat Rusya’nın Kars, Ardahan ve Beyazıt bölgelerini kaybetmesinden sonra, siyasî ve tarihî belgelerde bu araziler Kafkasya’nın bir parçası olarak görülmüyordu. Bu araziler Kasım 1918 tarihinde kendisini bağımsız devlet ilan ederek, ‘Güney-Batı Kafkasya (Kars) Demokratik Cumhuriye­ti’ adını aldı.[42] 

“Transkafkasya” kategorisi jeopolitik gerçekliği, yani Rusya’nın bölgedeki salt egemenliğini yansıtarak, XX yüzyılın 90’lı yıllarının başına kadar kullanıldı. Bölgenin jeopolitik paylaşımında Rusya mode­linden uzaklaşılmasının ilk adımı, “Transkafkasya”nın daha doğru olan ve Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’ı içine alan “Güney Kafkasya” kategorisi ile değiştirilmesi oldu.

“Güney Kafkasya” terimi daha önce kullanılan “Transkafkasya” kelimesi gibi Rusya’nın jeopolitik konumun ifade eder bir anlam taşımaktadır, çünkü Kafkasya’nın, Rusya Federasyonunun yönetiminde kalan Kuzey Kafkasya’dan farklı olarak, Rusya’dan ayrılan parçasını ifade ediyor. Kafkasya’nın iki parçaya bölünmesi, yine de Rusya ile bağımsız Kafkas devletleri arasındaki sınırlara uyarlanarak değerlendiri­liyor. “Güney Kafkasya” teriminin SSCB’nin dağılmasından sonra daha sık-sık kullanılmağa başlanılması da rast gele değildir. “Güney Kafkasya” kategorisi bölgenin yeni jeopolitik durumunun önemli yönünü- üç yeni bağımsız devletin kurulmasını yansıtıyor.

Tüm Kafkasya’nın geleceği için bu tarihi olayın değeri, bölgede gele­cekte bir bütün olacak Kafkasya’nın kurulmasının temelini atarak, Kafkasya’nın büyük halklarına bağımsız devletlerini vermiş ve onların yakınlaşmasına yol açmış olmasındadır.

Bununla ilgili olarak, “Kafkasya devleti” anlamının içeriğini açıklamaya ihtiyaç var. Öncelikle bu devlet her bir devlet için gerekli olan öğelere sahip olmalı ve arazi bakımından Kafkasya’da bulunmalıdır. Şimdiki durumda Azerbaycan ve Gürcistan sözünü ettiğimiz koşullara uygun, fakat Ermenistan, devlet olmasına rağmen Büyük Kafkasya dışında bulunmasından dolayı, onu “Kafkasya devleti” olarak kabul etmek imkansız. Rusya’ya gelince ise, bu devlet Kafkasya’nın sadece bir sınır bölgesi olarak kabul etmek mümkün, çünkü onun arazisinin çok az bir kısmı Kafkasya’ya bağlıdır.

Bu bakımdan “Güney Kafkasya” terimi bugünkü anlamıyla Kafkasya’daki jeopolitik süreçlerdeki değişimin mahiyeti ve içeriğini tam yansıtamamaktadır. Aslında burada söz konusu olan bir terimin diğeri ile mekanik bir biçimde, Rusya’nın eski Sovyet mekanı çerçevesinde Kafkasya’yı Kuzey ve Güneye (Transkafkasya) taksim eden eski değişiklik modeline dayanılarak yapılan bir değişikliktir.

Kanaatimizce, bu modelin önemli iki eksiği var. Birincisi, bu model eskimiş, çünkü Rusya’nın Kafkasya’da tek başına egemenliği dönemi­nin temelini oluşturan jeopolitik gerçeklik kaybolmuştur, ikincisi, söz konusu model Kafkasya’nın tarih boyunca oluşmuş sosyo­ekonomik, sosyo-kültürel ve etnik parametrelerini yanlış yansıtıyor. Bu yanlışlık öncelikle Türkiye’nin Kuzey-Doğu (Kars, Ardahan, Artvin, Iğdır vb.) illeri ile İran’ın Kuzey-Batı (Doğu Azerbaycan ve Batı Azerbaycan) bölgesinin Kafkasya sınırları içine katılmamasından kaynaklanıyor. Kafkasya’nın Rusya tarafından işgal edilmesinden yüzyıllar önce, bugün büyük çoğunlukla Kafkasya halklarının oturduğu adı geçen bu toprak­lar yüzyıllar boyunca aynı sosyo-ekonomik ve etno-kültürel mekanda bulunmuş ve dolayısıyla bu ülkelerin “Kafkasya” vilayetleri ve Rusya’nın Kafkasya bölgesi (Kuzey Kafkasya) olarak kabul edilebilirler.

Yaptığımız incelemeler sonucu Kafkasya bölgesinin aşağıdaki şekilde bir taksime tabi tutulabileceğini savunuyoruz:

-  Merkezi Kafkasya- üç bağımsız devleti- Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan’ı içine alan bölge;

- Kuzey Kafkasya - Rusya Federasyonunun sınırlarında bulunan özerk devlet birimlerini içine alan bölge;

-  Güney Kafkasya — Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ile sınır komşusu olan Türkiye’nin illeri (Güney-Batı Kafkasya) ve İran’ın Kuzey-Batı bölgesi (Güney-Doğu Kafkasya).

Kafkasya’nın parametrelerinin belirlenmesi ve onun sosyo­ekonomik mekanının taksimi ile ilgili olarak teklif ettiğimiz model, kanaatimizce, bölgedeki çağdaş jeopolitik gerçekliği eksiksiz ve kesin olarak yansıtıyor, bölgenin tüm ülke, vilayet ve özerk kurumlarını kapsıyor ve bir sosyo-kültürel birlik olarak Kafkasya’nın tarih boyunca oluşa gelmiş özelliğini dikkate alıyor.

 Kafkasya bölgesinin merkez, kuzey ve güney kısımlarına bölünmesi Kafkasya’da entegrasyon süreç­lerinin ilkesel olarak yeni ve gerçekçi gelişme yollarını belirlemeye olanak veriyor. Aynı zamanda, Kafkasya’nın taksimi ile ilgili olarak sunulan öneride Ermenistan’ın “ikili” yeri olduğunu göstermemiz gerekiyor. Sunulan modelde Ermenistan Merkezi Kafkasya’ya dahildir, ancak Ermenistan’ı Güney Kafkasya’ya dahil etmek daha doğru olurdu, nitekim, bu ülkenin arazisi Büyük Kafkasya’nın dışında, Türkiye’nin (Güney-Batı Kafkasya) ve İran’ın (Güney-Doğu Kafkasya) bulunduğu bir arazide yer alıyor. Ermenistan’ın arazisi coğrafî bakımdan Güney Kafkasya sınırları içerisindedir. Bu durumda bazı faktörler Ermenistan’ı Güney Kafkasya’ya dahil etmeye imkan vermiyor.

İlk önce buna neden Ermenistan’ın tarih boyunca SSCB’nin Transkafkasya ekonomik bölgesi dahilinde Azerbaycan ve Gürcistan’la gelişmiş sosyo-ekonomik ilişkilerinin, aynı politik ve hukuki ve sosyal-demografik parametrelerinin olmasını dünya birliğinde Azerbaycan ve Gürcistan’la beraber Ermenistan Kafkasya ülkeleri olarak değerlendirildiğinden dolayı, biz de Ermenistan’ı şartı olarak Merkezi Kafkasya’ya dahil ettik. 

 

D. Kafkasya’nın Entegrasyon Yolları

 Kafkasya’nın parametreleri ve sosyal-ekonomik yapısının belirlen­mesi için önerilen bu metot sadece post Sovyet mekanını (Kuzey Kafkasya ve Transkafkasya) kapsayan geleneksel yaklaşımlardan farklı olarak, Kafkasya’ya, aynı zamanda Türkiye’nin Doğu ve İran’ın Kuzey-Batı bölgelerini de dahil etmeyi öngörüyor. Bu tür yaklaşımın bölgenin çok karmaşık jeopolitik manzarasını çıkmaza sokacağı akla gelebilir. Fakat böyle yaklaşım sonucu eksik olan “unsurları” de hesaba katarak, Kafkasya’nın bütünlüğünü tamamlamaya ve böylelikle de bölgede dinamik, istikrarlı ve sistemli entegrasyon süreçlerini temin etmek mümkün, yani biz de Merkezi Kafkasya’nın (Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan) bağımsız devletlerini ve bölgenin büyük devletlerini (Rusya, Türkiye, İran) kapsayan Kafkasya entegrasyon modelini (“3+3”) öneriyoruz.  

 

 

D. 1. Kafkasya’nın Sosyo-Politik Entegrasyonunun Önkoşulları. 

Önerilen model çerçevesinde Kafkasya’nın çağdaş jeopolitik manzarasının tüm bölge entegrasyonunun sosyo-politik önkoşullarını onun terkip parçaları arasında olan sosyal-ekonomik ilişkilerini büsbütün belirlemeye fırsat tanıyor.

Sosyo-ekonomik açıdan bir bütün olan Kafkasya her zaman bölge devletlerinin Rusya, Türkiye ve İran’ın[43] özel çıkarları kapsamında yer almış ve almaktadır. Bu devletlerin her biri bölgede kendi çıkarları olduğu ve Kafkasya’nın bütünlüğünü kendilerine uygun bir biçimde anladıkları için, kendilerinin politik ve hukukî ve ekonomik araçları ile Kafkasya devletleri arasındaki entegrasyon süreçlerini ve gelişme tem­polarını etkilemiş ve etkilemektedirler. Bunun yanısıra bölge devlet­lerinin güç oranı zaman zaman değişmiş ve bunlardan biri bölgede tek başına “egemen” olmuştur. En son “monopolist” devlet Rusya olmuştur.

Çağdaş jeopolitik eğilimler ve üç Kafkasya cumhuriyetinin bağımsızlık kazanması ile öyle bir ortam yaranmış oluyor ki, bölge devletlerinin her birisi sınır vilayetleri aracılığı ile Genel Kafkasya enteg­rasyon süreçlerine katılmak için beraber olanak kazanmış oluyorlar. Bu ise, sonuçta Kafkasya’nın “ihtilaf vesilesi” olmaktan çıkarak, tüm bölge devletleri çıkarlarının karşılandığı bir bölgeye çevrilmesine yardımcı olacak ve dolayısıyla Kafkasya’da olan bütün ihtilaf ve sorunların çözülmesi için imkan yaratacaktır. Son on yıl içinde Merkezi Kafkas­ya bölgesinde çok önemli değişimler yaşanmıştır. Kafkasya’nın sadece bu bölgesinde Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan bağımsızlığını kazanmış ve bu özgürlük onlara jeostratejik yönelimlerini kendi başına belirleme imkanı vermiştir. Azerbaycan ve Gürcistan dış politikalarında Batı ve Türkiye ile yakınlaşmayı esas yön olarak seçmiş ve bu yönde her iki devlet başarılı adımlar atmaktadırlar. Ermenistan ise, Rusya’nın uydu devleti kalmakta devam etmenin yanısıra, İran ile de

Samsun BKD Arşivi Samsun BKD Kütüphane Makale KÜRESELLEŞEN DÜNYADA KAFKASYA ENTEGRASYONUN YENİ MODELİ