KAFKASYA'DA ÇATIŞMA GEÇMİŞ, SORUNLAR VE GELECEK İÇİN ÖNGÖRÜLER

Paul B.HENZE

Avrasya Etüdleri, TİKA Yay., Ankara, İlkbahar 1994, s:66-80. 

 

 

GİRİŞ

Bir bütün olarak ele alındığında Kafkasya, dünyada çok az bölgeyle karşılaştırılabilecek doğal zenginliğe sahiptir. 600 mil uzunluğundaki muhteşem bir dağ sırası, bölgeyi kuzeybatıdan güneydoğuya doğru ikiye böler. Dağların her iki yanında, Sovyet döneminde nispeten az zarar görmüş olan yapraklı ve kozalaklı geniş ormanlar uzanmaktadır. Kafkasya eski çağlardan beri mineral zenginliğiyle tanınmaktadır. 19. yüzyılın sonlarında çıkarılmaya başlanmış olan Azeri petrolü, Sovyet döneminde Rus ekonomisinin büyük kısmını beslemişti. 20.yüzyılın başında, Çeçenya'nın Grozni şehri etrafındaki petrol sahaları üretime başlamıştı ve bu bölge halen de eski Sovyetler Birliği'nin uçak yakıtı ihtiyacını büyük oranda karşılamaktadır. Bölge kendi kaynaklarıyla kendisini besleyecek ve donatacak durumdadır. Gelişmiş altyapısına karşın nüfuzu fazla değildir. Doğanın cömert olduğu dünyanın böyle çekici bir parçasının bu kadar fazla gerginlik ve çatışmaya sahne olmasının sebebi nedir?

Kafkasyalılara sorunlarını çözmelerine ve gelecekte belirli bir rota çizmelerine yardım etmek isteyenler, bir çok faktörü göz önünde bulundurmalıdırlar.    

 

TARİH

Bütün eski-komünist dünyada olduğu gibi, tarih Kafkaslarda, komünizm tecrübesini yaşamamış olanların asla anlayamayacakları bir biçimde tekrar dirilmişti. Dünya üzerindeki en eski yerleşim bölgelerinden birisi olması ve dünyadaki diğer topluluklarla ilişkisi olmayan dilleri konuşan halkların oturmasından dolayı Kafkasya bölgesi, tarihin uğraştığı bir alan olmuştur. Sovyet dönemi boyunca tarih, geçmişleriyle ilgili olarak Kafkasya halklarının çoğunluğunu aldatan ya baskıyla ya da zorla katı, dogmatik bir çerçeve içinde tutulmuştu. Buna rağmen Kafkasyalılar kimlikleri ve geçmişleri hakkında büyük endişe duydular. Komünizmin çöküşüyle birlikte Kafkasyalılar tarihlerine yeniden sahip olmada ve geçmişlerini keşfetmede özgür oldular. Bu süreci izlemek heyecan veriyor. Ancak ters bir eğilim de var. Her etnik grubun ayrı bir kökeni ve geçmişi var ve bu özellikler sık sık komşu grubun özelliğiyle çatışmaktadır. Böylece tarih hakkında büyük bir tartışma oluşmaktadır. Günümüzün sorunları eski metinlerde, arkeolojide ve hatta hikaye ve mitlerde tartışılmıştır. Tartışma ilgi çekici ve heyecan verici olmakla birlikte çatışmaların çözümünü kolaylaştırmaktan ziyade ağırlaştırmaya ve karıştırmaya yöneliktir. 

Son iki veya üç yüzyılda Kafkasya'nın tarihi Hindistan, Ortadoğu veya Afrika tarihinde olduğu gibi bir kolonyal tecrübeyi büyük oranda yaşamıştır. Rus tarihçileri ve Sovyet uzmanları sık sık bu hususu unuturlar. Kafkasya'da Rus ilerlemesi 17. yüzyılda başladı ancak 18.yüzyılın sonuna kadar ilerleme hızlı şekilde olmadı. Sonra Rus ilerleyişi büyük bir acıyla birlikte hızlandı. 19. yüzyılın ilk çeyreğinin sonunda Rus imparatorluğunun Türkiye ve İran'la olan sınırları kesin olarak oluştu ve 1991'de Sovyetler Birliği çökene ve yeni bağımsız olmuş Transkafkasya cumhuriyetleri ortaya çıkana kadar değişmeden kaldı. Büyük oranda Müslüman olan Kuzey Kafkasya, 1860'lara kadar Ruslara boyun eğmedi. Bölge halklarının çoğunluğu hiçbir zaman Rus hakimiyetini kabul etmedi. Fırsat buldukları her zaman ayaklandılar. Kuzey Kafkasya ve Transkafkasya halklarının büyük bölümü kendilerini, günümüzde kolonyal bir geçmişten kurtarmış görüyorlar. Eskiden sömürge olmuş Asyalı ve Afrikalıların bazı tutum ve davranışlarını taşıyorlar.   

 

ETNİK YAPI

Karşılaştırma yapmak gerekirse Kafkasya'nın etnik karışıklığı, ilk bakıldığı zaman Afganistan veya Balkanlara benzemektedir. Birkaç tanesi istisna olmak üzere etnik farklılık ve dil içinden çıkılmaz surette birbiriyle bağlantılıdır. Halkları ve dilleri sınıflandırmak için kullanılan kritere göre Kafkasya'da, her biri farklı bir dil veya diyalekte sahip olan elli kadar etnik grup gösterilebilir. Yerli milliyetlerin büyük çoğunluğu Azeri, Ermeni, Gürcü ve Çeçendir. Azeriler Türk’tür ve Anadolu Türküne benzer bir dil konuşurlar. Ermeniler eski bir Hint-Avrupa dil ailesine ait olan halktır. Kafkasya'nın en eski halkları Gürcüler ve Çeçenlerdir. Ayrıca Kuzey Kafkasya'da eski zamanlardan beri yaşayan bir düzine kadar etnik grup vardır. Bu etnik gruba Abhazlar ve çeşitli Çerkez alt grupları, Çeçenlerin kuzenleri olan İnguşlar ve Avarlar, Lezgiler ve Dağıstandaki diğer gruplar dahildir. Bu grupların hepsi Kafkasya'nın etnik karışımını oluşturur. Kafkasya'da, dünyanın ilk bin yıllık döneminde ortaya çıkan Türkler arasında Azerilerden başka dört Kuzey Kafkasya Türk grubu daha vardır: bunlar Karaçay, Balkar, Nogay ve Kumuklardır. Daha küçük Türk grupları da vardır bölgede. Örneğin II. Dünya Savaşı'nın sonunda çeşitli Kuzey Kafkasya halklarıyla birlikte sürgün edilen ancak 1950'lerin sonunda diğer sürgün edilen halkların topraklarına geri dönmesine izin verilirken kendilerine izin verilmemiş olan Gürcistan'ın Mesket Türkleri gibi. Dağların kuzeydoğusundaki steplerde büyük bir alana sahip olan Kalmuklar Moğol’dur ve Kuzey Kafkasya'nın merkezinde oturan Osetler ise İrani bir dil konuşurlar. Başka küçük İrani gruplar da vardır. Yunanlı gruplar da eski çağlardan beri Kafkasya'da yaşamıştır. Nihayet, bölgede Kürtler, çeşitli Yahudi grupları, Asurlular son olarak da Slavlar bulunur. Diğer halklarla karşılaştırıldığında Slavlar bölgeye yeni gelmişlerdir.

Ruslar ilk olarak Kafkasya'ya 16. yüzyılda Çarlık idaresinden kaçan Rus Kazaklar olarak geldiler. Bu Rus Kazakları bağımsız yaradılışlı gruplardı ve yerli halkla evlilik yaptılar. Kazakların Rus devletiyle uzun zaman pek zayıf bir ilişkisi olmuştu; ancak 18. yüzyılda artan bir şekilde Rus ordusunun bölgeye yaptıkları hücumların içine çekilmişlerdir. 18. yüzyılın sonunda Rus Kazakları, bazen denetime gelmelerine rağmen yine de Rusların Kalmuklar ve Kuzey Kafkasyalı dağ halklarına karşı yürüttükleri harekâtta önemli bir unsur olmuştur. Rus Kazakları Bolşevikler tarafından baskı altına alındı. Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana Rus Kazakları yeniden gelenek ve kimliklerini hissetmeye başladılar. Kazakların geçmişiyle hiçbir bağlantısı olmayan bir kısım insan dahi şimdi Kazak olduklarını iddia ediyorlar.

Diğer Ruslar, Kafkasya'ya, Ukraynalılar ve Beyaz Ruslarla beraber, 18. yüzyılın sonunda göçmen, görevli, tüccar, girişimci ve tekniker olarak geldiler. Rusların bölgeye göçü, Çarlık yönetiminin son ve Sovyet yönetiminin ilk on yılında hızla arttı ancak 1970'lerin başından bu yana Rusların ve diğer Slavların bölgeden dışarıya doğru göç etmeye başladığı görülüyor. Sovyetler Birliği'nin çökmesinden beri dışa yönelik göç öylesine hızlanmıştı ki halen toplam nüfusları 16 milyon olan üç Transkafkasya Cumhuriyetinde yarım milyondan az Rus kalmıştır. Kuzey Kafkasya'daki 6 milyonluk toplam nüfusun muhtemelen %20'si Slav’dır.

Etnik bilinç bütün Kafkasya'da çok güçlüdür ve Rusça ikinci bir dil olarak geniş şekilde konuşuluyorsa da yerel dillere bağlılık oranının yüksekliği ortak bir özelliktir. Sovyet sistemi istemeyerek etnik bilinci teşvik etmiştir. Sistemin çöküşü ise bu bilinci daha da arttırmıştır. Ne olacaklarını bilmeyen etnik grupları ve onların liderleri gelecekleri ve komşularıyla ilişkileri konularındaki hassasiyetleri dolayısıyla etnik dayanışma yoluna dönerek, güvensizliklerini gidermeye çalışmışlardır.    

 

DİN

Din Kafkasya'da esas itibariyle milli yapının talî bir unsuru olagelmiştir. Örneğin, Hıristiyanlar ve Müslümanlar her ne kadar kendileriyle aynı inanca sahip başka etnik gruplara karşı büyük yakınlık hissederlerse de, ortak bir dine bağlılık, eğer çatışmaya toprak sorunları neden olmuşsa ve bu durum ekonomik rekabetle şiddetlendirilmişse, gerginliği ve düşmanlık duygularım engellemeye yetmez. Tarihî olarak Rusya kendisini bütün Hristiyanların koruyucusu olarak görerek, Gürcülerin ve Ermenilerin hristiyanlığa bağlılığını sömürmüştür. Ancak Gürcüler arasında Moskova'nın Gürcü Ortodoks Kilisesini idare etmesine karşı duyulan kızgınlık çok fazladır. Ermenilerin arasında din daha karışık biçimde işlevini yerine getirmektedir. Buna rağmen artık otomatik olarak Ermeniler Rusya'ya yönelmemektedirler. Azerilerin üçte ikisi Şii iken Azerbaycan'da dinî gerilim ciddi bir sorun haline gelmemiştir. Kuzey Kafkasya'da Müslümanların hemen hepsi Sünni’dir. Genelde Kuzey Kafkasya'da İslami duygular ve adetler Doğu'da güçlüdür ve Batı'ya doğru bu bağlılık azalmaktadır. Bu durum tarihi yansıtmaktadır. Doğu Kafkasya İslam’ın ilk iki yüzyılında burayı işgal eden Araplar tarafından Müslümanlaştırılmıştır. Merkezdeki dağların Kuzeyinde ve batısında yaşayan halkların bir kısmı 18. yüzyıla ve bazı yerlerde 19. yüzyıla kadar Bizans Hıristiyanlığına bağlanmakla beraber eski inançlarını da korumuşlardır.

Günümüzdeki çatışmanın başlıca nedeni olarak din, (bazen Kafkasyalılarca kasten) hem yanlış anlaşılmaktadır hem de yanlış gösterilmektedir. Örneğin Abhazlar Batı basınında devamlı olarak Türk dili konuşan bir Müslüman halk olarak tanımlanıyor. Oysa Abhazların büyük kısmı hiç Müslüman olmamıştır. Dillerinin de Türkçe ile bir ilişkisi yoktur. Müslüman olan Abhazların çoğunluğu, Çerkes, Çeçen, Dağıstanlı ve başka halklarla (iki milyon civarında) beraber 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğuna göç etmişti (veya Ruslarca sürülmüştü). Günümüzdeki Kafkasyalı liderler (mesela Çeçen Başkan Dudayev) Abhazya'daki müdahaleye bir örtü olarak İslami dayanışma fikrini kullanırken, aslında başka saiklerle hareket etmişlerdir. Din Abhazya'daki çatışmada aslî bir faktör değildir. Yine din kendi başına (per se), her iki tarafın katliamına yol açmış olan ve Dağlık Karabağ'da sonu olmayacak gibi görünen bugünkü savaşı besleyen Azeri-Ermeni düşmanlığının aslî bir nedeni değildir. Düşmanlık, kökleri son iki yüzyılın tarihinde yatan etnik ve ekonomik çekişme ve toprak sorunlarından çıkmıştır.   

 

SOVYET SÖMÜRGECİLİĞİ

Her ne kadar Rus emperyalizminin fetihleri güç ve şiddete dayanmışsa da, Rus sömürge idaresi, kendisini takip eden Sovyetler Birliği sömürgeciliğine nazaran yine de nispeten merhametli olmuş denebilir. Bolşeviklerin hiç birisi gerçekten başlangıçta Lenin tarafından Rus İmparatorluğunun ihya edilmesini hiçbir şekilde sömürgecilik olarak görmek istememişler ve, bilmeden de olsa, kendilerini tüm insanlığı yeniden şekillendirdiklerine ve düzelttiklerine inandıran bir mefkure aşkıyla yola çıkmışlardır. Fakat bu Bolşevik idealistler hızla, Lenin, Troçki ve Stalin tarafından 1917 Devrimi'nin peşinden üç Transkafkasya ulusunun kurduğu bağımsız cumhuriyeti yıkmak için kullanılmış olan Kızıl Ordu gerçeğinin altında ezildiler. Kuzey Kafkasyalılar aynı dönemde federal bir Dağ Cumhuriyeti kurmaya teşebbüs ettiler. Moskova bu cumhuriyetin idaresini ele geçirmek için mevcut ortamı kullandı ve bir süre için bu cumhuriyete izin verir gibi yaptı ise de akabinde derhal Rusya'nın bölgede uyguladığı geleneksel divide et impesa (böl ve yönet) kuralına döndü. 1936'da Transkafkasya Federal Cumhuriyeti feshedildi ve Kuzey Kafkasya'nın çeşitli etnik bölgelerine Sovyetler Birliği'nin sonuna kadar yaşayacak olan yönetim zorlandı. Moskova Kafkasya'nın çeşitli bölgelerini tek başına merkezden yönetmeye başladı. Bölge sınırları, bölge halklarını işbirliğine ve aralarındaki anlaşmazlıkları gidermeye yöneltecek biçimde değil, bilâkis merkezin kontrolünü kolaylaştıracak şekilde tağyir ve tahsif edilerek çizildi. Böylece Kafkasya halkları arasındaki rekabet ve uyuşmazlık, ustaca ve bazen utanmadan çok aşikar tarzda daima körüklendi.   

 

EKONOMİ

Ekonomik açıdan Sovyet sömürgeciliği, altyapı, tarımsal ve sınai gelişme öncelikleri daima Moskova'da oluşturulduğu için çok acımasızdı. Bütün Sovyetler Birliği'nde kullanılan ortak politikalar -tarımsal kollektivizasyon, ticari ve mesleki millileştirme, ağır sanayiye öncelik vermek için zorla sanayileşme, çevresel kirlenmeye veya tükenmelerine ehemmiyet vermeden doğal kaynaklan istismar- yerel eğilimler ve arzular hemen hiç kaale alınmaksızın uygulandı. Zamanla sistemin heyecanı kaybolunca da durgunluk ve dejenerasyon başladı. Böylece bugün Sovyetler Birliği'nin diğer bölgeleri gibi Kafkasya da bozuk bir ekonomi; yerel ihtiyaçlara yeteri kadar hizmet etmeyen, Batı'daki benzer kuruluşlara göre üç veya dört kat daha fazla enerji tüketen verimsiz fabrikalar; petrol üretilen bölgelerde dehşet verici bir çevre tahribi; kötü mesken şartları, yetersiz bir ulaştırma ağı ve en az elli yıl geride kalmış çağdışı iletişimden acı çekmektedir.

Bölgenin temel olarak doğa yönünden çok zengin olması ve nüfus baskısının ciddi olmaması sayesinde açlık ve aşırı yoksulluk tehlikesi, eski Sovyetler Birliği'nin diğer pek çok bölgesine nazaran Kafkasya'da daha azdır. Ancak, aşırı merkeziyetçi Sovyet ekonomik sistemi mahalli makamların ekonomilerini makûl şekilde yönetmelerine engel olduğu için her yerde yaşam standardı ve kalitesinde muazzam bir düşüş olmuştur. Gerek ağır gerek hafif sanayinin gelişmesinde mahalli ihtiyaçların karşılanmasına veya yakın pazarlardan yararlanılmasına hiç dikkat edilmemiştir. Böylece bugün, etnik çekişmelerin harbe dönüştüğü bölgelerde, bu nedenlerle, aşırı derecede merkeze bağlı ve zayıf ikmal sistemleri çökmüş, enerji, gıda, ilaç ve benzeri zaruri ihtiyaçlar karşılanamaz hale gelmiştir. Neticede, bu çöküntülere ve yokluklara sebep olan gerginlikler de daha artmış ve sürekli hale gelmiştir.   

 

YÖNETİM VE SİYASAL KABİLİYET EKSİKLİĞİ

Bazı sömürge bölgeleri (örneğin eski Belçika Kongosu -şimdiki Zaire- veya Endonezya) metropoliten güç tarafından hazırlıksız olarak bağımsızlığa terkedilmişlerdir. Diğerleri ise (örneğin Hindistan) uzun bir dönem gözetim altında kendi kendini yönetim tecrübesi geçirmiştir. Güç transferi -bağımsızlık- bir şok şeklinde değil bir serbestleşme şeklinde gerçekleşti- olay çıkan yerlerde bile (örneğin Hindistan ile Pakistan) tecrübeli yöneticiler ve siyasi liderler kontrolü elden kaçırmadılar; idarenin ve ekonominin devamını ve çalışmasını sağlamayı başarabildiler. Avrupalı sömürge imparatorluklarının pek azı çöktü; çoğu düzenli bir şekilde dağıldı. Tersine eski Sovyetler Birliği'nde bağımsızlık için hemen hemen hiç bir hazırlık yoktu. Yerel parti ve hükümet görevlileri merkezden gelen emirlere itaat etmek ve uygulamak ve merkezin önceliklerine göre düşünmek üzere şartlandırılmışlardı. Bu tür alışkanlıklar derin bir şekilde kökleşmişti. Halklar kendi ihtiyaçlarını gayri meşru olarak görmeye alışmışlardı.-Moskova'nın görüş açısına, buna gerçekten inanacak kadar bağlanmışlardı. Sovyet sosyalizminde, her şey herkesindi, öylesine ki gerçekte kamu işletmeleri hiç kimsenin olamıyordu. Ortak mülkiyet kötüye kullanılabilirdi, çalınabilirdi veya (ve hatta bazı otoriter idarelerde dahi) ihmal edilebilirdi. Serbest piyasa toplumlarının çoğunun tabiatında var olan sorumlu davranış ve yerel girişim şekilleri, disiplin ve kontrol kurumları eski Sovyetler Birliği'nde, mevcut değildi.

Sovyet sisteminin, açık toplumları yönetecek, mantıklı öncelikler koyacak, grupların çıkarlarıyla anlaşacak ve ortak refah için uzlaşmak gerektiğini birbiriyle çekişen seçmen kitlelerine anlatabilecek siyasal kabiliyete sahip çok sayıda insan yetiştirememesi bir sürpriz değildir. Sovyet sisteminde yüksek kabiliyetli insanların büyük kısmı güvenli uzmanlık alanlarına sığınmıştır. Günümüzde bu nedenle Kafkasya toplumlarında aktif siyasete birçok dil, edebiyat, halk bilim, arkeoloji ve tarih uzmanı giriyor. Etnik gururları ve duyguları üzerindeki baskı yıllarından sonra bu kişiler, etnik uyanış ve ulusal self-determinasyonla ilgilenen siyasal hareketlerin en ön saflarında faaliyet göstermeye başladılar. Ne yazık ki böyle kişilerin çoğunluğu demokrasinin gereklerini veya herhangi bir kuruluştaki basit liderlik ve yönetim ilkelerini anlamak için yeterli hazırlık ve birikime sahip değiller ve daha şimdiden halklarına zarar vermeye ve kendi kendilerine felâkete saplanmaya başladılar. Gürcistan'da Gamsahurdia bu durumun trajik bir örneğidir. Yeni ortaya çıkan liderlerin en iyisi bile ekonomik gerçekleri anlamakta güçlük çekiyor.

Sovyet sistemi çöktüğünde, toplumun her kesimindeki insanlara, siyasal ve ekonomik yozlaşma ve rakip ve düşmanlarının entrikalarına karşı çıkmak için, taleplerini azamiye yükseltmekten başka bir yol bırakmadı. Mevcut liderlerin anlayış kusurlarına ve eksikliğine bakarsak, Kafkasya'da bağımsız döneme geçişin bugünkünden daha büyük bir düzensizlik yaratmamış olmasına şaşırmamak gerekir.

 

SOSYAL SIKINTILAR

Nüfus fazlalığı göreceli bir kavramdır. Benzer coğrafi özellikler ve kaynaklara sahip olan bölgelerle karşılaştırıldığında Kafkasya bölgesi fazla nüfusa sahip değildir. Bununla birlikte Sovyet sistemi insanların yeteneklerini geliştirmesini ve kendi ihtiyaçları için hizmet etmesini engellemiştir. Aynı zamanda Sovyet sistemi olumlu şartlarla iç göçe pek fırsat vermemiştir. Sonuç olarak Kafkasya'nın pek çok bölgesinde istihdam eksikliği çekilmektedir. Sovyet döneminde çoğunlukla insanlar dağlardan ovalara göçmüştü. Bunda bütün zirai aktivitenin zorla kollektivizasyonu dahil olmak üzere çeşitli faktörler rol oynamıştır. Devletin zirai işletmeleri akıl almaz biçimde çok sayıda işçi çalıştırmıştır. Sanayide durum daha da kötü olmuştur. Devletin yönettiği dağıtım ve ikmâl sistemi halkın ihtiyaçlarım karşılamada başarısız olduğundan kanundışı, özel ticaret -ve hatta imalat- ağları gelişti. Bu ağlar bölgesel veya etnik kökenli "mafya" ların (resmi denetim çerçevesinin dışında çalışan bütün çıkar gruplarına eski Sovyetler Birliği'nde mafya deniyordu.) hakimiyeti altındaydı. Mafya işsiz genç insanlara iş sağlamıştı ve sağlamaya da devam ediyor. Sovyetlerin çökmesinden bu yana hakim olan şartlar içinde bu guruplar kolayca suç çetelerine ve şebekelerine dönüşmüştür. Katı Sovyet kontrolü döneminde bile, bir kısmı Rusya'da mevsimlik işlerde çalıştırılarak kullanılan büyük bir emek fazlası vardı. Örneğin Çeçenler bütün güney Rusya'da çoban olarak çalışmışlardır. Rusya'da bugün cari kötü ekonomik koşullar altında ise bu tür fırsatların çoğu artık yok olmuştur.

Bütün Kafkasya'da yerel yetkililer ayrıntılı ekonomik planları geliştirmede başarısız olmuşlardır. Yoksa liderler, teşkilâtlandıracak gönüllü genç insan bulmakta sıkıntı çekmemektedir. Eski Kızıl Ordu'nun bozulması ve Moskova'nın periferideki ordu birlikleri üzerinde kontrol sağlayamaması yarı askeri birlikler kurmak isteyen başıbozukların hemen, hemen bedava kullanabilecekleri bir silah ve askeri malzeme seli yaratmıştır. Gürcistan, herhalde, mahalli askeri sergerlerden, bölgenin diğer yerlerine nazaran en fazla zarar gören ülke olmuştur. Ancak, aynı durum ayrıca Dağlık Karabağ'da ve Kuzey Kafkasya'da da görülen ortak bir özelliktir. Bölgesel resmi makamlar dahi sık, sık kendilerini korumak için başı bozuk güçler kurmak durumunda kalmışlardır. Bunların bazıları meselâ Acaristan'da Abashidze örneğinde olduğu gibi- başarılı sonuçlar almışlarsa da, çoğu kendi besledikleri çeteleri disiplin altında tutmayı becerememiştir.

Bölgenin büyük bölümündeki kuruluşlarda suç, yağma ve hırsızlık yaygınlaşmıştır. Merkezi Sovyet sisteminde hakim olan temel düzene alıştırılan vatandaşlar, kendilerim korumak için gerekli olan ortak sorumluluk görevini yerine getirmekte başarısız kalmışlardır.   

 

RUS FAKTÖRÜ

Günümüzde Transkafkasya'da bağımsız olan her üç cumhuriyette de, bilinçli ve sorumluluklarını müdrik şahsiyetler Sovyet gücünün son yıllarında KGB'nin ve Komünist Partisi'nin bu cumhuriyetlerin aralarındaki ve içlerindeki çatışmaları kasten ağırlaştırdığını söylemektedir. Bu düşünce kısmen abartılmış olsa bile, bazı durumlarda bunu destekleyen kanıtlar mevcuttu ve sonuç (sebebi ne olursa olsun) bu ülkelerin hepsinin, tecrübesiz ve güvensiz liderlerinin başa çıkamayacağı güç durumlara düşmesi olmuştur. Ermenistan 1988 depreminin büyük zararını hiçbir zaman giderememiştir. Amma Ermenilerin çoğunluğu Dağlık Karabağ'ı işgal etme girişiminin daha öncelikli bir iş olduğuna inandırılmış ve Azerilere karşı bir savaşı başlatmaya yöneltilmiştir. Gürcüler gibi Azeriler de ulusal çıkarlarını belirleyecek ve bağımsızlığı sağlamlaştırmak için öncelikler koyacak güçte bir hükümeti oluşturamamışlardır. 1992 Haziran'ında Azerbaycan'da iktidara gelen demokratik olarak seçilmiş ve nispeten liberal yönetimin Ermenistan'ın işgal ettiği toprakları geri almaya ve Nahçivan'ın karşı karşıya bulunduğu tehdide karşı koymaya çalışmaktan başka çaresi yoktu. Gürcistan, Güney Osetya ve Abhazya bölgelerinde ortaya çıkan, bölge dışından silah ve malzeme desteği alan ayrılıkçı hareketlere rağmen bağımsız oldu. Demokratik bir şekilde Cumhurbaşkanlığına seçilen Gamsahurdia, sert ve katı önlemlerle bastırmaya çalıştığı ayrılıkçı kuvvetlerin ve bunların Rus destekçilerinin oyununa geldi. Azeriler Karabağ'daki sıkıntının başından beri Moskova'yı Ermenistan'ın yanında yer almakla suçladılar. Gürcüler Moskova'yı en azından Abhazları destekleyen Rus milliyetçileri ve muhafazakarlarını kontrol edememesi yüzünden suçlamakta daima haklıydılar. 1993 sonbaharında Abhazların Gürcüleri yenmesinde, Yeltsin'in onayını alarak veya almayarak muhafazakar ve milliyetçi Rusların yardım ettikleri kesinleşmiştir.

Yeltsin hükümeti başından beri Transkafkasya'nın yeni bağımsız olan devletlerine yönelik belirli ve ayrıntılı bir politikayı açıklamamıştır. Bu arada bölgede silahlı çatışmayla sonuçların yanı sıra herhangi bir anda patlamaya hazır sorunlar da bulunmaktadır. Azerbaycan ve Dağıstan arasında, Lezgilerin toprak talepleri yüzünden büyüyen sınırların denetlenmesiyle ilgili bir sorun buna örnektir. Başka bir örnek de, Kuzey Kafkasya'ya yönelik Rus politikasıdır. Kafkasya her ne kadar coğrafi ve politik açıdan bir bütün olarak belirli bir bölgeyi oluşturuyorsa da Sovyetler Birliği'nin çökmesiyle Kuzey Kafkasya Rusya Federasyonu sınırları içinde kalmıştır. Rusya'nın Kuzey Kafkasya'yı idare etmekte zorlandığı dünya tarafından bilinen bir gerçektir. Rusya Federasyonu'nun yönetim yapısı yeniden düzenlenmektedir. Parlamento'nun muhalefetine karşı Yeltsin, cumhuriyet ve bölge yönetimleriyle ittifaklar kurmaya çalıştı. Cumhuriyet ve bölgelerin temsil edildiği bir senato kuran yeni anayasa etkisini zaman içinde gösterecektir.

Artık Rusya Federasyonu'nun cumhuriyetleri olan Kuzey Kafkasya'nın sekiz eski "otonom" bölgesini oluşturan etnik toplulukların statüsü, Tataristan, diğer Volga-Ural cumhuriyetleri ve de uzak doğuda bulunan Buryatya ve Yakutya (günümüzde Saha Cumhuriyeti olarak biliniyor) gibi Rusya Federasyonu'nun benzer birimlerindeki gelişmelere kaçınılmaz surette bağlanmıştır.

1991 Ağustos'unda bağımsızlığını ilan eden Çeçenya Kasım 1991'de de Yeltsin'in uyguladığı askeri baskıya karşı geldi. Çeçenler aynı zamanda Rusya'nın desteğini alarak ayrı bir cumhuriyet kuran eski dostları, İnguşların, ayrılışını de facto (fiili) olarak gönülsüz biçimde tanıdılar. Rusya geleneksel böl ve yönet taktiklerini bu bölgede gerçekte sık sık uyguluyordu. Rusya'nın bu tutumu, 1992 sonbaharında İnguşların Kuzey Osetya bölgesinden Prigaradny Rayon'u yeniden ele geçirmek için saldırı başlatmalarıyla yeni bir çatışmaya yol açtı.[1] Osetler, iki yüzyıldan bu yana geleneksel olarak Rusya tarafından en çok gözetilen Kafkasya halkı olarak görülmüştür. Son iki yıldır etkisi altına almak istediği Inguş ve Osetler arasında bir çatışmayı provoke ederek ve İnguşların Osetlere karşı koymasını destekleyerek, Rusya, Osetlerin düşmanlığını kazanmıştır. Rus ordusunun müdahalesi hiçbir şeyi çözmemiştir. Osetler, İnguşlar ve aynı zamanda bir düzen sağlamak için bölgeye gönderilmiş olan Rus askerleri arasındaki can kaybı ciddi boyutlara ulaşmaktadır. 1993'ün sonunda da bölgedeki ortam esasen değişmeden kaldı. Moskova bu halkların birisini veya ikisini gözden çıkarmadan bu sorunu çözemez.

Sovyet gücünün çöküşünden beri Kuzey Kafkasya'da ortaya çıkmış olan bu tip etnik ve toprak çekişmeleriyle gerginlikleri basit olarak açıklamak kitap boyutunda çalışma gerektirir. Bölgede durum, 1991'de, üyeleri arasında Çeçenler, Kabardinler ve Abhazların (öyle ki bu girişimde baş eleman olabilirlerdi) bulunduğu bir "Kuzey Kafkasya Halkları Konfederasyonu" oluşumunun ortaya çıkmasıyla daha da bozulmuştur. Bu oluşuma on beş halkın üye olduğu iddia ediliyordu ancak bu halkların temsilcilerinin nasıl seçildiği belirsizdir. Kuzey Kafkasya'da hiç yaşamamış olan Abhazlar da bu guruba dahildi.[2] Abhazların yaşadığı topraklar uluslararası toplum tarafından Gürcistan'ın bir bölgesi olarak bilinmektedir. 1989 nüfus sayımına göre Abhazlar Abhazya nüfusunun sadece % 17'sini oluşturmaktadır.

Konfederasyon Abhazya'ya savaşmak için gönüllüler göndererek ortalığı karıştırdı. Bu konuda başka uyuşmazlıklar da vardı. Konfederasyon'un kendi halkları üzerindeki nüfuzunu gören Kuzey Kafkasya devletleri Konfederasyon'a üye olma konusunda istekli değildiler. Gürcistan'ın devrik Başkanı Gamsahurdia'ya Çeçenya, Ocak 1992'de Tiflis'ten kaçtığı zaman sığınma hakkı verdi. Gamsahurdia Abhaz ayrılıkçılığının güçlü bir karşıtıydı. Bu Gamsahurdia'nın kendi kendisiyle çatışma halinde olduğu ilk durum değildi. Çeçenler Rusya'dan bağımsızlıklarını istemiş olmakla beraber (ve bazı alanlarda başarılı da oldular) Abhazya'yı desteklemekle kendilerini, Abhazya'yı Gürcistan'dan koparmak ve böylece Rusya Federasyonu'yla birleştirmek isteyen Rusya'daki muhafazakar milliyetçi guruplarla aynı çizgide buldular.[3] Abhaz liderler Rus siyasal kesiminin kendileri için en olumsuz unsurları tarafından desteklenmişlerdir: Sovyetler Birliği'nin yeniden kurulması taraftarı olan muhafazakar askerler, neo-emperyalistler ve Prokhanov, Alksnis Den gazeteleri etrafında merkezileşmiş eski komünistler. Vladimir Jirinovski bütün bu insanların amaçlarını benimsemiştir. Abhaz liderler, Moldova'da aşırı Rus milliyetçilerinin desteğini benzer şekilde almış ve açıkça 14. Rus Ordusunca desteklenmekte olan "Dniester Cumhuriyeti'' tanımışlardır. Kafkasya'nın başka bölgelerinde de çoğunluğu 1993 yılında ortaya çıkan gerginlikler tırmanmaya devam ediyordu.   

 

1993'DE BAŞLICA GELİŞMELER:

1993'te Azerbaycan ve Ermenistan arasında Dağlık Karabağ'da devam eden savaş şiddetini arttırdı. 1993'ün ilk üç ayında Ermeniler Azerbaycan topraklarını devamlı olarak işgal ederek Azerbaycan'ın % 25'ini ele geçirdiler. Yüz binlerce Azeri sığınmacı ülkenin diğer bölgelerine kaçarken bir kısmı da İran'a geçti. Savaşın yarattığı gerginlik ve mali külfet Azerbaycan'da siyasal kargaşanın artmasına yardım etti. Başkan Elçibey Haziran'ın başında Ganja'da başlayan bir askeri ayaklanmanın kurbanı olarak iktidardan uzaklaştırıldı. Daha sonra Gorbaçov tarafından görevden uzaklaştırılmış, uzun süre komünist parti liderliği yapmış ve Türkiye'nin ekonomik yardımını alarak Nahçıvan'ı idare etmiş olan Haydar Aliyev iktidarı yeniden ele geçirdi. Aliyev'in iktidarı ele geçirmesinin Rusya tarafından ne kadar desteklendiği belli değilse de Güney Azerbaycan'la Kuzey Azerbaycan'ın birleşmesini söyleyerek İran'ı endişelendirmiş ve devamlı olarak Rusya karşıtı tutumlar takınmış olan Elçibey'in devrilmesiyle Aliyev'in dönüşü ne Rusya ne de İran için açıkça kötü bir gelişme olmamıştır ama Türkiye tarafından da hoş karşılanmamıştır. Aliyev, Azerbaycan'ı BDT'ye üye yaparken ve petrol imtiyazlarında Rusya'ya eğimli olduğu belli olurken, Dağlık Karabağ'daki savaşı bırakmaları için Rusya'nın Ermenilere baskı yapmasını sağlayamadı. Bununla birlikte 1993'ün sonuna doğru Azerbaycan silahlı kuvvetleri toparlanmaya ve yeniden toprak ele geçirmeye başladı. Nispeten İran'la olumlu ilişkileri yeniden kuran Aliyev, Türkiye ile sıcak ilişkileri yeniden sağlamak için de adımlar attı. Dağıstan'da yaşanan bir dizi etnik ihtilaf nedeniyle Azerbaycan'ın Kuzey Dağıstan sınırı boyundaki gerginlik tırmanmadı.

1993 yılı boyunca sürekli olarak kötüleşen ekonomik durumu nedeniyle Ermenistan şu anda eski Sovyetler Birliği'nin başka bir yerinden daha kötü ekonomik koşullara sahiptir. Ter-Petrosyan'ın iddiası şuydu: Azerbaycan'a karşı savaş Erivan'ın kontrol edemediği Karabağ'daki Ermeni liderliğinin inisiyatifiyle yürütülüyor. Ter-Petrosyan'ın savaşın şiddetinin azalmasından ve Ermenilerin ekonomiyi düzeltecek önceliklere yer verebileceği bir çözümden yana olduğu gözükmektedir. Hassas bir siyasal denge içinde iktidarda görev yapan Petrosyan bu dengeyi 1993 yılı içinde sağlamakta zorlanmıştır. Sürgünde olan aşırı eğilime sahip Ermeniler, Ermenistan'ın iç politikasında, ülkenin pek çok açıdan kitlesel bir psikoz içindeymiş gibi gözükmesiyle birlikte, aşırı etkide bulunmaya devam ediyorlar. 1993 sonbaharında yapılmış olan bir kamuoyu araştırması, nüfusun yüzde yetmişinin koşulları ülkeden göçmeyi gerektirecek kadar umutsuz gördüğünü gösteriyordu. Bu durum artık Azeri ordusunun ilerleyişi ve çeşitli dış grupların arabuluculuk çabasının artmasıyla, savaşın bitmesi için ciddi görüşmelerin başlayabileceği bir ortamın oluşturabileceğini gösteriyor. Ancak bütün uluslararası çabalar 1993'de başarısız oldu.

1993'de Gürcistan'daki siyasi ve ekonomik krizden ciddi zarar gören Şevardnadze iktidarım devam ettirmeye çalıştı ve yıl sonunda eski başkan Zviad Gamsahurdia'nın ölmesiyle ülkede daha istikrarlı bir dönem yaşandı. Rus desteğiyle birlikte Abhaz ayrılıkçılar, yıl sonundan önce Gürcistan'da iç ekonomik koşulların ağırlaşması ve Abhazya'dan 200.000 Gürcünün de kaçmasıyla, Gürcü kuvvetlerini Abhazya'dan dışarı çıkardılar. Yeltsin'in Abhazlara verilen Rus desteğine ne kadar göz yumduğu belirsizdir. Abhaz olayının her iki yönünde de bir ikiyüzlülük vardı. Moskova'da karşılaştığı siyasal zorluklar nedeniyle tutumu ne olursa olsun Yeltsin'in Rus askeri milliyetçilerini caydırma yeteneği kısıtlanmıştı. Bir Gürcü için önemli bir yere sahip olan Suhumi'yi Şevardnaze'nin devamlı elde tutma çabası, aşırı şekilde serbest davranan ve Gamsahurdia'yı destekleyen Gürcü savaş lordları ve Şeverdnadze'nin muhalifleri tarafından engellenmiştir. Rus kuvvetleri Gamsahurdia'nın yarattığı umutları söndürmede, Mingrelia'nın kontrolünü ele geçirme harekatında ve burayı Şevardnadze'yi devirmek için bir üs olarak kullanmada başarılı olmuştur. Şevardnadze'nin yaz ortasında başlayan Moskova'yla gönülsüz uzlaşısı, Gürcistan'ın BDT'ye üye olmasıyla ve Ruble bölgesine katılma arzusunu ifade etmesiyle sonuçlandı. Gürcistan'ın para birimi hiperenflasyonun kurbanı olurken sadece bir bölgesi, Acarya, nispeten 1993 boyunca siyasi ve ekonomik istikrarı sağlamıştı. Gürcistan siyasetinin gelecekteki gelişimi içinde Abashidze kilit bir kişi olarak bulunabilir.

Siyasi ve ekonomik açıdan zayıf olarak yarı bağımsızlığını sürdürmekte başarılı olan Çeçenya'nın ilişkilerine karışmaktan sakınan Rusya, Dudayev'e Moskova'nın otoritesini tanıması yönünde baskı yapma teşebbüsünde de bulunmuştur. Çeçenya'nın durumu, Kuzey Kafkasya'nın bütün cumhuriyetlerindeki ortama paralel şekilde istikrarsız bir görünüm sergilemektedir. Çeçenya'nın zaman zaman bozulan siyasal ortamı da gerginlik, ihtilaf ve suikastlerle arada sırada kesintiye uğramaktadır. Ruslar Kuzey Kafkasya'dan ayrılmaya Transkafkasya'da olduğu gibi niyetli değildir. Rus kamuoyunda, Kafkasya'nın herhangi bir yerinde güçlü Rus denetiminin yeniden etkin bir şekilde sağlanmasına dair ilgi çok azdır. Ancak Rus muhafazakarları, milliyetçileri, eski komünistler ve aynı zamanda ordunun bazı birimleri arasında bölgenin Rus kontrolünde olması yönünde güçlü bir duygusal bağlılık vardır. Bu duygusal bağlılık, bölgeye yönelik bir Rus müdahalesinin 1980'lerdeki Afganistan gibi bir kabus olabileceğini ve kazananı olmayan sonsuz çatışmaların bir zinciri olması ihtimalini düşünen çok sayıda askeri komutanın bulunmasıyla dengelendi.

Aralık 1993 seçimlerinden bu yana Rusya'da, "Yakın sınır ötesi"nde yani Rus olmayan düşman topluluklar arasında yaşayan veya eski Sovyetler Birliğini oluşturan bütün ülkelerde bulunan Rusların tarihsel çıkarlarını korumak ve savunmak için Rusya'nın yetkili olması gerektiği yönündeki söylem artmıştır. Daha önce sahip olduğundan daha fazla gücü kendisine veren yeni anayasanın onaylanmasından sonra bile, Yeltsin'in siyasal konumu, en azından geçici şekilde zayıflamaya devam etmektedir. Yeltsin, ekonomik reformları yavaşlatmasının yanında milliyetçilerin istediği biçimde sözlü imtiyazlar verdi. Bütün bu gelişmeler pek çok Kafkasyalıyı korkutmuş, yıldırmış ve uluslararası gözlemcileri alarma geçirmiştir.

Kafkasya'da Rusya'nın gelecekteki rolüyle ilgili korkuların, Rusya'nın bölgede kendi başına ya askeri ya da ekonomik açıdan eyleme geçebilme kapasitesinin gerçekçi şekilde test edilmesiyle yatıştırılması gerekir. Kafkasya'da hem sayısal hem de niteliksel olarak Rus silahlı kuvvetleri (diğer pek çok bölgede olduğu gibi) bir kaç yıl önce sahip oldukları şartlardan daha kötü durumda bulunmaktadır. Bu kuvvetlerin yakında eski güçlerine yeniden kavuşacağına dair pek belirti yoktur. Askerlik çağına gelmiş olan Rusların sadece küçük bir bölümü sorumlulukları gereği orduda hizmet etmek için başvurmuştur. Rusya Federasyonu'nun birkaç bölgesi Moskova'nın kendilerinden istediği bütün vergileri göndermiyor. Bir kısmı artık Moskova'ya yıllık vergi ödemesi de yapmıyor. Bu yüzden Rusya askeri harcamaları finanse etmede gittikçe zorlanmaktadır. Rus ordusunun silahları ve teçhizatı bozuluyor. Elbette, Kafkasya'daki bütün silahlı yerel güçler çok iyi bir durumda değildir. Kendi ellerine geçen Rus silah ve teçhizatı ve aynı zamanda yurtdışından aldıkları yardımlarla Ermeniler, Kafkasya'daki en iyi askeri güce sahiptirler. Bununla birlikte Kafkasya, silah almak isteyen hemen herkesin eline silah geçirebildiği bir silah, cephane, yakıt cenneti ve de tank ve top satıcısı durumundadır. Bölgede, Ruslar silah ve teçhizatlarını ya satıyorlar ya da savaş lordlarına ve haydutlara bırakıyorlar.

Rus silahlı kuvvetlerinin barış gücü olarak tartışılmasını sık sık işitiyoruz. Rusların hepsi bu görüşte istekli değildir ancak bir kısmı barış gücünü açıkça Rus imparatorluk denetiminin yeniden sağlanmasının gizli bir yolu olarak görüyor. Şevardnadze Abhazya'ya Rus barış gücünün gelmesi teklifini son çare olarak görmüştü. "Az sayıda Rus askeri Azeri-Ermeni mücadelesinde gayri resmi barış gücü olarak konuşlandırılmıştır ancak Abhazya'daki gibi etkili olamamıştır. Başka ülkelerin Kafkasya'ya önemli sayıda barış gücü için kuvvet yollamaya hazır olmamasından ötürü bu kuvvet için Ruslardan başka bir alternatif olmayabilir. Bu durum önümüzdeki aylarda muhtemelen yoğun bir şekilde tartışılacak problemli bir sorun olacaktır. Tartışma gerçekçi olmalıdır. Eğer Ruslar, BM veya başka ciddi uluslararası denetim himayesinde ve operasyonu gerçekten uluslararası yapmak (ve Rusları denetlemek) için diğer ülkelerden gelecek yeterli sayıda askerle işbirliği içinde barış gücü olarak konuşlanırsa, Rus kuvvetlerinin etkili olmamasına inanmak için bir sebep yoktur. Diğer bir deyişle, Ruslar bir Kafkasyalı fraksiyonu diğerine karşı desteklerse -geleneksel böl ve yönet taktiklerini izlerse- faydalı bir amaca hizmet etmemiş olurlar.

Kafkasya potansiyel olarak ekonomik açıdan zengin bir bölgedir. Barışçıl koşullar altında, değişik etnik kökene sahip halkların yaşadığı Kafkasya'nın doğuştan yetenekli olan insanları ticaret, endüstri ve tarımdan kazanç sağlayarak ve Sovyetler döneminde ihmal edilmiş olan (örneğin petrol ve madencilik) ekonomilerinin bazı bölümlerini yeniden canlandırarak eski Sovyetler Birliği'nde en büyük ekonomik ilerlemeyi gerçekleştiren halkların arasında olmalıdırlar. Karadeniz ve Hazar Denizi'ne uygun çıkış yerlerinin bulunduğu Bölge, Orta Asya ve Rusya'nın iç bölgelerine yapılacak transit ticaret için çok iyi bir konuma sahiptir. Sovyetler Birliği'nin çökmesinden bu yana Kafkasya'nın her ülkesi ihmal, reformların ertelenmesi, savaş ve sabotajın neden olduğu yıkım yüzünden şiddetli ekonomik çöküşe maruz kalmıştır. Barışçıl koşullar altında, bu ülkeler yatırımcıları ülkelerine çekebilir ve dış dünyayla karşılıklı faydalı ekonomik ilişkileri geliştirebilirler. Rusya görünebilir gelecek içinde bu ülkelere ekonomik açıdan çok az fayda sağlayabilir. Rusya'nın ekonomisi çok kötü koşullar içindedir ve parası hiper enflasyonla tehdit altındadır. 1994'ün ilk haftalarında Yeltsin hükümetinden pek çok reformcunun ayrılması, Rusya'nın ekonomik problemlerim muhtemelen ağırlaştıracaktır.   

 

ULUSLARARASI SORUMLULUKLAR VE FIRSATLAR:

Dünya'nın başka pek çok yerindeki bunalımlara rağmen uluslararası toplum ne Kafkasya'daki sorunları görmezlikten gelebilir ne de Kafkasya'nın yeniden canlanan imparatorluk Rusya'sına dahil olmasına izin verebilir. Rusya'nın durumunun ılımlı bir değerlendirilmesine karşın milliyetçi siyasetçilerin retoriği mutlaka yargılanmalıdır. Önümüzdeki yıllarda ekonomik çöküş ve siyasal dağılma olasılığı ile karşı karşıya kalan Rusya dünya için bir tehlike olmaya devam edebilir. Rusya Kafkasya'da önemli bir sorumluluk alacak konumda değildir ve halen Rusya Federasyonun parçası olan - Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri - bölgenin kimi yerlerindeki gerilim ve çatışmayla yeterli şekilde ilgilenememiştir. Eğer Jirinovski gibi radikal bir milliyetçi iktidara gelirse, Rusya, günümüzün sorunlarının daha hafif şekilde geçebileceği hem "Yakın" hem "Uzak Çevresi"nde iç karışıklık ve çatışmanın içine düşebilir. Avrupa ve Amerika bunun gerçekleşmesine müsaade edemez.

Kafkasya Avrupa'nın bir parçasıdır. Avrupalı kurum ve kuruluşlar çatışmayı yatıştırma, demokrasi ve ekonomik reformları ilerletme çabasıyla ilgilenmeye mutlaka devam etmelidir. Bir Avrupa ülkesi olarak Türkiye, Avrupa'daki partnerlerinin Kafkasya'ya yardım etmelerini sağlama işinde özel bir sorumluluğa sahiptir. Türkiye Kafkasya ülkelerine çeşitli şekillerde yardım edebilecek bir kapasiteye ve bu işte geniş çıkara sahiptir. Türkiye Kafkasya'da ikinci derece politikalar oynamamalı ve Rusya yüzünden sorumluluklarından vazgeçmemeli veya girişimde bulunmak için Avrupalıları beklememelidir. Türkiye, Avrupa ve uluslararası toplumun işbirliği içinde yapacakları bir tutarlı yapıcı girişim, Rusya'daki gerici unsurların Kafkasya'da da oluşmasını amaçlayan neo-emperyalist hedefleri sınırlandırmanın ve tesirsiz etmenin en iyi yoludur.

ABD bütün Kafkasyalılar tarafından büyük bir saygı görüyor ve ABD'nin bölgede sahip olabileceği nüfuzu abartılıyor. Bununla birlikte demokrasinin geliştirilmesinde, çatışmanın yatıştırılmasında, insani yardımın sağlanmasında ve insan haklarına saygıyı teşvik etmede ve etnik gerginlikleri azaltmada etkili olmak için ABD, büyük fırsatlara sahiptir. Günümüze kadar büyük oranda Rusya üstüne yoğunlaşan Clinton yönetimi, diğer Sovyet halefi devletleri ihmal etmiştir. Bu kısa vadeli bir politikadır. Rusya'da Rus milliyetçilerinin retoriği ve anti-reformcuların faaliyetleri, Amerikan politikasının sağlıklı şekilde yeniden değerlendirilmesine neden oldu. Türkiye Rusya hakkında daha açık şekilde ve sık sık Amerikalı liderlerle görüşmelidir; dev Kuzey komşusuyla sahip olduğu 500 yıllık tecrübeyle Türkiye, Birleşik Devletleri ve Avrupalıları Kafkasya'ya yönlendirmede önderlik yapmalıdır. 



[1] Prigaradny Rayon, bütün sakinlerinin Orta Asya'ya 1944 yılının başında sürülmesiyle dağılmış olan Çeçen-Inguş cumhuriyetinin bir parçası olarak kurulmuştu. Böylece Prigaradny Rayon'un toprakları komşuları arasında bölüşüldü. Çeçen-İnguş Cumhuriyeti 1957'de yeniden kurulduğu zaman Pnigorodny Rayon, geleneksel Rus böl ve yönet tekniğinin çarpıcı bir örneği olarak, Çeçen-İnguş Cumhuriyeti'nin eski sakinleri olmayan Kazak neslinden olanlarca toprakları iskan edilirken, Kuzey Osetya'da kaldı.
[2] Abhazlar, Güney Osetya'da yaşayan Osetler, dağlarda yaşayan diğer milliyetler ve de muhalif Gürcü fraksiyonlar anlaşması sonucunda, 1993'de Konfederasyon ismini "Kafkasya Halkları Konfederasyonu" olarak değiştirdi.
[3] Çeçen Başkan Dudaev'in Abhaz ayrılıkçılarla işbirliği yapması, Dudaev'in büyük bir Kuzey Kafkasya devleti yaratma hayali ve denize çıkma ihtiyacını göstermektedir. Gerçekte Dudayev Gürcistan'la doğrudan işbirliğinde olsaydı çıkarlarına daha iyi hizmet ederdi.

 

Samsun BKD Arşivi Samsun BKD Kütüphane Makale KAFKASYA'DA ÇATIŞMA GEÇMİŞ, SORUNLAR VE GELECEK İÇİN ÖNGÖRÜLER