GEÇMİŞTE VE GÜNÜMÜZDE KUZEY KAFKASYA'NIN JEOPOLİTİK ÖNEMİ

Dr. Alexandre TOUMARKİNE 

Çerkeslerin Sürgünü (21 Mayıs 1864), Ankara, 2001, S:178-191.
 

I – Geçmişte

Kuzey Kafkasya'nın geçmişteki jeopolitik önemini açıklayabilmek için öncelikle şu sorunun sorulması gerekir: Kuzey Kafkasya geçmişte kimin için önem taşıyordu?"

Geçmişte" deyince Kuzey Kafkasya'nın Rusya tarafından işgal edilmesinden itibaren başlayan bir dönem olarak ele alınmalıdır.

Kuzey Kafkasya'nın hangi ülkeler ve ne için önemli olduğuna sırayla değinmek istiyorum.

Lehistan (günümüzdeki adıyla Polonya) ile başlayalım. Aslında Lehistan'dan daha ziyade Polonyalılardan bahsetmek gerekir. Çünkü o dönemde Lehistan Rusya İmparatorluğu'nun bir parçasıydı. Sürgündeki Lehistan'ın bağımsız kurtuluş liderleri, Kuzey Kafkasya'da Rusya emperyalizmine karşı savaşı kendi bağımsızlık mücadelelerinin ayrılmaz bir parçası olarak düşünüyorlardı.[1] Polonya, bağımsız bir devlet olduktan sonra, hükümeti ya da daha doğrusu Mareşal Pilsudzki'nin arkasında yer alan siyasi güçler bu fikri devam ettirdiler.[2] Fakat Polonya'nın ve Polonyalıların, Kuzey Kafkasya'ya vefalığı ve siyasi arzularına rağmen bunları Rusya ve Sovyetler Birliğine karşı yerine getirmek için güçleri yetmedi.

Batıya geçelim. İngiltere için geçmişte Kuzey Kafkasya nasıl bir önem taşıdığı hala tartışılan bir konudur. Bu noktaya vardık ki David Urquart, James Bell, Longworth gibi kişilerin sarf ettikleri gayretleri ve savundukları tezlerine rağmen, İngiltere Kuzey Kafkasya'ya ciddi bakmış ama hiçbir zaman bölgeyi ön plana almamıştır.

Fransa için söyleyecek fazla bir şey yok, çünkü devlet olarak Kuzey Kafkasya'yla pek ilgilenmemiştir.

Almanya'ya gelince, yirminci yüzyılın ilk yansında, çok ciddi bir Kafkasya politikası üretmiş ve uygulamıştır.[3] Bu politika Rusya ve sonra Sovyet Birliğine karşı global bir parçalama projesi içinde yer alıyordu. Fakat bu projede Alman ikinci imparatorluk döneminde olsun Hitler döneminde olsun, Kuzey Kafkasya'dan daha ziyade Güney Kafkasya önem taşıyordu. Kuzey Kafkasya bir geçit olarak görülmektedir. Almanya, birinci dünya harbinden sonra, müttefik olarak Kuzey Kafkasya'ya değil Gürcistan'a yöneldi, İkinci Dünya Harbinde Hitler’in orduları Kuzey Kafkasya'da durdu, fakat esasen Bakü'yü ve petrolleri hedefliyordu.

Osmanlıya gelince, Alexandre Bennigsen'in ustalıkla bize anlattıklarına göre Kuzey Kafkasya'ya Rusya bırakıldıktan sonra Padişahlar Şamil'in ve Çerkeslerin mücadelelerini açıkça desteklemediler. Kuzey Kafkasya'ya en sıcak bakan Osmanlı siyaset adamı, Enver Paşa oldu.

İktidarda bulunduğu dönemde Kuzey Kafkasya'nın nihayet gerçek bir önem kazandığını söyleyebiliriz.

Fakat Almanya için söylediklerim Enver Paşa için de geçerlidir: daha çok Bakü'ye ve Güney Kafkasya'ya bakıyordu.

Bütün bunların sonucunda, konumuzda en önemli yere sahip Rusya'dır. Çünkü Rusya ve Sovyetler Birliği için, Kuzey Kafkasya çok ama çok büyük bir önem taşır.

Bu önemi belirtmek için önce kendimize bir soru sormamız gerekir: Kuzey Kafkasya bir bütün olarak mı önemli? Yoksa önem derecesi bölge, güzergah ve konumlarına göre mi değişiyor?

Tabii ki bunda yine kendimize cevap: "Bölge, güzergah, konumlar" olacaktır. Niye sadece Adigeler ve Abazaların bir kısmı sürgün edildi? Ve diğer Kafkas otokton halkları sürgün edilmedi? Çünkü Rusya için Karadeniz kıyısı hayati bir jeo-politik önem taşıyordu. Kuban, Terek, Hazar Kıyısı, Daryal geçidi güzergahları için aynı şey söylenebilir.  

 

 

II. Günümüzde Kuzey Kafkasya'nın Jeopolitik Önemi

Günümüzde Rusya için Kuzey Kafkasya'nın önemi çok arttığı açıkça görülüyor. Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle Rusya Karadeniz'de başlıca limanlarını kaybetti: Mariupol, Odessa, Illisevsk limanları Ukrayna'ya bırakıldı. Rusya'nın Karadeniz'de kurtarabildiği en büyük limanı Novorossisk’tir. Bütün Rusya'nın petrol ihracatlarının yüzde otuzu bu limandan yapılır. Rusya Novorossisk limanını genişletme ve büyütme işlerini başlattı. Kapasitesi 44.9 milyon tondur. Fakat son yıllarda 6 milyon tona kadar kullanılmaktadır. Rusya bu limanın kapasitesini 63 milyon tona yükseltmeyi hedefliyor.[4] Tuapse limanı için de böyle genişletme ve büyütme planı var. Amaç: Tuapse'nin kapasitesini 35.8 milyon tona yükseltmek.[5] Bunlar açıkça gösteriyor ki Rusya yakın bir gelecekte Kuzey Kafkasya'nın Karadeniz limanlarını daha kullanacak.

Gayrı resmi bir şekilde Rusya Abhazya'nın Gudauta limanı askeri üs olarak kullanıyor. Yeni Abhazya'nın ablukasını uygulattıran gemiler, Rus gemileridir.

Rusya donanması, Sebastopol'da ya da Gürcistan limanlarında imzalanan anlaşmalara göre kalabilir, fakat geçici olarak. Yoksa Kuzey Kafkasya'nın kıyısında sürekli kalmayı düşünüyor. Türkiye Soçi'de binlerce işçisi bulunmasına rağmen, bir konsolosluk açmak için Novorossisk'i seçmiş olması enerji güzergahlarının Türkiye için daha önemli olduğu ispatıdır.

Bugün Kuzey Kafkasya'da jeopolitik açıdan Rusya için önemli olan Karadeniz kıyısı enerji borularıdır. Azeri petrolü ve kazak petrolünün büyük kısmı şu anda Kafkasya'dan geçip Avrupa ve uluslar arası pazarlara ulaşır. "Mavi Akım" denen Türk-Rus gaz taşıma projesi yine de Kuzey Kafkasya'nın kıyısından geçiyor... Güzergahı: Stavropol-Tuapse (Jubga)-Samsun'dur.

Kuzey Kafkasya petrol üretimi yüzde birlik bir oranla Rusya petrol üretiminde çok küçük bir payı oluşturuyordu. Bu pay çökmeye başladı. Kuzey Kafkasya'da esasen petrol meselesi bir üretim meselesi değil, bir geçiş meselesidir.

Limanların büyütülmesi ve petrol taşımasının artırılması çevre için önemli bir sorun yaratır. Novorossik gibi bir şehir, çimento sanayisinden olsun petrolün tankerlere taşınmasından olsun çok büyük zarar gördü ve görecek. Kuzey Kafkasya kıyıları genel bir doğal felaket tehdidi altındadır.

Enerjiden sonra askeri ve silah sorunu hakkında birkaç söz söyleyelim. Artık Rusya Güney Kafkasya'da istediği kadar silah ve asker biriktirmez. Silahları ve askerleri Kuzey Kafkasya'da yığınak yapıyor. Böylece Kuzey Kafkasya yerel gerginliği bahane ederek AKKA'nın silah limitlerine uymayıp bu limitleri aştı. Rus ordusunun silâhlarının miktarının artırılması Türkiye ve bir çok batı ülkeleri tarafından güvenlik, istikrar ve barış açısından bir tehlike olarak görülür. Bu askeri, yığınağın asıl amacı nedir? Kuzey Kafkasya'yı kontrol etmek ve yeni bir sınır çizmektir.

Geçmişin aksine Kafkasya, Rusya'nın Güney sınırı olarak bugün daha farklı bir konumdadır. Çeçenistan savaşını, bir çok Müslüman ülkeler ve İslamcı gruplar, ortak bir din ve din kültürü davası olarak sunmuşlardır. Fakat çeşitli nedenler için Çeçenistan'a "Müslüman" yardım zayıf olmuştur. Kaldı ki Kuzey Kafkasya, bilhassa Doğu Kuzey Kafkasya bir kültürel, askeri, dini cephe olarak görünmeye devam edilir. Çerkes diasporada birçok kişinin, diaspora’ya özgü görevinin Kuzey Kafkasya'nın yine de İslamlaşması olduğu düşünülmektedir.

Kuzey Kafkasya Batı ve Doğu Avrupa ülkeleri için günümüzde jeopolitik önemi, enerji güzergahlarına bağlıdır. Amerika'nın aksine Rus petrol ve gaz güzergahlarına hala sıcak bakılır.

Amerika'nın Kuzey Kafkasya'ya nasıl baktığı, ona ne kadar önem verdiğini belirtmek güçtür. Amerika hem Bakü-Ceyhan'dan geçen Doğu-Batı enerji güzergahını destekliyor, hem de Rusya'nın enerji hatlarının güvenliğinin sağlanmasının da önemli olduğunu açıklıyor.

Fakat bu güzergahın güvenliği Amerika için gerçekten önemli mi? Yoksa Bakü-Ceyhan alternatifi olarak bir rakip mi? Amerika diyor ki: Kuzey Kafkasya'da demokratikleşme bir ön koşuludur ve kendi politikasının bir unsurudur.Kuzey Kafkasya'nın jeopolitik öneminin konusunu burada noktalayalım. 

 

III. Türkiye'nin, Rusya Federasyonu ile Gürcistan arasındaki ekonomik ve kültürel ilişkilerinin geliştirilmesinde Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri ve Çerkeslerin potansiyel etkisi

Karadeniz'in son yıllarda en önemli gelişmesi tartışmasız Türk-Rus İlişkilerinin iyileşmesi ve artmasıdır. Bu artışın, bugüne kadar bütün krizlere rağmen sağlam olduğu göz önündedir. Bu gelişmeler Türkiye'nin, Rusya'nın tekrar Kafkasya'ya dönmesine göz yummasıyla başlamıştır. (Eylül 1993'de Sn.Çiller'in Moskova'ya ziyaretiyle başlamıştır.)

Bu Türk-Rus ilişkilerinin gelişmesi bence Türkiye açısından, şu anda Karadeniz, Kafkasya ve Orta Asya'ya yönelik politikalarından daha önemlidir. Bu ilişkiler çok boyutludur. Örneğin, turizm, inşaat, enerji, silah alımı vs. hatta ortak bir silah üretimi bile düşünülmektedir. Ekonomik açıdan, bazı Rus bölgeleri bu ilişkilerinde daha önemli bir yer alır. Moskova, Batı Sibirya ya da Rusya'nın Güneyi, yani Stavropol, Rostov ve Krasnodar.

Türkiye'nin Gürcüstan'la ilişkileri daha sınırlı bir boyutta gelişmiştir. Abhazya savaşı döneminde resmi olarak "tarafsız Türkiye" yaklaşımı değişti. Çünkü işbirliği güçlendirildi ve askeri bir boyut bile kazanmaya başladı. Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleriyle Türkiye'nin ilişkileri kötü olmamasına rağmen su anda çok zayıftır. Rusya'nın Güneyi yani Stavropol, Rostov ve Krasnodar) şu anda Türkiye için büyük bir jeopolitik önemi taşır. Bu Cumhuriyetlerin önemi ve çekiciliğinin arttırılması görevi Çerkes diasporasına düşer. Bu ortamda çok gerçekçi olunması gerekir: "Büyük Çerkezistan" (yani Kuzey-Batı Kafkas Cumhuriyetlerinin birleşmesi) gündemde değil, Kuzey Kafkas Cumhuriyetlerin güç ve potansiyelini arttırmak için, zaman, sabır, istikrar, barış, birlik ve gayret ister. Rusya için yakın gelecekte Kuzey-Doğu Kafkasya da kalmak zor olacaktır, buna mukabil Orta ve Kuzey-Batı Kafkasya'da bir yüzleştirme politikasına girmek Çerkesler için yıkıcı olur. Çünkü ikinci bir sürgüne dayanılmaz. Tek yol askeri ve petrol meselelere endeksli olmadan, diaspora ve Kuzey Kafkasya'daki ekonomik ve kültürel ilişkileri güçlendirmektedir.

Eskiden Sovyetler Birliği'nde bölgeler arasındaki ilişki değil, bölge-merkez ilişkileri ön plandaydı. Yeni jeopolitik çerçevesinde bölgesel işbirliği genişletmesi gerekir.

Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri'nin içe dönük değil, dışa açık olması gerekir ve Rusya-Türkiye arasındaki aracılık işlevinin tekelini Güney Rusya'ya bırakmamak için bu Kafkasya Cumhuriyetleri mutlaka ekonomi, ulaşım ve iletişim potansiyeli arttırması lazımdır. Diaspora sırf dönüş kavramıyla değil, gidiş-dönüş kavramıyla da katkıda bulunmalıdır. 

 

IV - Diasporanın Katkısının Bilançosu ve Öneriler

Aşağıda belirtilen konuların incelenmesinden de anlaşılacağı gibi ulaşılan bilanço önemsizdir. Bu husus, çoğunlukla diasporadaki dernekçilik akımının amatörce tavrıyla açıklanma yoluna gidilmektedir, ama bu bir mazeret olamaz. Bugüne kadar yapılmış olanlar büyük ölçüde yetersizdir, fakat aynı zamanda, ve özellikle -Çerkes dostlarım beni bağışlasınlar- sistematik olmayan, dar ufuklu ve yarım yamalak bir biçimde yapılmıştır. Özetlemek gerekirse, bu konuda her şeye, ya da neredeyse her şeye baştan başlamak gerektiği söylenebilir.

Diasporanın katkısının kendine özgü durumundan kaynaklanan bir başka problem de mevcuttur. Bu konuda, her zaman olmasa da çoğu zaman ki farklı nesli temsil eden iki ekol olduğu söylenebilir. Daha ziyade yaşlılardan oluşan birinci ekolün mensuplarına göre diasporadaki Çerkesler; Kafkasya Cumhuriyetlerine yardım etmeli ve kayıtsız şartsız desteklemeli, ama politikaya karışmaktan ya da bu ülkelerin politik ve ideoloji tercihlerini etkilemeye kalkışmaktan kaçınmalıdırlar. Çoğu zaman biraz daha genç kişilerce temsil olunan bir başka akım, içişlerine müdahale tabusunun bir kenara bırakılması gerektiği kanaatindedir: Diaspora kavramının içeriği, çek imzalayan bir elden ya da Kafkasya'nın yaşadığı dramların ritmine göre çarpan bir yürekten ibaret değildir. Ekoller arasındaki bu ihtilaf olağan dışı değildir, hatta klasikleşmiştir ve Ermeni ya da Yahudi diasporası gibi diasporalara bakılacak olursa bu kutuplaşmanın şiddetle boy gösterdiği görülür. Her ikisine de saygı duymak gereken, bu tavırlar, şu soruyu gündeme getirmektedirler: Diasporanın katkısı maddi ve manevi destekle mi sınırlı tutulmalıdır, yoksa Kafkasya'da eleştirilere uğramak pahasına, Kafkasya meselelerine daha yoğun bir biçimde katılım ve müdahale boyutuna mı ulaşmalıdır? Kayıtsız şartsız destek tavrı çoğu zaman diasporanın kendi hakkında sahip olduğu kompleksli bir imajla ilişkilidir: Diaspora, referans alınan toprağa kıyasla kendisinin soysuzlaşmış bir unsurdan ibaret olduğu ve gerçek kültürün ancak Kafkas toprağında korunabildiği kanaatindedir. Bu bakış, her iki yönde de abartılıdır: Diasporanın yeri küçümsenmekte, referans alınan bölgenin yeri ise ölçüsüzce büyütülmektedir.

Şimdi, her konu bakımından teker teker diasporanın rolünü inceleyelim.

Ekonomik açıdan, bilançonun bugün için geniş ölçüde olumsuz olduğu söylenebilir. Yatırımlar çok sınırlı boyuttadır. Bu cılız neticeyi açıklayabilecek yerel sebepler de mevcuttur: (Bölgedeki politik istikrarsızlık, Pazar ekonomisine geçişteki zorluklar, ekonomik ve sınai yatırımdaki yetersizlikler). Ancak, hangi eğilimden olurlarsa olsunlar, diaspora mensupları kendi hataları üzerinde de düşünmelidirler.

Başarısızlığın temel sebepleri, girişimlerin bireysel niteliğinden, (koordinasyon yoktur) ekonominin geçiş döneminde oluşunun bilinmemesinden ve yerel pazarların tanınmamasından kaynaklanmaktadır. Diasporalı işadamları, yatırım (fabrika kuruluşları, joint-venture anlaşmaları, altyapı inşaatları) yapmak yerine riskli kısa vadeli kar peşine düşerek yatırımcıdan ziyade tüccar gibi davranmış izlenimi vermektedirler.

Buna bir de, diasporanın Türk yatırımların (örneğin inşaat ya da gıda sektöründe hikmet veren büyük şirket gruplarını) ve evveliyetle yabancı sermayeyi Kafkasya'ya yönlendirmekte başarısız kaldıklarını eklemek gerekir. Bazıları, bu başarısızlıkları gerekçelendirmek için Kafkasya'nın ekonomik ve özellikle sınai açıdan yetersiz altyapısını öne sürmüşlerdir. Ancak örneğin, beyaz turizm (yani dağ turizmi ) ya da yeşil turizm yatırım yapmak için elverişli başlangıç noktaları olabilirdi. Kuzey Kafkasya'da yokluğunu en çok hissettiren unsurlardan biri de teknolojidir. Bu açıdan Sovyet döneminde donanımsız biline gelen Kafkasya'nın 1990'ların başından beri daha da gerilediği söylenebilir. Ekonomik kalkınmayı kolaylaştıran teknolojileri bölgeye acilen nakletmek gerekmektedir.

Bu ekonomik incelemenin sonunda, diasporanın koordinasyon, beceri bakımından eksiklikler taşıdığı söylenebilir, buna irade eksikliğini de eklemek gerekir. En çarpıcı hususlardan biri de Kuzey Kafkasya'daki ekonomik faaliyetlere ilişkin ülke ve alan bazında verilerin bulunmayışıdır. Burada kastettiğim, istatistikler değildir. Sovyet istatistiklerinin şöhreti malumdur, 1990'dan bu yana durumun iyiye gittiği söylenemez. İstatistiklere ulaşılsa bile, bunlar çoğu zaman Sovyet döneminden kalmadır. Oysa o zamandan bu zaman pek çok değişiklik olmuştur, (zorunlu ya da gönüllü göç, ekonomik faaliyet yaratılması ya da sona ermesi vs...) Kuzey Kafkas ekonomisinin gerçek durumunu tanımak için, diaspora mensuplarının Kafkasya'ya giderek sistematik biçimde ve hatır gönül dinlemeden envanter çıkarmaları gerekmektedir. Bu çalışma yapılmadığı sürece bugünkü durum devam edecek ve el yordamıyla denemeler halinde yatırım yapma uygulaması sürecektir.

Ekonominin ardından ekolojiden söz edilmesi bazılarına şaşırtıcı gelebilir.[6] Oysa, diaspora çocuklarının çevre sorunlarına gösterdikleri olağanüstü hassasiyeti bilenler şaşırmamalıdır: Onlar, bu hassasiyeti Çerkeslerin doğaya duydukları derin saygıdan, insan ve tabiatın bir bütün oluşturduğu duygusundan miras almışlardır. Atalarının 1864'te arkalarında bıraktıkları Hazar Denizi ya da Karadeniz kıyılarında yaşanan (ve yukarıda bahsedilen) ekolojik katliamlar karşısında diasporanın gösterdiği suskunluk, henüz Kafkas toprağını, Türkiye'de sığındığı binlerce köyü sahiplendiği gibi sahiplenemediğini göstermektedir. Çok geç olmadan, doğal mirasının, dağlarının, göllerinin, dere ve sahillerinin kurtarılması için diasporanın acilen harekete geçmesi lazımdır. Doğanın korunması için mücadele veren sivil toplum grupları tüm Kafkasya'da mevcuttur, bu mücadeleyi onlarla beraber yürütmek lazımdır. Diaspora açısından bu girişim, atalarının hatırasına sadakat manasına gelir.

Doğal mirasın korunması da ekonomik yatırımlar gibi önceden bilgilenme çalışması gerektirmektedir. Diasporanın Kuzey Kafkasya hakkındaki bilgilerinin yetersizliğine ilişkin tespit genel bir nitelik taşımaktadır ve hem bugünkü hem de yarınki çabaları felç etmektedir. Geleneksel bilgi edinme yöntemleri bilinir: Seyahatten dönenler gördüklerini birkaç hafta sonra anlatırlar, bilgiler cemaat içinde kulaktan kulağa aktarılır. Bunun istisnası, seyyahın gözlemlerini yazıya dökerek dergilerde yayınlamasıdır, ki bu dergileri de pek az kişi okur. Nihayet, ara sıra seyyahlar beraberlerinde biraz bayatlamış da olsa bazı belgeler getirirler, ama bunları da okuyan azdır çünkü Kiril alfabesi itici gelir.

Bunların ötesinde "bilgilenme", Türk basınında yayınlanan makalelerin yeniden elden geçirilmesine dayanır ki Türk basını da çoğu zaman Batı basınının ya da Rus basınına bağımlılık içindedir. Ancak bu bilgiler sistematik değildir ve pek çok kaynak ihmal edilmiştir. Bilgisayar, Web sitesi ve mail bakımından diaspora bugün hâlâ acınacak biçimde donanımsızdır. İşin daha da vahim tarafı, Kuzey Kafkasya modern iletişim araçları bakımından tamamen donanımsızdır (fax, bilgisayar vs...). Her ne pahasına olursa olsun bölgeyi donatarak diasporanın eylemleri bakımından zorunlu her alanda sürekli ve günü gününe haber toplamak gerekmektedir.

Böylece haber toplanması, Batılı ülkelere ve Türkiye'ye yayın yoluyla ulaştırılarak bölgeyi tanıtabilecek, veri stoklarını oluşturma avantajını sağlayabilir. Bu proje, günümüz koşullarında pek çok kişi açısından vakitsiz ya da çılgınca gelebilir, ancak bana kalırsa tüm cumhuriyetlerde muhabirleri bulunan, yerel medyalarla,[7] hükümetlerle ve özellikle sivil toplumla bağlantıları olan bir diaspora haber ajansı kurmak zorunludur.

Bilgilenme sorunu bizi doğal olarak dil sorunlarına götürür. Türkiye'de Kafkas dillerini öğreten merkezler bulunmasa da, birkaç yıl önce ümitsiz görünen bu proje günümüzde gerçekleştirilebilecek hale gelmiştir. Bugün, bu öğretimin üniversite bölümlerinde ve araştırma merkezlerinde yapılacağı günler yakındır bile denebilir. Zamanı geldiğinde, diaspora bu işin üstesinden gelebilecek midir? Cevap maalesef olumsuzdur. Bazıları, haklı olarak böyle bir sorunun kısa süre öncesine kadar Türkiye'de tabu olduğunu mazeret göstereceklerdir. Doğrudur, ama her şey çabuk, çok çabuk değişmektedir. Oysa, günümüzde Kafkas diasporası içinde bir tane Kafkas dilleri profesörü yoktur, büyük Batı üniversitelerinin dilbilim bölümlerine gönderilen öğrenci bile yoktur. (En önemlilerini saymak gerekirse Amerika, Almanya, Hollanda, İskandinavya, İngiltere ve Fransa'daki üniversiteler örnek gösterilebilir). Oysa, yeterli puanı tutturamadıkları için Türk üniversitelerine giremeyen öğrencileri dışarıya yollamak için değil de en başarılı, en parlak, en ciddi ve en çok motivasyon sahibi öğrencileri hem Kafkas dilbilimi hem de Kafkasya bağlamında, mesela tarih, antropoloji, arkeoloji gibi başka beşeri bilimler okumak üzere dünyanın dört bir yanına göndermek üzere bir burs sistemi oluşturmak ne kadar kolay olacaktır. Eğitimlerini bitiren bu öğrenciler gelecekteki yüksek öğretim kadrolarını dolduracaktır.

Bu arada, yukarda belirtilen dil sorununu çözmek için acele etmek lazımdır. İki çözüm belirmektedir: öğrencileri yurtdışına yollamak ya da Kafkasya'dan Türkiye'ye Kafkas dilleri öğretmenleri getirmek. Çok iyi öğretmenler mevcuttur, çünkü dil-bilim ve dil öğretimi Sovyet yönetiminin en iyi yaptığı işler arasındaydı. Muhtemelen ikinci çözüm benimsenecektir, çünkü hayata geçirilmesi daha kolaydır. Ancak, daha şimdiden en iyi elemanların peşine düşmek lazımdır.

Şimdi de, en hassas sorunlar olan politik sorunlara geçelim. Diasporanın politik, hatta ideolojik katkısı ne olmalıdır? Türkiye'de 1994'ten beri bu tartışma, Türk iç politikasındaki kutuplaşmanın (İslamcı-laik) bir yansıması haline gelmiştir denebilir. Kendisine çok enerji kaybettiren ve çoğu zaman elini kolunu bağlayan bu kısır çatışmalardan kurtulması diaspora için hayati önem taşımaktadır. Kısa bir cevap vermek gerekirse, şunu söyleyebilirim: Kuzey Kafkasya'da camiler inşa etmeyi ve rejimler de toplumları demokratikleştirmeyi bir arada istemek mümkündür. Bu iki öneri arasında ilkesel bir uyuşmazlık yoktur.

Kuzey Kafkasya'nın demokrasiye geçiş sürecinin gösterdiği tablo karanlıktır ve muhtemelen 1990'ların başına göre daha karanlıktır. Görünenin aksine, (seçimler, siyasi kurumlar...) Kuzey Kafkasya'da demokratik bir siyasi hayat yoktur. Bu deyimle asıl kastettiğimiz, temel hak ve özgürlüklere saygı, kuvvetler ayrılığı ve azınlığın kendini ifade etme hakkı ve iktidara ulaşabilme hakkıdır. Kimse bana "Batı'nın bu kuralları, Rus işgalinden önce pek çok bölgede ilkel bir demokrasi gibi işleyen Kuzey Kafkas yerel politik coğrafyasına uyumsuzluk gösterir" demesin. Karşılaşılan sorunun bir gecikme sorunu olduğu yönünde sözleri sıkça duyuyorum, bunu da kimse bana söylemesin. Kuzey Kafkasya toplumları, temel Sosyo-politik değişimlerin mücadelesini vermek için 1789'u ve Fransız devrimini beklememişlerdir.

Bugün, aynı gri takım elbiseli aparaçikler, aynı imtiyazlı nomenklatura mensupları her yerde iktidardadır, sanki hiçbir şey değişmemiş gibidir. Her yerde yandaşları kayırmacılık, politik hayatın suçla iç içeliği, mafyaların etkisi hakimdir. Kuzey Kafkasya'da kurumları ve toplumu demokratikleştirme mücadelesi verenlere diaspora yardım etmelidir. Fakirlerin sokakta öldüğü ve yaşanan ortak felaketten kaçışın daima alkolizme götürdüğü kokuşmuş günümüz Rusya'sından uzak, adil bir demokratik toplumu müdafaa etmelidir. Diaspora, büyük hukukçu ve avukatlara sahip bulunmakla haklı olarak övünmektedir. Madem öyle, Kuzey Kafkasya için bir politik platform tanımlamak, insan haklarını, Hukuk Devletini, sosyal ve politik demokrasiyi savunmak uğrunda hep beraber çalışsınlar.

"Ne amaçla?" diye soracaksınız bana, "Diaspora neden böyle bir misyon üstlensin?" Cevabım basittir: Çünkü Kuzey Kafkasya'nın yeri Avrupa'dadır, "Asya despotizmi"nde değil. Çünkü, defalarca adaletsizlik ve zulüm altında inleyen Kuzey Kafkasya halklarının barış ve özgürlük içinde yaşamaya hakları vardır. Bu temennime idealist, tatlı bir rüya gözüyle bakılabilir. Bu programın gerçekleşmesi yoluna büyük- küçük menfaat ve imtiyazların taş koyacağı doğrudur, ama Çerkeslerin kendileri hakkında sahip bulundukları fikirleri hayata geçirecek bir toplum inşa etmenin bedeli de budur.

Kuzey Kafkasya'nın özgür yaşaması hakkının savunma yolundaki bu mücadeleyi diaspora yurt dışında da vermelidir. Uluslararası adalet önünde Kuzey Kafkasya halklarının uğradıkları zararların, geriye dönüş hakkının tanınması ve Kuzey Kafkasya ihtilaflarının giderilmesi için özgün hukuki çözümler önerilmesi için diaspora hukukçularının, yabancı meslektaşları ile işbirliği halinde çalışmalarının zamanı gelmiştir de, geçmektedir bile[8]... Nihayet, son noktayı koymadan önce belirtelim ki, her gün tüm dünyaya Kafkasya'daki çatışmaları ve orada işlenen insan hakları ihlallerini aktaran hükümet dışı sivil örgütler ve insancıl örgütlerle diasporanın sağlam ve kalıcı ilişkiler kurmasının zamanı gelmiştir. 

Bu metni 1999 sonbaharında Moskova'da tutuklanan ve bugün hâlâ, bütün hukuk kuralların aykırı biçimde ve keyfi olarak Doutyleri Hapishanesi’nde tutuklu bulunan Çeçen diplomat ve tarihçi Mayerbek Vaçaguaev'e ithaf ediyorum. 

 


[1] Çerkesya bağımsızlık savaşı'nın son dönemindeki Polonyalıların katkısı için, bkz; A.Fonwill - Çerkesya Bağımsızlık Savaşı (1863-1864), Nart, 1996.
[2] Promethee grubu
[3] Bu konuda kaçınılmaz bir çalışması var: Wolfdieter BIHL, Die Kaukasus - Politik der Mittelmachte (Merkezi Devletlerin Kafkasya Siyaseti), C.l (l 975) ve C.11 (l 992), Bölhau, Wîen-Köln-Gratz.
[4] Itar-Tass, 15 Temmuz 1997.
[5] DEIK, The Black Sea Region, DEIK Yayınlan, İstanbul, 1994.
[6] Diasporanın Kafkasya ile olan ilişkilerini geliştirebileceği bir başka alan da spordur. Yahudi diâsporası ile İsraillilerin buluştuğu Makkabiad isimli spor karşılaşmaları model alınarak dünyadaki tüm Kuzey Kafkasyalıların katılabileceği Kuzey Kafkasya Olimpiyatlarının organize edilmesi düşünülebilir. Beşiktaş Spor Kulübünün kurucuları Ahmet ve Mehmet Fetgerey Şoenu kardeşlerden bugüne Türkiye'de kitle ve elit sporlarının gelişimine büyük katkılarda bulunan Çerkesler böylelikle kültür fiziğe verdikleri önemi bir kez daha kanıtlamış olurlar.
[7] Diasporanın kullanımına yönelik olarak Kuzey Kafkasya medyalarının bir rehberinin hazırlanması ilk adımı oluşturabilir.
[8] Diaspora tarafından yayınlanan dergi ve kitaplara bakıldığında, pek çok konuda olduğu gibi bu konudaki katkısınin da ne kadar zayıf olduğunu görmek çarpıcıdır. Kuzey Kafkasya'da ise hükümetler ve temsilcilerince üretilip geliştirilmiş savunmalara rastlanmaktadır.    
Samsun BKD Arşivi Samsun BKD Kütüphane Makale GEÇMİŞTE VE GÜNÜMÜZDE KUZEY KAFKASYA'NIN JEOPOLİTİK ÖNEMİ