Doğu Kafkasya Naibler Meclisi

1700’lü yılların sonları Kafkasya’daki sosyal yapının da sarsılmaya başladığı ve değişim geçirdiği yıllardır. Bölgenin bir bölümünde sosyal dokunun ana karakterini oluşturan feodal yapıya karşı başlayan isyanları, “sosyal devrim niteliğinde ciddi bir toplum hareketi ve feodal düzenin çözülmeye başladığının ilk somut işareti saymak mümkündür”.[1] İmam Mansur ve Müridizm hareketi’nin Kuzey Kafkasya’nın içinden geçtiği bu sosyal dönüşüme katalizör görevi gördüğünü de söyleyebiliriz. “Mansur’un yaydığı eşitlikçi İslami söylemlerden etkilenen halk içinde aristokratların feodal düzenine karşı ihtilalci duygular gelişmeye” başlamış, “1790’larda Batı Kafkasya köle ve çiftçilerin feodal prenslere karşı ayaklanmalarına ve soylularla halk arasında kanlı savaşlara sahne” olmuş ve “bu savaşlarda yenilgiye uğrayan soyluların büyük bölümü Ruslara” sığınmıştı. [2]

harita.jpg

Dönemin Kuzey Kafkasya birliklerinin Yermolov komutasındaki Rus ordusunu Batı’da Kuban bölgesinde durdurmalarına rağmen Kabardey bölgesinin 1822 yılında işgal edilmesi, Kafkasya’nın bundan sonraki tüm sosyo-politik ve askeri mücadelesinde, hep olumsuz ve zayıflatıcı bir unsur olarak yer almış ve bölge “coğrafi birliğini kaybetmiş”tir.[3] 1824-1825 yıllarında Abhazya’nın Rusya işgalinden kurtarılması[4] bile Kafkasya’da yerli halklar aleyhine değişen şartları dengelememiştir.

19. yüzyılın başındaki Batı ve Doğu Kafkasya bağımsızlık hareketleri, Rus işgalinin tehlikeli bir noktaya gelmesinin ve toplumun geçirdiği sosyal dönüşüm sürecinin tüm etkilerini üzerinde taşıyarak oluşmaya başladı.

Batı Kafkasya’da “1800’den itibaren idari sistem halk meclislerinin iktidarı üzerine kuruldu.” [5] Bölgede “daha 1807’de Kalubat Yikoua Şupagua tarafından başlanmış olan teşkilat” [6] sonraki yıllar içinde geliştirilerek Milli Misak Meclisi (Jilethau Hase)’ne (Çıla Therio Xase) dönüştürüldü. Muhtemelen 1822 yılında kurulan[7] Milli Misak Meclisi bölgenin çözülmeye başlamış feodal karakterinin ve yerel idari geleneğin[8] temelleri üzerinde yükselen bir örgütlenme idi. “Çerkesya” adıyla tanımlanan bu devlet yapılanması 12 Eyalet’den oluşuyordu. Bu eyaletler şunlardır: 1- Şapsığ-Nathoç, 2- Abzeh, 3- Kemirguvey, 4- Barakay, 5- Bjeduğ, 6- Kabardey-Besleney, 7- Hatukuvey, 8- Mahoş, 9- Başilbey 10- Teberda (Karaçay-Malkar), 11- Abhazya, 12- Ubıhya. Bütün eyaletlerin özel ve yerel birer yönetimleri ve bu yönetimleri idare etmek için birer meclisleri vardı.[9] 

xase.jpgMilli Misak Meclisi 300 kişiden oluşuyordu. Meclisin sürekli görev yapan seçilmiş bir başkanı, belirlenmiş bir merkezi yoktu[10] ve birkaç gün süren toplantılar hiçbir zaman aynı merkezde yapılmıyordu.[11] Meclis, hem yasama hem yürütme hem de yargı yetkisine sahipti. Bu itibarla milletin bütün kudretini temsil ederdi. Meclisin uygulaması için özel bir örgütü yoktu. Her kişi meclisin kararını uygulamak ve yapmak ile yükümlüydü.[12] 

Meclis almış olduğu önemli kararlarda -milletin temsilcileri de olsalar- üyelerinin onayını yeterli görmüyor, referanduma da gidiyordu. Kafkas geleneğinde önemli bir yer tutan “söz ve yemin” referandumda kullanılan en etkili araçtı. Milli Meclis referandum için tüm eyaletleri tek tek dolaşılır ve bütün milletten söz ve yemin alırdı.

Milli Misak Meclisi’nin 1800-1840 yılları arasındaki önemli üyelerinden tespit edilebilenler şunlardır; Havudukua Mansur, Yındaryıkua Muhammed, Hacı Makua Muhammed, Kalubatukua, Şupagua, Dazığyıkua Şupaşe, Şuruhyukua Duğuj, Beslenikua Arslan, Hatokşokua Muhammed, Değuyıkua Hacı, Hacı Ğuzbek, Berzeg Hacı, Jansetyıkua, Rüstem Pe(İnal İpa), Geriyukua Şemiz, Marşan Yikovua Erişav.

“1829 yılında Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Edirne Antlaşması’nda Osmanlı Devleti ve Rusya, bir türlü sahip olamadıkları Kafkasya’yı bir pazarlık maddesi olarak antlaşma masasına koydular ve Osmanlı Devleti Kafkasya üzerinde olmayan haklarından feragat ettiğini ve bu coğrafyayı Rus kontrolüne terk ettiğini söyledi.” [13] 

zanuko.jpgMilli Misak Meclisi, Edirne Antlaşması ile ortaya çıkan yeni durumun dış dünyadaki tepkilerini ölçmek ve bağımsızlık mücadelesi için politik ve askeri yardım temin etmek amacıyla 1827’de dışişleri temsilcisi olarak önce Zanuko Sefer’i bir süre sonra yeni bir temsil heyetini İstanbul’a gönderirken[14] bir yandan da askeri mücadelesini hızlandırdı.

İstanbul’da bulunan Kafkasya temsilcilerinin Babıâli çevresinde yaptıkları diplomatik temaslar “Doğuya çok derin sempati besleyen”  İngiliz diplomat Davit Urguhart’ın da dikkatini çekmiş ve temsilciler ile ilişkiye geçmiştir.[15] “Çerkes liderleri ile olan kişisel temasları”nda Kafkasya’nın bağımsızlık mücadelesi hakkında bilgi alan ve oldukça etkilenen Urguhart,  İngiliz Elçisi Lord Ponsobi’yi ikna ederek, Babıâli’deki Çerkes temsilcilerinin kendisine verdiği tavsiye mektuplarını da yanına alarak kendi imkânlarıyla “1834 yaz sonunda” Kafkasya’ya gitmiştir[16] Davit Urguhart deniz yolculuğu sırasında Samsun’a da uğramış o dönemde Samsun’da ikamet eden Zanuko Sefer ile görüşmüş ve ondan da tavsiye mektupları almıştır.[17] Tsemez limanından Kafkasya’ya giriş yapan Urguhart yoğun ve sıcak bir ilgi ile karşılanmış ve ziyareti sebebiyle Milli Misak Meclisi, Tuapse yakınındaki Aguy bölgesinde 1000 kişinin katıldığı bir kurultay düzenlemiştir.[18] 

david.jpgKurultaya katılan Çerkesler yaşadıkları güçlükleri etraflı bir şekilde anlatmışlar, ayrıca bunun da silah ve cephane yetersizliğinden ileri geldiğini izah etmişler. Kurultay’da Urguhart da konuşmuştur ve konuşmasında son derece ihtiyatlı, akılcı bir yol izlemiştir. Urguhart konuşmasında: “Rusya ile savaşlarında dağlılar her şeyden önce kendi güçlerine güvenmelidir; hali hazırda dışarıdan yardım almak olanak dışıdır. Dağlılar için en doğru yol birliğin sağlanması ve ortak hareket edilmesidir” demiştir.[19] Kurultay’da Milli Misak Meclisi’nin kullanması için bir bayrak da öneren Urguhart, bayrağın rengi ve amblemi konusunda da yardımcı olmuştur.[20]  Urguhart’ın teklif ettiği bayrak meclis tarafından büyük bir beğeni ile hemen kabul edilmiştir. Kendisine yapılan liderlik teklifini de “dışarıdan daha fazla yardımcı olabileceği” gerekçesiyle nazik bir şekilde geri çeviren David Urquhart 1834 Eylül ayı başında Kafkasya’dan ayrılmıştır. Kafkasya ziyareti sebebiyle İngiliz Hükümeti’nden tepki alan ve Londra’ya geri çağrılan Urquhart, İngiltere’ye döner dönmez Polonyalı (Lehli) yurtseverlerle birlikte Kafkasya için çalışmalara başlamıştır.[21] 

bayrak1.gif1836’da İstanbul’daki Rus Elçiliği, Zanuko Sefer’in Batı Kafkasya temsilciliğine Edirne Antlaşması’nı gerekçe göstererek itiraz etmiş[22] ve Zanuko Sefer’in Kafkasya ile ilişkisinin kesilmesini istemiştir. Osmanlı Devleti de bunu kabul ederek Sefer Bey’i gözaltına almış, önce Edirne’de bir süre sonra da Bulgaristan’da Eski Zagra’da zorunlu ikamete mecbur etmiştir.[23]

Rus Çarı Nikola, Edirne Antlaşması’nın pratiğe dökülmesi için 1837 yılında Kafkasya’daki Rus işgal kuvvetlerini ziyaret etmiş ve birliklerin en kısa süre içinde hazırlanarak işgale devam etmelerini istemiştir. Bunun üzerine işgal bölgesi komutanı General Vorontsof 1937 yılı boyunca tüm dikkatini lojistik hazırlıklara vermiştir.

Milli Misak Meclisi 1837’de, Edirne Antlaşması’nın ortaya çıkardığı yeni şartları ve Rusya’ya karşı uygulanacak hareket tarzının tespiti için Abhazya Eyaleti’nde Gum bölgesinde Milli bir Kongre düzenledi. Bu kongrede Edirne Antlaşması’nın asla tanınmamasına, savaşa devam edilmesine ve durumun Dışişleri Temsilcisi Zanuko Sefer’e bildirilmesine karar verildi.

Kafkasyalıların “Gum Kongresi”nde aldıkları “savaş devam” kararı ve savaş hazırlıkları 1937’de İngiltere’yi harekete geçirmiş ve İngiltere’nin İstanbul Elçisi Ponsonbi, Edirne’deki maslahatgüzarı Mr. Kerr aracılığıyla Zanuko Sefer ile ilişkiye geçerek[24] Batı Kafkasya’ya Milli Misak Meclisi’ne barış teklifi sunmuştur. Bu teklifler şunlardır.[25] 

1. Çerkesler, Rus arazisine tecavüz etmeyeceklerdir. Kuban nehrinin iki taraf arasında sınır olması kabul edilecektir.

2. Buna karşılık Çerkesler Ruslardan, kuvvetlerini Kuban kuzeyine çekmelerini ve Kafkasya içinde oluşturdukları kaleleri tahrip ve tahliye etmelerini talep edeceklerdir.

3. Bu teklifler Kafkasyalılarca uygun görüldüğü takdirde Kafkasyalılar tarafından Ruslara bildirilecek, Ruslar tarafından kabul edilmezse Sefer Bey aracılığıyla İngiliz Elçiliğine bildirilecektir.

Milli Misak Meclisi’nin 6 Mayıs 1837’de Adagum bölgesinde Havudukua Mansur’un başkanlığında yaptığı olağan toplantının en önemli özelliği, David Urquhart’ın direnişi örgütlemek için bölgeye gönderdiği James S. Bell ve John Longworth’ün bu toplantıya gözlemci olarak katılmalarıdır. Meclis toplantısına katılan üyelerden bilinenler ise başta bu dönemde meclisin dışişlerinden sorumlu üyesi Başkadı Hajiyuko Mehmet olmak üzere Şimaf Bey, Selim Bey, Geriyiko Şemiz, İndaryiko Mehmet, Arslangeri, Keriakyiko Ali, Dazikyiko Şupuş, Kasdemir, Şurukyiko, Korosyiko Amirz, Nassva ve Janbulat idi.[26]  xace1.jpg

Toplantının gündeminde, Rusların yoğunlaşan saldırıları ve Meclis’in dışişleri temsilcisi Zanuko Sefer’in “İngiliz Barış Planı”nı içeren mektupları vardı. Barış teklifini inceleyen ve tartışan Milli Misak Meclisi, “Ruslara bir heyet göndererek Milli Misak esaslarına göre, Anapa ile Hazar Denizi arasındaki Kafkas vatanının tahliyesini”[27] istediler. Rus generali Velyaminof bu teklifi Edirne Antlaşması’nı gerekçe göstererek red etti ve kendi istedikleri olmadığı takdirde “ülkenin işgal edileceği ve halkının yok edileceği” mealinde bir cevap verdi[28]. Milli Misak Meclisi de gelen bu red cevabına aynı sertlikte cevap verdi. Meclis Çar Nikola’ya hitaben yazdığı cevabi mektubun da “Hazar Denizi’ne kadar kardeşçesine bir bütünlük içerisinde birleşmiş bulunuyoruz. Sana da bütün gerçekleri olduğu gibi yazıyoruz. Bir bütün olarak sana söz veriyoruz ki, hiç kimse ülkenizi yağmalamayacak ve biz Çerkesler olarak size dokunmayacağız. Buna karşılık olarak da buradaki kalelerinizi yıkarak Kuban’ın gerisine çekilmenizi bekliyoruz” diyor ve mücadeleye olan kararlılıklarını göstermek için de mektubun sonunda “Savaşçılarımızın yeterli olmaması halinde, size boyun eğeceğimize, henüz annelerinin karınlarında olan çocukları çıkararak silahlandıracağız” ifadesine yer veriyordu.[29] Bu yazışmalardan sonra tüm müzakereler ve ilişkiler kesildi. Buna rağmen Kafkasyalılar barışsever olduklarını göstermek için yedi-sekiz ay hiçbir saldırı da bulunmadılar ve dış dünyaya durumlarını ve niyetlerini anlatmak için beyannameler yayınladılar.  

“Dağlıları merkezi bir otorite etrafında birleşmeye ve kendi aralarındaki düşmanlıklara bir son vermeye ikna etmeye” çalışan James S. Bell ve John Longworth, Kafkasya’da bulundukları süre içinde Çerkeslerin dış dünya ile ilgili beklentileri konusunda David Urguhart gibi temkinli davranmamışlardır. “Zanuko Sefer ile beraber Dağlıların arasında gizemli ve güçlü bir dış destek beklentisi doğmasına sebep olmuşlardır. Bu beklenti Ruslara karşı düşmanlık duygularını daha da körüklemekle beraber umutları gerçekleşmeyince cesaretlerinin kırılmasına ve güven kaybına sebep olmuştur.” [30] Ama ayrıca James S. Bell ve John Longworth’un bölgeye yaptıkları önemli katkılar da vardır. O da “sürekli bir ordunun kurulması” [31] ve “Kuban ötesine yararsız ve sonuçsuz harekâtlar yapmak yerine Rus kalelerine saldırı”  teklifleridir. İkinci teklif liderler üzerinde etkili olmuştur. Savaş stratejilerini değiştiren liderler Kuban ötesine yapılan saldırıları en aza indirmiş, 1840 yılında gücünü kıyıdaki kaleler üzerine yoğunlaştıran Batı Kafkasya birlikleri bölgedeki tüm kaleleri Ruslardan geri almıştır.

Bu arada Ruslar Batı Kafkasya’daki birlik hareketini baltalamak için bazı kabilelere ayrı ayrı barış teklifinde bulunuyorlardı. Örneğin Bjeduğlar böyle bir teklifi kabul etmiş ve barış antlaşması yapmıştı. Rusya işgal ettikleri topraklarla sınırı olan Abzehlere de uygun görülen bazı teklifler yaptı. Abzehler Rusların oyununa düşmediler ve teklifi Milli Misak Meclisi’ne bildirdiler. Milli Meclis, bu teklifi değerlendirmek üzere Abzeh Eyaleti’nde Şhaguaşe’de toplandı ve Ruslara “Ancak bütün Kafkas vatanı tahliye edilmek şartıyla barış yapılabileceği” cevabını verdi.[32] Şapsığ guzbek.jpgbölgesinde de bazı Rus taraftarları açıktan açığa, artık Ruslarla barış yapma zamanının geldiğini söylediler. Milli Meclis, bu duruma hemen el koyarak Havudukua Mansur başkanlığında Azips kıyılarında olağanüstü toplantı yaptı. Rus taraftarı beş kişi Meclis tarafından süratle yargılandı ve suçlu bulunarak cezalandırıldı.[33]  

Bir yıllık hazırlık döneminden sonra General Vorontsof komutasındaki Rus birlikleri 1838 yılı sonbaharında genel bir saldırıya geçti ama Hacı Ğuzbek ve Havudukua Mansur komutasındaki Batı Kafkasya kuvvetleri Tsemez bölgesi haricinde tüm bölgelerde Rus ilerleyişini durdurdular.

Milli Misak Meclisi 1939 yılında Şapsığ-Nathoç eyaletinde yaptığı olağanüstü toplantıda bir bildiri yayınladı[34] ve oluşturdukları devlet yapılanmasının“Milli Misak” (sözleşme) esaslarını şu şekilde tespit etti:

1. Hazar Denizi ile Karadeniz arasındaki bölge bir vatan ve bu vatanda bulunanlar tek bir millettir.

2. Ruslar Kafkasya’nın milli ve ebedi düşmanıdır.

3. Kafkas vatandaşı, Ruslarla özel ve ticari hiçbir vesile ile ilişki ve temasta bulunmayacaktır.

4. Her Kafkas vatandaşı bütün malı ve canıyla sonuna kadar mücadeleye devam edecektir.

5. Bu sözleşmeye uymayan veya ihanet eden, idama kadar varan cezalara çarptırılacaktır.

6. Herkes hırsızlık ve her türlü kötü hareketten sakınacak, bu gibi kötü hareketleri gören her vatandaş, bunlar haber verip cezalandırılmasına yardım edecektir.

7. Elinde olmayan sebeplerle bir suç işleyen, bu suçunu itiraf edecektir.

1939 yılında Rus Ordusu’nun Karadeniz donanması Subş mevkine çıkarma yaptı. Batı Kafkasya Birlikleri karaya çıkan Rus birliklerine saldırdılar fakat donanma ateşi yüzünden birliklere fazla zarar veremediler. Ama Ruslar da sahil şeridinden içeriye giremediler. Aynı yıl Saşi kalesine saldıran Batı Kafkasya birlikleri kaleyi Ruslardan geri aldılar fakat bir süre sonra kaleyi terk etmek zorunda kaldılar. Anapa ve Tsemez arasındaki Jamatya bölgesinde de Rus birliklerini yıpratan Batı Kafkasya birlikleri de Rus topçusunun yoğun ateşi yüzünden geri çekilmek zorunda kaldı.  savas4.jpg

“Müslüman bir devletin, Müslüman bir devlete yardımının şartlılığına” [35] güvenen Milli Misak Meclisi 1840 yılında Berzeg İndar Hacı’nın başkanlığında bir heyeti Mısır’a gönderdi. Kahire’de Kavalalı Mehmet Ali Paşa ile görüşen heyet Mısır’dan yardım sözü aldıysa da bu söz gerçekleşmedi.

Rusya’nın saldırılarını yoğunlaştırması üzerine, 1840 yılı çok ağır muharebelerle geçti ama zafer Batı Kafkasya birliklerinin oldu. 150 bin kişilik kuvvetle bölgeyi saran ve saldırıya geçen Rus birliklerini Batı Kafkasya birlikleri Kaleşhovue, Şhapşin, Hafitsey (Gelincik) ve Pşat muharebelerinde durdurdular ve karşı taarruza geçtiler. Muharrem ayının 15’inde Uwya kalesini, birkaç gün sonra Tuapse, bir hafta sonra Şhapşin, daha sonraki günler içinde Abin, Anapa, Vaye, Tsemez, Saşi, Doma ve en son Nikolayevski ve Mazgah kaleleri Rus birliklerinden geri alındı.[36] 1941 yılında Hacı Berzeg komutasındaki Batı Kafkasya birlikleri Abhazya’yı düşman işgalinden kurtardılar ama Gürcistan üzerinden yeni kuvvetlerle desteklenen Ruslar bir süre sonra Abhazya’ya yeniden işgal ettiler. Bunun üzerine bir süre önce Kuban’dan dönmüş bulunan Marşan Yikovua Erişan Abhazya’da yıllarca sürecek yeni bir direniş başlattı.[37] 

1841-1846 yılları arasında Rus ve Batı Kafkasya birlikleri arasında 88 savaş oldu[38] ama Rus Birlikleri Kafkasya toprakları içerisinde fazla bir ilerleme sağlayamadılar.

savas5.jpgİmam Şamil’in “İmamet Devleti” adına, Kafkasya’nın askeri açıdan tek cephe olarak savunulması için yaptığı askeri müdahaleler, yani Rus işgali altındaki Orta Kafkasya’nın (Kabardey, Besleney, Karaçay-Malkar ve Osetya bölgeleri) aşılarak Batı Kafkasya’ya ulaşma teşebbüsleri başarılı olamamıştı. Şamil “askeri faaliyetlerde elde edemediği neticelere siyasi tedbirlerle varmak istiyordu.” [39] Bunun için işgal altındaki orta Kafkasya’ya düzenlediği askeri harekat sırasında kendisini destekleyen Kabardey bölgesinden Anzavurkovue Mehmet, Kundeyt Yikovue Mehmet Geri ve Oset bölgesinden Dudarukovue Voyij gibi halk önderlerini İmamet Devleti’nin bölge temsilcileri olarak tayin etti.[40] Şamil, Kuban (Batı Kafkasya) bölgesini de temsilcileriyle kendisine bağlamak istiyordu. Bu amaçla bölgeye 1845’de Hacı Mehmet, 1846’da Süleyman adlı naiplerini gönderdi. Her iki naip de bölgenin farklı sosyo-politik yapısı yüzünden uyum sağlayamadılar ve başarılı olamadılar. Şamil’in 1848’de gönderdiği Muhammed Emin’de ilk aylarında önceki iki naibin karşılaştığı problemlerle karşılaştı[41] ve tepki topladı ama sonraki aylar içinde Batı Kafkasya’nın “tabii temayüllerine” [42] uyum gösterdi. Muhammed Emin “Çerkeslerin özgürlüklerinin yanısıra gelenek ve göreneklerinden kaynaklanan ve onlara dayanan bir yönetim şekli uygulamış, onlarla ilişkilerinde ılımlı bir politika izlemeye çalışırken zaman zaman da çok sert eylemlere girişmiştir. Çerkes gelenek ve görenekleriyle müridizm ilkelerini kaynaştıran naip sonuçta Adigelerin benimseyebileceği bir sistem oluşturmuştur.” [43]

1948 yılında Adagum bölgesinde yapılan büyük ulusal toplantıda Milli Misak Meclisi’nin Başkanlığına getirilen Muhammed Emin, Meclis’in gevşek idari yapısını reorganize ederek, örgütlenmeyi bir merkez ve otorite etrafında topladı ve 1807’den bu yana güçlenerek büyüyen birlik hareketi, Batı Kafkasya’da “ilk kez bir devlet kimliğini”[44] kazanmış oldu. Milli Misak Meclisi’nin ve Muhammed Emin’in tam otoritesi dört yıllık bir çabadan sonra “1852 yılı başında gerçekleşti.” [45] Muhammed Emin ile birlikte, kurduğu merkez yönetimde H. Candar, Z. Zade, A. İsmail Efendi v.d. yer alıyordu.[46]  muhammed.jpg

Muhammed Emin’in başkanlığı döneminde, mücadelenin lojistik desteğini yerel imkânlarla oluşturmak için Kafkasya’da bir sanayi altyapısı kurulmaya çalışılmış ve çeşitli imalathaneler kurulmuştur. Bu konuda gerekli olan uzmanlarda Rus esirlerinden ve dışarıdan Polanyalı gönüllü askerlerden temin edilmiştir. Örneğin,”Polonyalı bir topçu yüzbaşısı Kafkasya’ya gelerek bir imalathane açmıştır.” [47] 

Muhammed Emin, Batı Kafkasya’nın idari ve ordu örgütlenmesini de yeniden düzenledi. Bu amaçla düzenli bir ordu kurdu. Batı Kafkasya’yı 100 yönetim bölgesine ayırdı ve her bölgeyi, askeri ve idari görevlerle mükellef kıldı.[48] Bölgeler bucaklara ayrılmıştı. Bir bucak 100 aileyi içine alıyordu. Bucağın başında muhtar bulunuyordu. Muhtarın en başta gelen görevi naibin buyruklarını yerine getirmek gerektiğinde istenen sayıda silahlı savaşçıyı onun emrine sunmaktı. Çalışmalarında kendisine yardım etmesi için bir muhtara beş hacret (göçmen) verildi. Birkaç bucak birleştirip bir ilçe oluşturuluyordu. İlçe yönetiminin başında müftü ve kadı bulunuyordu.  Muhammed Emin askeri fonksiyonları olan  “Halk Meclisleri” kurdu.  Bu meclisteki bazı şahsiyetler şunlardır. Abzeh Muhtarı Cendere Hacı Hasan, Muhtar Beresbi, Abdullah İsmail Efendi, Hacızade Muhammed Efendi.[49] 

Yargı ile ilgili konular şeriat hükümlerine göre çözülüyordu. Her bölgede mahkeme adı altında merkezi idare kurulmuştu. Müftünün emrinde atlı muhafızlar vardı. Mahkemeler tahkim edilmişti; her birinin içinde mescidi, mahkeme salonu, dini eğitim veren okulu, yöneticiler ve muhafızlar için barınakları, yiyecek depoları ve suçluları hapsetmek için çukuru vardı. Mahkemenin korunması için toplardan yararlanılıyordu. Tehlike anında halktan da milis çağırılıyordu.[50] 

Muhammed Emin Milli Misak Meclisi başkanlığı boyunca, geleneklere uymayan cezalar uyguladı. Çarlık ordusuna ajanlık yapan hainler ölümle cezalandırıldı, hırsızların eli kesildi. Birlik hareketine yoğun muhalefette bulunan “başta Natukhay beyleri olmak üzere halkı ezen kişileri memleketten” süren, “geri kalan soylu sınıfın da haklarını” kaldıran, “beylere ait topraklara el” [51] koyan Muhammed Emin, E. D. Felistsin’in belirttiğine göre bu kadar sert tedbirler uygulamasına rağmen halkın çoğunluğunu kendi tarafına çekmeyi başardı.[52] 

Muhammed Emin’in Batı Kafkasya’daki reform hareketleri Rusları endişeye düşürmüştü. Kafkasya’daki değişimin önüne geçmek isteyen Rusya direkt askeri güçle Muhammed Emin’e darbe vurmak istedi ve saldırıya geçtiler. Rus ordusu Batı Kafkas birliklerini Unbi (Umpa) dağlarında mağlup etti. Yenilgi bazı kabileleri ve bölgeleri geçici bir süre için Muhammed Emin’den ayırdıysa da Rus saldırılarının yoğunlaşması ve Milli Misak Meclisi Başkanının başta Abhazya olmak üzere birçok bölgedeki ısrarlı faaliyetleri ve mücadele azmi, 1849’da otoritesinin yeniden oluşmasını sağlamıştır.[53]  savas6.jpg

Muhammed Emin, dünyanın politik durumunu daha yakından takip etmek için İstanbul’a temsilciler gönderdi.  Temsilciler Kafkasya’yı dışarıda temsil ederlerken ayrıca politik, askeri ve ekonomik açıdan yardım bulmaya da çalıştılar. Örneğin 1851’de İstanbul’a gönderilen temsilcinin (Yusuf Bey[54]) görevlerinden biri de bir sanayi nariye uzmanı (madenci) bulmak idi. Temsilci Polonyalı göçmenler aracılığıyla Yordan adında bir uzman bulduysa da gerekli tahsisat ayarlanamadığı için uzman Kafkasya’ya gönderilemedi.[55] 

1853 yılında Rusya ile İngiltere-Fransa-Osmanlı ittifakı savaşa başlamak üzereydiler. Bu Kafkasyalılar için iyi bir fırsat olabilirdi. İmam Şamil’in Doğu Kafkasya’da oluşturduğu sağlam otoriteyi, Muhammed Emin’de kısmen Batı Kafkasya’da sağlamış, bu dönemde bulunabilecek dış destek ile Kafkasya Bağımsızlık Mücadelesi’nin seyri değiştirilebilirdi. Muhammed Emin Doğu ve Batı Kafkasya adına Müttefik devletlerle bu amaçla görüşmeye karar verdiğinde, müzakerelerde Kafkasya’nın tam bağımsızlık niyet ve emellerini “Ne Osmanlıların, ne de diğer herhangi bir devletin hakimiyetini asla kabul etmeyiz! Bundan dolayı, Rus generalleri kadar Osmanlı paşalarını da istemeyiz!” şeklinde açıklamayı düşünüyordu.  Ayrıca Kafkasya’nın, İran-Osmanlı-Rusya devletleri arasında İsviçre gibi “Tampon” bir ülke olmasını, bunun içinde Rusya’nın büyük bir yenilgiye uğraması gerektiğini söylüyordu.[56] 

Ancak müttefikler Kafkasyalılardan taban tabana zıt düşünüyorlardı. Örneğin, Osmanlı Devleti Kafkasya’nın kendi hâkimiyeti altına girmesini isterken, İngilizler, kendi hegomanyaları altında olmak şartıyla bağımsızlığa (!) yeşil ışık yakıyorlardı. Fransızlar ise en kötü seçeneğe sahiptiler. Onlar Kafkasya’nın Rusya kontrolünde olmasını istiyorlardı.

Osmanlı Devleti 4 Ekim 1853’de, İngiltere ve Fransa’da 10 Nisan 1854’de Rusya’ya savaş ilan ettiler. İngiliz ve Fransız keşif kolları Kafkasya’nın son durumunu gözlemlemek için 24 Mayıs 1854’de Vardan’a[57] iki subay çıkarıp Muhammed Emin ile görüşmüşlerdir. Görüşme de Muhammed Emin subaylara, “Kafkasya’nın Batı Kafkasya kuvvetleriyle, Kırım’a yardım edebileceğini söylemiş, fakat bunun için Kafkasya’nın bir müttefik olarak kabul edilmesi ve teyit içinde Kafkasya’ya müttefik kuvvetler çıkarılması lüzumunu ileri sürmüştü.” [58] Fransız subaylar ayrıca Muhammed Emin’e, Müttefik ülkelerin komutanlarıyla de görüşmek üzere Varna’ya gitmesini tavsiye ettiler. Öneriyi kabul eden Muhammed Emin konuyu görüşmek ve sağlıklı bir karar alabilmek için Milli Misak Meclisi’ni toplantıya çağırdı. Oldukça tartışmalı geçen toplantıda muhtemelen ortak bir karar da alınamadı[59] ama Muhammed Emin buna rağmen Varna’ya gitti ve daha önceki görüşlerini burada yine tekrarladı. Kırım’a saldırmaya yoğunlaşan müttefikler onun tekliflerini dikkate almadılar. Muhammed Emin Varna’dan İstanbul’a geçti ama orada da kendine muhatap bulamadı. Ayrıca Rusya’nın isteği üzerine Osmanlı Devleti’nce tutuklandı ve Şam’a sürüldü.  Bu arada Osmanlı Devleti Kafkasya üzerindeki planlarını gerçekleştirebilmek için sürgünde 25 sene beklettiği Zanuko Sefer başkanlığında bir heyeti ve askeri kuvveti 24 Mayıs 1854’de müttefiklerin yardımıyla Sohum’a çıkardılar.[60] Şam’da gözetim altında tutulan Muhammed Emin ise Aralık[61] 1954’de kaçarak tekrar Kafkasya’ya döndü.

Muhammed Emin’in Müttefiklerle yapmış olduğu görüşmeler bu ülkelerin Kafkasya hakkındaki niyetlerini ortaya çıkarmıştı. Ayrıca Zanuko Sefer başkanlığındaki Osmanlı birliğinin Kafkasya’da bulunması “herhangi bir yardım fikrinin değil, bilakis Kafkasya’yı mahkûm etmek planının uygulamaya başlandığını gösterdi.” [62] 

Rusların Kırım Savaşı dolayısıyla 1855 Mayıs ve Haziran aylarında Anapa ve Gelincik’i boşaltmasını takiben Sohum’dan Anapa’ya geçen Zanuko Sefer bu bölgedeki kabileleri Muhammet Emin’in başkanlığındaki Milli Misak Meclisi’nden ayırmaya çalıştı ve bunda da bir dereceye kadar başarılı oldu. Muhammet Emin tarafından Kafkasya’dan sürülen aristokrat Natuhay beylerini geri getirten Zanuko Sefer geçici bir süreliğine de olsa Hacı Giranduk Berzeg ve Hacı İndar Berzeg gibi ünlü komutanları kendi saflarına çekti. Ruslarla mücadele yerine özel ticareti ile daha fazla ilgilendi ve Kırımı Savaşı boyunca Müttefiklerin özellikle de Fransızların lojistik ihtiyaçlarını karşıladı. Müttefik kuvvetlerin “Karadeniz kıyısında oluşturduğu statü ile Kafkasya’nın birliği tamamen bozulmuş ve birbirine muhalif ve hatta düşman iki kutup meydana getirilmiş oluyordu. Bu statü ile atılmış olan nifak tohumları, Kafkasya’nın vaktinden evvel sarsılmasına sebep olmuştu.”[63] 

Kırım Savaşı sırasında Kafkasya’ya Rus saldırıları durmuş ve hatta Ruslar birçok birliğini geri çekmişti. Kafkasyalılar bu durumdan yararlanamadılar. Bölgedeki Rus birliklerine küçük taciz saldırılarının dışında büyük çaplı bir saldırı düzenlemediler.

Kırım Savaşı’nda “asker sıkıntısı çeken Avrupalı güçler”den İngiltere, 1855 yılında Kafkasyalılardan “azami miktarda düzensiz süvari gücü” temin etmek için John Longworth’tü “herhangi bir politik taahhüt altına girmemesini tembihleyerek” tekrar Kafkasya’ya gönderdi. Longworth o dönemde iki farklı otorite merkezini temsil eden Zanuka Sefer ve Muhammed Emin ile temasa geçti ise de her ikisiyle de anlaşamadı.[64] Müttefiklerin Kafkasyalılardan Kırım Savaşı için yardım talebinde bulunmaları teklifi Milli Misak Meclisi’nin de gündemine geldi. Meclis konu üzerinde toplandı ve “Ruslarla karşı karşıya bulunurken Kırım muharebelerine iştirak etmek üzere kuvvet göndermenin mümkün olmadığını, karşılarındaki Ruslar yok edilirse, ancak o zaman müttefiklerin müracaatlarının dikkate alınacağı” kararını aldı ve müttefik devletlere bildirdi. [65]

Müttefiklerle Varna’da yaptığı görüşmelerden, İstanbul’da karşılaştığı muameleden ve Kafkasya’daki birliği bozucu muhalefetten dolayı son derece üzgün ve dargın bir durumda olan Muhammed Emin’in bir süreliğine geri plana çekilmesi üzerine bu dönemden itibaren bölgenin ve meclisin liderliği yavaş yavaş Hacı Giranduk Berzeg’e geçmiştir.

1855 yılı sonunda Kırım Savaşı’nın bitmesinden sonra Şubat 1856’da Paris Barış Antlaşması Kafkasya’dan bahsedilmeden imzalandı. Müttefikler antlaşma gereği Kafkasya’daki idari ve politik elemanlarını geri çektiler. Ama Zanuko Sefer ve yakın çevresi Batı Kafkasya’da kaldılar. “Osmanlı desteğinden yoksun kalan Zanuko Sefer ve yandaşları da Kuban’daki Rus generali Filipson’a başvurarak Rusya’nın himayesinde bir Natukhay hanlığı kurulması teklifinde bulundular. Bu durum en çok Rusların işine yaramış, Adige bölgesinde bölücü bir dost kazanmış, ileride girişecekleri eylemler için çok uygun bir ortam oluşturmuşlardı.” [66]

Paris Barış Antlaşması’nın görmezden gelerek Kafkasya’yı Rusya’nın emperyal nüfuzuna bırakması yeni Çar II. Aleksandr’ı hemen hareket geçirdi. Rusya hiç zaman kaybetmeden 1856 ortalarında Doğu Kafkasya’ya yeniden saldırırken Batı Kafkasya’yı da kuşatma altına aldı. Bunun üzerine Milli Misak Meclisi de, Haziran 1857’de Abın’da (Şapsığ bölgesi) düzenlediği kurultayda Ruslarla savaşa devam kararı aldı.[67] Bu arada Polonya lejyonlarından Labinski Müfrezesi de 1857 Şubatında Osmanlı Devleti’nin onayıyla Zanuko Sefer’in emrinde çalışma üzere Kafkasya’ya çıktı. Müfreze komutanı Labinski Zanuko Sefer ile hiç anlaşamadı. 1859’da iç huzursuzluklardan dolayı Labinski Müfrezesi ikiye ayrıldı (birliğin bir kısmı Zanuko Sefer tarafına, diğer kısmı Muhammed Emin tarafına geçti) ve müfreze komutanı Labinski 1859’da, birliğin diğer mensupları da bir yıl sonra İstanbul’a döndüler. savas7.jpg

Rusya’nın Batı Kafkasya’ya genel ve şiddetli bir saldırı için hazırlıklarını yoğunlaştırması Muhammed Emin’i tekrar harekete geçirdi. Bağımsızlık mücadelesinin organizasyonu için gerekli gördüğü siyasi yardımı ve uzman kişileri bulmak amacıyla 1859’da İstanbul’a giden Muhammed Emin, Babıâli’deki görüşmelerinden bir sonuç alamadı ve tekrar Kafkasya’ya döndü. Muhammed Emin, İmam Şamil’in 1859 Aralığında teslim olması üzerine Batı Kafkasya’nın da Doğu’nun akıbetine uğrayacağını düşünerek, “durumu kurtarma için Ruslarla mümkün olduğu kadar uygun şartlarla anlaşma taraftarı idi. Bunu temin için millete müracaata karar verdi.”  Milli Misak Meclisi’ni toplantıya çağırdı. “Kongre Muhammed Emin’in fikrini büyük bir şiddet ve nefretle reddetti. Muhammed Emin’de 1859’da Ruslara teslim oldu.” [68]

Samsun BKD