24 ARALIK 2005: Derneğimiz “Kafkas Gecesi” düzenledi.

 

“Kafkas Gecesi”

Derneğimiz 24 Aralık 2005 tarihinde Derya 2 Düğün Salonu’nda saat 19.00’da, üye ve hemşerilerimizin tanışması ve dayanışması amacıyla bir “Kafkas Gecesi” düzenledi. 

 

Gecenin Programı : 

C  Şiir Dinletisi,

C Son Sesler Belgeselinin Sinevizyon Gösterimi,

C  “Halüj” İkramı

C Çekiliş

C Mahalli Düğün  

 

 

DERNEK BAŞKANIMIZIN AÇILIŞ KONUŞMASI 

Değerli misafirlerimiz,

Derneğimizin etkinliğine katıldığınız için hepinize teşekkür ederim, hoş geldiniz.

Zaman zaman bir araya gelmek, konuşmak, fikir alışverişinde bulunmak, tartışmak, hepimizin ihtiyacı. Toplumsal sorunlarımız hepimizin malumu. Sorunlarımızı çözmenin öncelikli yolu bunları doğru tespit etmek ve çözümü için yollar aramak. Şehir yaşantısının hepimize dayatmış olduğu yüksek tempolu ve içe dönük yaşama biçimi bizi birbirimizden hergün biraz daha uzaklaştırmaktadır. Aynı şehirde yaşamamıza rağmen yakın akrabalar bile bazen birbirini aylarca göremiyor. Düğün ve cenaze gibi toplumsal olaylarımız da olmazsa bu ilişkiler daha da kopacaktır. Derneğimizin zaman zaman düzenleyebildiği bu tür dayanışma geceleri bu ihtiyacı karşılamaya yöneliktir.

Değerli misafirlerimiz,

Sizleri bir arada görmüşken bazı konulara da değinmek istiyorum. Hepinizin de yakından bildiği gibi Rus Çarı Putin’in Mavi Akım Projesi’nin açılışı için Samsun’a gelişini biz oturarak seyretmedik. Derneğimiz törenden dört gün öncesi yapmış olduğu basın toplantısı ve diğer etkinlikleri ile Putin’in şahsında sembolleşen Rus emperyalizmine dur demiştir. Dernek merkezimizde gerçekleşen basın toplantısı ve diğer etkinliklerimiz Samsun’da ve yurt genelinde olumlu tepkiler alırken ve desteklenirken, başta Rusya olmak üzere bazı çevrelerce de rahatsızlık verici bulunmuştur. Buna istinaden yapılan ihbar sonucu 16 Kasım gecesi dernek merkezimiz didik didik aranmış ve ben dernek başkanı olarak gözaltına alınmıştım. Gözaltında bana yapılan suçlama “Rusya devlet başkanına hakaret” idi. Bu bir işgüzarlık idi. Rusya lideri kendi ülkesinde bizim söylediklerimizden daha ağır eleştirilere uğrarken, bizim onurlu, demokratik tavrımız daha fazla dikkat çekti ve soruşturmaya tabi tutuldu. Avrupa Birliği’ne girme sürecinde bulunan Türkiye için bu anti demokratik üslup, yanlıştır ve kaygı vericidir. Rus Çarı Putin Samsun’a korku ile geldi ve korkarak ayrıldı. 1864 Kafkas sürgünü sonucu kurulan 35 köyün ortasındaki Durusu köyü tören alanında, 3500 asker, 1400 polis ve 200 yakın özel koruma ile yer alabilen Putin neden bu kadar tedirgindi acaba? Gazeteciler Putin’e neden sormadılar? Bu korkunuzun kaynağı nedir? Neden bu kadar özel önlemlere gerek duyuyorsunuz? Biz bu sorunun cevabını biliyoruz. ”Suçluluk duygusu”. Katiller işledikleri insanlık dışı cinayetlerin gölgesinden hiçbir zaman kurtulamazlar. Onlar her zaman korku ve tedirginlik içinde yaşarlar.

Değerli hemşehrilerimiz,

Mağdurlarda susmamalıdırlar. Biz bunun gereğini yaptık. Bizler yeni eski tüm Rus Çarlarının insanlık suçlarını, katliam ve soykırım uygulamalarını her yerde her ortamda haykıracağız.

Son 10-15 yılda Kafkasya’nın Çeçenya bölgesinde süre gelen savaşı ve 250 bin kardeşimizin katledilmesini, 200 bini aşkın insanımızın da topraklarından sürülmesini görmezlikten gelemezdik. Osetya ve Kabardey Balkar’da yapılan provakasyonları deşifre ederek uyarılarda bulunmak bizim en doğal hakkımızdır. Adigey’de benzer provokasyonlarla ateşe sürüklenmeye çalışılıyor. Bütün bunlar Moskova merkezli iğrenç kirli savaş senaryolarıdır.

Değerli hemşehrilerimiz,

Tüm bu olup biten olumsuz olaylara karşı çıkmak zorundayız. Susmamalıyız ve gerekli demokratik tepkimizi çekinmeden ortaya koymalıyız.

Değerli misafirlerimiz,

Kurban bayramına az bir zaman kaldı. Her sene olduğu gibi Kafkas Vakfı yine Kafkasya’da kesilmek üzere bir kurban kampanyası düzenledi. Oturduğunuz masalara kampanya ile ilgili broşürler bıraktık. Detay bilgiler orada mevcut. Derneğimiz bu konuda size önderlik de yapacaktır. Bu kampanyanın merkezi Azerbaycan’daki Çeçen Mülteci Kampı. Çeçen kardeşlerimizin yanında olduğumuzu bir kez daha göstermeliyiz. Onları yalnız bırakmamalıyız. Sizlerden bu kampanyayı çevrenize de duyurmanızı istiyoruz. Konu Çeçen mültecilerden açılmışken bir iki söz daha söylemek istiyorum.  Türkiye’de Mülteci dahi kabul edilmeyen savaş mağduru kardeşlerimiz İstanbul’da içler acısı barakalarda yaşıyorlar. Onlarında acil yardıma ihtiyaçları var. Bu konuda gençlik komisyonu başkanımız da yiyecek ve giyecek yardımı çerçevesinde bir program yürütüyor. Kurban Bayramı’na kadar bunu sonuçlandıracaklar. Desteklerinizi bu çalışmadan da esirgemeyiniz. Afganistan’dan Irak’tan ve benzeri ülkelerden gelen savaş mağduru herkesi mülteci olarak kabul eden Türkiye neden Çeçen kardeşlerimizi mülteci kabul etmiyor? Bu olayı da kınıyoruz. İstanbul Kafkas Çeçen Komitesi’nin ve Çeçen Derneği’nin tüm çabaları sonuçsuz kaldı. Ama yine de bir şeyler yapılabilmeli. Herkesi ve tüm ilgili kurumlarımızı göreve çağırıyorum.

Bu arada güzel gelişmelerde oluyor Türkiye diasporasında. İstanbul’da İki farklı fedakar genç grup tarafından bir dergi ve gazete çıkarılmaya başlandı. Bir süredir faaliyetlerini sürdürdüğünü bildiğimiz Kafkasya Forumu iki aylık siyasi bir dergi ile yayın dünyamıza girdi. Bağımsız Birleşik Kafkasya çizgisinde olduğunu deklare eden bu dergi dernek sekreteryamızın koordinesinde satış ve abone çalışmalarını sürdürüyor. Kendisi de size bu konuda biraz sonra bilgi verecektir. Yine Jineps adında bir gazetemiz daha var. O da birinci sayısını çıkardı. Bağımsızlık, Demokrasi, Özgürlük ve Birlik şiarı ile yayın hayatına başlayan Jineps gazetesi de derneğimizde ve buradaki standımızda mevcut. Her ay tek tek de alabilirsiniz. İsterseniz abone de olabilirsiniz. Her iki yayının da sizlerin desteğine ihtiyacı vardır. Desteklerimizi esirgemeyelim.

Bu iki güzel gelişmenin yanı sıra bir de çirkin bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından İlhan Selçuk’un basına yansıyan “Çerkesler Aptaldır” sözü camiamızda büyük infial uyandırdı. Esasında konu yeni de değil. Zannediyorum 90'lı yıllarda, Hasan Cemal ile girdiği bir ideolojik tartışma sırasında sinirlenerek sarf ettiği bir söz bu. Olay Hasan Cemal’in son kitabında yayınladı. İlhan Selçuk’un zihniyet dünyasını ortaya dökmesi açısından önemli bir itiraf. Faşist-ırkçı bir düşüncenin, jakoben reflekslerin ürünü bir tepki. Şahsen biz şaşırmadık. Ama şaşıran hemşehrilerimiz çok oldu. Sayın İlhan Selçuk’u esefle kınıyoruz ve kötü sözünü kendisine iade ediyoruz. Bir aptal arıyorsa en yakınındaki bir aynaya bakmaya davet ediyoruz.

Değerli hemşehrilerimiz,

Derneğimizin ekonomik çarkının sağlıklı dönebilmesi için geliştirdiğimiz bir proje ile sözlerimi bitirmek istiyorum. Anlaşma yaptığımız Vakıflar Bankası’ndan Bir Pos Makinası aldık. Aidat ve bağışlarınızı artık VISA kartlarınızı kullanarak da yapabilirsiniz. Ayrıca Mail Order sistemine de oluşturduk. İsterseniz bu sistemi de kullanarak bağış ve aidatlarınızı bize aktarabilirsiniz.

Değerli misafirlerimiz,

Hepinize hayırlı akşamlar diliyor sizi programımızla baş başa bırakıyorum.

Sağlıcakla kalın. 

S.Ahmet Gültekin

Samsun BKD Dernek Başkanı  

 

 

SON SESLER BELGESELİ SİNEVİZYON GÖSTERİMİ ÖNCESİ TANITIM KONUŞMASI 

Değerli misafirlerimiz,

“…Yaşayan ve ölen tüm dünya dillerinde insanlığın bütün birikim yatmaktadır. Dillerin yok olması insan kültürü ve bilimi için büyük kayıptır.

Birkaç yıl önce, dilbilimciler Tevfik Esenç'in sesini almak üzere Ubıh köyü Hacı Osman'a akın ediyordu. Esenç, zayıf, nahif bir çiftçiydi. Vaktiyle Kuzeybatı Kafkaslar'da konuşulan Ubıhça'nın bilinen son konuşucusu olduğu kabul ediliyordu. O sıralarda kabilenin ancak dört beş yaşlısı Ubıhça birkaç söz hatırlıyordu, akıcı konuşabilense yalnızca Esenç'ti. Üç oğlu bile artık Türkdilli olmuştu. Babalarıyla anadillerinde konu­şamıyorlardı. Esenç, mezar taşında yer almasını istediği yazıyı 1984'te çoktan yazmıştı: "Burası Tevfik Esenç'in mezarıdır. Kendisi, Ubıhça adı verilen dili konuşabilenlerin sonuncusuydu." 1992'de Esenç'in ölümüyle, Ubıhça da, sürekli kala­balıklaşan soyu tükenmiş diller sırasına katıldı. 

Dört yıl sonra Güney Carolina'da Kızıl Fırtınabulutu adında bir Amerika yerlisi öldü. Can çekişen bir dilin son sesiydi. Kendi topluluğunun artakalan üyeleriyle artık ana dilinde söyleşemeyen Kızıl Fırtınabulutu, kabilesinin dilini yanında mezara götürdü. Halkı içinde tek başınaydı ama Amerika yerlileri içinde tek değildi. Kupenyo dilinin son ko­nuşanı, California, Palalı Roscinda Nolasquez 1987'de 94 yaşında, Vapo dilinin son konuşucularından Laura Somersal da 1990'da ölmüşlerdi.

Dünyanın bir başka yerinde, Man Adası'nda, Ned Maddrell 1974'te öldü. Onun ölümüyle, eski Man dili, yeryüzünün yaşayan dilleri topluluğundan ayrıldı. Daha yüz yıl önce, Maddreil'in doğumuna az kala, 12 bin kişi (ada nüfusunun yaklaşık üçte biri) Man dili konuşmaya devam ediyordu. Maddrell öldüğündeyse, dilini akıcı konuşan başka kimse kalmamıştı. Maddreil'in ölümünden iki yıl önce, Avustral­ya'da, Kuzey Oueensland'de birkaç sözcükten fazla Mbabaram bilen son insan olan Arthur Bennett ölmüştü. Mbabaram, annesinin yirmi küsur yıl önce ölmesinden beri Bennett'in de kullanmadığı bir dildi.

Tevfik Esenç, Kızıl Fırtınabulutu, Roscinda Nolasquez, Laura Somersal, Ned Maddrell ve Arthur Bennett, birbirle­rinden binlerce kilometre uzakta, kökten farklı kültürel ve ekonomik koşullar altında yaşayıp öldüler. Topluluklarını yı­kan ve onları can çekişen dillerin son temsilcileri olarak bıra­kan kesin etmenler apayrı olsa da, öyküleri arasında başka bakımlardan çarpıcı bir benzerlik var. Kaderleri, buzdağının yalnızca tepesini oluşturan ortak bir örüntüyü ortaya koyu­yor, ne yazık ki: Yeryüzünün dilleri korkutucu bir hızla ölmekte.

Dillerin kaybolmasının çevre sorunlarıyla da bağlantısı var. Kaybolan diller aslında dünya çapında yıkılmak üzere olan ekosistemin bir parçası olduğunu gösteriyor. Yağmur ormanları gibi değerli çevre kaynaklarını korumak için verilen savaşın farklı kültürlerin ayakta kalması için verilen mücadeleden ayrılmayacağını ve dil ölümü gibi, ekolojik yıkımın nedenleri de ekoloji ve politika kavşağında yatmaktadır.

Dil çeşitliliğini daha geniş, küresel ve biyo-çeşitlilik bağlamında değerlendirip kaybolmakta olan dilleri kurtarmak için yalnızca sözlükler ve eğitim programları değil, bu dilleri konuşanların yaşam alanlarını ve kültürlerini korumakta gereklidir…”[1]

Şimdi sizleri kaybolan Kafkas dillerinden Ubıhca’nın trajik hikayesini anlatan “Son Sesler” belgesi ile baş başa bırakıyoruz. 



[1] Kaybolan Sesler (Dünya Dillerinin Yok Oluş Süreci) Daniel Netle ve Suzanne Romaine, sf: 15-16 Oğlak Yay., İstanbul 2002,

 

 

Samsun BKD Arşivi Samsun BKD Seyir defteri 2005 - 2008 Çalışma Dönemi 24 ARALIK 2005: Derneğimiz “Kafkas Gecesi” düzenledi.