14 OCAK 2005: Hatajuko Valeri Derneğimizi Ziyaret Etti.

 

Hatajuko Valeri Derneğimizi Ziyaret Etti

 

 


 Kuzey Kafkasya’daki sivil muhalefetin önde gelen isimlerinden, Kafkas Halkları Konfederasyonu(KHK) ve Dünya Çerkes Birliği’nin (DÇB) eski başkanı yardımcısı, Adige Hase’nin (Khase) kurucularından ve Kabardey Balkar Cumhuriyeti İnsan Hakları Derneği (İHD) Başkanı Valeri Hatajuko’nun misafir olarak katıldığı, genel organizasyonu Kafkas Vakfı’nca yapılan “Türkiye Medyası ve Kafkas Kurum ve Örgütlenmelerine Yönelik Bilgilendirme Ziyaretleri”nin bir durağı da derneğimiz idi.

14 Ocak Cuma günü Birleşik Kafkasya Derneği'nin davetlisi olarak Samsun’a gelen Valeri Hatajuko, hemşehrileriyle yoğun bir 24 saat geçirdi. Cuma günü 12.20’de Çarşamba Havaalanı’nda Birleşik Kafkasya Derneği yöneticileri tarafından karşılanan Valeri Hatajuko, akşam 18.30’da Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz’ın onuruna verdiği akşam yemeğine katıldı. Saat 19.30’da Birleşik Kafkasya Derneği’nde Samsunlu soydaşlarıyla bir araya gelen Valeri Hatajuko, üç saat süren sohbet toplantısında izleyicilerine Kafkasya’daki ve Rusya’daki son gelişmeleri aktardı. Hatajuko izleyicilerin Kafkasya ve Kafkas toplumunun sorunları hakkında kendisine yönelttiği soruları içtenlikle cevaplandırdı. Valeri Hatajuko, 15 Ocak Cumartesi günü sabahı Canik Belediyesi Başkanı Osman Genç’in onuruna verdiği kahvaltıya katıldı. Kahvaltı sonunda da yerel medya mensuplarının sorularını cevaplandırdı. Öğlen 13.00’de Çarşamba Havaalanı’ndan İstanbul’a, Birleşik Kafkasya Derneği yöneticileri tarafından uğurlanan Valeri Hatajuko, Samsunlu hemşehrilerinin gönlünde taht kurdu.

 

 

 

Kafkasya’ya müdahil olmaktan çekinmeyin

 

  

Valeri Hatajuko, Birleşik Kafkasya Derneği’nde kalabalık bir hemşehri topluluğuna hitap ederken şunları söyledi:

 

“PUTİN’İN UYGULAMALARINA MUHALİF OLANLAR BİRLEŞİYOR”

 

“Değerli kardeşlerim,

Sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir kıvanç duymaktayım. Allah’tan bu toplantının hepimize hayırlı sonuçlar vermesini diliyorum.

4-5 gündür Türkiye’deyim. Burada bulunmamın amacı, Kuzey Kafkasya’daki gelişmeleri, politik olayları sizlere net bir şekilde aktarmaktır.

Kafkasya sizlerin de anavatanı. Sizlerin bizden hiç bir farkınız yok. Sizler de Kafkasya üzerinde her türlü hakka sahipsiniz. Kafkasya’daki bütün gelişmeler hepimizi ilgilendirmektedir. Bu yüzden bölgedeki tüm gelişmeleri evirip çevirmeden sizlere anlatmak istiyorum.

Komünizm yıkılıp, sınırlar açıldıktan sonra bizde şöyle bir beklenti ve düşünce oluşmuştu. Kapılar dış dünyaya açıldığına göre diasporadaki kardeşlerimizle gidiş gelişlerimiz başlayacak, ilişkilerimiz gelişecek, tanışacağız, kaynaşacağız. Ancak böyle olmadı. Beklentilerimizin çoğu gerçekleşmedi. Hatta durumumuz son yıllarda daha da kötüleşti. 

Kafkasya’da son zamanlarda çok ciddi gelişmeler var. Hem sizi, hem de bizi derinden etkileyecek gelişmeler.

Mevcut yönetim Çeçenistan savaşını ve terörü bahane göstererek Kafkasya’da ve Rusya’da temel hak ve özgürlükleri, demokrasiyi askıya almak için çabalamaktadır. Baskıcı otoriter bir yönetim oluşturulmaya çalışılıyor. Kafkasya’da geçen yıldan itibaren Radyo TV’lerde Adigece programlar en alt düzeye indirildi. Okullarımızdaki Adigece dersleri iyice azaltıldı. Anadilimizde yayınlanan kitap sayısı ise eski dönemlere oranla yarıya düştü. Rusya Federasyonu içindeki cumhuriyetlerin ortadan kaldırılma planları ve hazırlıkları var.

Bu durum hepimizi bir süredir oldukça endişelendiriyordu. Rusya genelinde de benzer endişe ve tepkiler var. Bu olumsuz tablodan tedirginlik duyan Rus aydınlarıyla “ne yapabiliriz” düşüncesiyle uzun bir süredir temas halindeyiz.

12 Aralık 2004 tarihinde Moskova’da mevcut yönetime muhalif yüzlerce Rus aydınıyla bir araya geldik. “Vatandaşlık Kongresi” adı altında bir toplantı yapıldı. Bu kongreye, Rusya’nın önde gelen demokrat liberallerinden Gregory Yavlinsky, hatta liberallerin düşmanı Komünist Partisi’nden birçok insan, Sağ Kuvvetler Birliği Partisi üyeleri ve Dünya Satranç Şampiyonu Kasporov’a kadar birçok aydın katıldı.

Kongre, Putin’in 6 yıllık dönemini hedef aldı. Bu dönem içinde hiçbir şeyin olumlu gelişmediği vurgulandı. Çeçenistan’daki savaşın durdurulmaması, terörist eylemler, rüşvet ve yolsuzluğun artarak devam etmesi, ekonomik kriz, kongrede ele alınan temel konulardı.

“Vatandaşlık Kongresi”nin sonunda, Çeçenistan’daki savaşın derhal durdurulması, Rusya’yı ileride daha büyük tehlikelere atacak olan “küçük cumhuriyetlerin ortadan kaldırılması projesi”nin iptal edilmesi isteği, deklare edilen sonuç bildirisinin en önemli kararlarındandı.

Kongre “Demokratik Platform” adında bir çatı oluşturdu. Ben de bu platformun bir üyesiyim. Burada onlar adına da konuşuyorum.

 

“FAŞİST SÖYLEMLER DEVLET POLİTİKASI OLDU”

 

 Belki içinizde duyanlarınız olmuştur. Yeni yıldan bir hafta önce Krasnodar Eyaleti Valisi Tkaçev, “Adige Cumhuriyeti Krasnodar’a katılsaydı iyi olurdu” dedi. Tkaçev bu sözü gelişigüzel, laf olsun diye söylemedi. Bunun bir arka planı ve alt yapısı var. Geçmiş yıllardan hepinizin iyi tanıdığı Rusya’nın meşhur faşisti Vladimir Jirinovski “Küçük halkların hepsini öldürelim. Bunlara cumhuriyet vermeye gerek yok” derdi. Bu ve benzeri ifadeler artık Rusya’nın resmi yöneticilerinin de dilinde. Onlar da artık, “Küçük cumhuriyetlere ne gerek var? Hepsini ortadan kaldıralım” diyorlar. Bu demeçler bizi ciddi bir şekilde endişelendiriyor.

Adigey’in Krasnodar Eyaleti’ne katılması şu anlama geliyor. Adigey Cumhuriyeti artık cumhuriyet olamayacak. Adigey diye bir yer kalmayacak. İş burada da bitmeyecek tabi ki. Emsal teşkil edecek. Diğer küçük cumhuriyetler de aynı yöntemle ortadan kaldırılmaya başlanacak.

Bütün bunları sizleri ümitsizliğe, karamsarlığa düşürmek için söylemiyorum. Sizler de anavatanınız üzerinde hak sahibisiniz. Kafkasya’da son dönemde olup bitenleri doğru bir şekilde bilesiniz diye anlatıyorum. Allah izin verirse bu baskıcı düzenin birgün mutlaka biteceğine inanıyorum. Bizler mutlaka mücadele etmeliyiz. Az önce bahsettiğim “Demokratik Platform”un amacı da budur. Ben de bu amaçla bu geziye çıktım.

Rusya aydınlarıyla birlikte baskı rejimine karşı demokratik bir mücadele vermek istiyoruz. Çalışmalarımızı tanıtmak ve destek bulmak için Türkiye’deki ziyaretlerimden sonra, Fransa’ya, Belçika’ya, Hollanda’ya ve İngiltere’ye gideceğim.

Söyleyeceklerim özetle bu kadar. Bundan sonra sohbetimize sizlerin soracağı sorulara bağlı olarak devam edelim.

Valeri Hatajuko, Birleşik Kafkasya Derneği üyelerinin sorularını ise şu şekilde cevaplandırdı:

 

“SAVAŞIN BİTMESİ İÇİN MASHADOV MUHATAP ALINMAK ZORUNDA”

 

 Soru: Kafkasya’nın en acil çözülmesi gereken problemi Rusya Çeçenistan savaşıdır. Problemin çözümü için ne öneriyorsunuz?

Valeri Hatajuko: Çeçenistan probleminin çözülmesi için ben her zaman muhataplarıma, temsil gücü olan bir liderle görüşülmesi gerektiğini ve bu kişinin de Çeçenistan’ın meşru cumhurbaşkanı Aslan Mashadov olduğunu belirtiyorum. Savaş durdurulacaksa ve Çeçenistan ile diyaloğa girilecekse görüşmelerin Aslan Mashadov ile derhal yapılması gerektiğini her yerde söylüyorum.

Soru: Çeçenistan direnişini birkaç farklı grupla yürüttüğü söyleniyor, yazılıyor. Bu gruplar nelerdir? Grupların Çeçenistan problemine bakış açısı nedir? Sizce kimin çözüm yolu sağlıklı ve mantıklıdır?

Valeri Hatajuko: Doğrudur. Gruplar var. Özgürlük ve bağımsızlığımız için savaşıyoruz diyen bir grup var. Dini hassasiyetlerini ön plana çıkaran gruplar var. Sadece intikam için savaşan küçük gruplar var. Ama sonuçta hepsi zorbalığa direniyorlar. Benim görüşüme göre Mashadov’u sevenler de sevmeyenler de Mashadov’dan farklı düşünenler de onun çevresindedirler. Hepsi Mashadov’u seçilmiş resmi cumhurbaşkanı olarak kabul eder. Çeçenistan’daki tüm gruplarda böyle bir mutabakat vardır.

Mashadov ve arkadaşlarıyla görüşmeler başlarsa, tüm gruplar duracaklardır. Durmayanlara Mashadov yönetimi müdahale edebilir. Çeçenlerin çok köklü gelenekleri var. İç problemler bu gelenekler kullanılarak ta çözülebilir. Ateşkes sağlansın, uluslararası gözlemcilerin garantörlüğünde görüşmeler başlasın, sonuca mutlaka varılacağına inanıyorum.

 

“ÇEÇENİSTAN SAVAŞININ GALİBİ OLMAZ”

 

 Soru: Sizce Rusya, 10 yıldır süren bu savaşı kazanabilir mi?

Valeri Hatajuko: Rusya bu savaşı hiçbir zaman kazanamayacak. Ama bu savaşı Çeçenler de kazanamayacak. Savaş böyle devam ettiği sürece Çeçenlerden geriye ne kalacak? Sadece Çeçenler değil, bu savaştan biz de çok etkileniyoruz. Hepimiz çok zarar görüyoruz. Müdahale edilmezse bu kirli savaş hiçbir zaman bitmez.

Savaşın içyapısı hakkında sizlere somut örnekler aktarmak istiyorum.

Rusya parlamentosu Duma’nın Beslan olayı ile ilgilenen bir komisyonu var. Bu komisyonun başkanı Torşin adında bir milletvekili. Putin’in ve Kremlinin güvenilir adamı. Torşin’in Rusya’nın önde gelen en itibarlı gazetelerinden Moskovsky Komsomoltsky’e verdiği demeç çok dikkat çekici, enteresan tespitler içermektedir. Mülakatı size özetlemek istiyorum.

Muhabir soruyor,” Çeçenistan savaş finansmanını nereden sağlıyor? Müslümanların özellikle El-Kaide’nin bu finansmanda yeri nedir?” diye.

Torşin cevap veriyor: “Müslümanlardan özellikle El-Kaide’den para yağıyor iddiası bir hikaye. Böyle bir şey yok. Soruşturmalarımızda böyle bir sonuca varamadık. Çeçenlerin savaş için harcadıkları para içinde Müslümanların gönderdiği yardım bütçelerinin % 10’unu geçmiyordur.”

Muhabir tekrar soruyor:”Peki bu para nereden geliyor?”

Torşin cevap veriyor: “Rusya bütçesinden geliyor.”

Muhabir, ” O nasıl oluyor deyince?” Torşin diyor ki: “Çeçenistan’daki yönetimimize, bakanlıklara gönderdiğimiz paralar Çeçenistan’a harcanmıyor. Yöneticilerin cebine gidiyor. Direnişçiler de gidip bu yetkilileri sıkıştırıyor, çalınan bu paraların bir kısmını kendilerine alıyorlar.”

 

“ÇEÇEN HALKI DİRENİŞÇELERİN ETRAFINDA KENETLENDİ”

 

Soru: “Rusya isterse savaşı bir günde bitirir” şeklinde bir iddia da var. Buna katılıyor musunuz?

Valeri Hatajuko: Hayır bu da ayrı bir masal. Rusya en özel birliklerini, paralı askerlerini gönderdi Çeçenistan’a. Bunlar hiç bir başarı gösteremedi Çeçen direnişçiler karşısında. Onların gücü sadece ihtiyarlara, kadın ve çocuklara yetiyor.

Basayev ve Mashadov’un yerini söylemeleri için 10-20 milyon dolarlık ödüller koydular. Ama kimse yerini söylemiyor. Halk direnişçilerin arkasında kenetlenmiş durumdadır. Halbuki savaştan önce durum pek de öyle değildi. Çeçenistan’ın içinde bulunduğu ekonomik sıkıntı hem Mashadov’u, hem de Basayev’i yıpratıyordu. Savaş öncesi reytingleri çok düşüktü. Savaş başladığında Ruslar çok acımasızca saldırdılar. Halka çok eziyet çektirdiler. Rusya ve Çeçen yönetimi arasında tercih yapmak durumunda kalan insanlar, tavırlarını direnişçilerden yana koydular. Halk yeniden Mashadov ve Basayev’in etrafında kenetlendi.

Rus istihbaratı ve özel güvenlik kuvvetleri hakkında değerlendirmeler yapan uzmanlar şunları söylüyorlar: “Rus istihbaratı ve özel güvenlik kuvvetleri ne adım atarsa direnişçiler hemen haberdar oluyorlar. Bu ne demektir. Çeçen halkı direnişçileri destekliyor.” Rus gizli servisleri “Çeçenlerden ajan bulmakta zorlanıyoruz” diye yakınıyorlar.

Halkın kararlılığını kırmak için çok acımasız yöntemler kullanılıyor. En son Mashadov’un savaşla hiç alakası olmayan yakın akrabaları, amcası, halası, damatları, 70-80 yaşındaki akrabaları göz altına alındılar. Onlardan hiçbir haber alınamadı.

 

“RUSYA’YA İÇ POLİTİKADA KULLANABİLECEĞİ BİR MALZEME LAZIMDI, ÇEÇENİSTANLA SAVAŞI SEÇTİ”

 

 Soru: Genel olarak, Türkiye’de Dudayev ile ilgili farklı ve hatta birbirine zıt iki portre çizilmekte. Bunlardan ilkine göre, halkını özgürlüğe taşıyan, ulusal bir kahraman görünümünde olan Dudayev, diğerinde halkını kırdıran bir maceracı olarak gösterilmekte. Biz sizi, savaş başlamadan önce Dudayev’le, en son görüşen kişilerden birisi olduğunuzu biliyoruz. Savaşı kim başlattı, nasıl başladı?

Valeri Hatajuko: Bu sorunun cevabını en iyi ve en doğru şekilde, -zamanı geldiğinde- tarih verecektir. Ancak şu kadarını söyleyebilirim ki, bu kanlı ve kirli savaşı başlatan Çeçenistan değildir. Çeçenistan’ın, Rusya’dan ayrıldığını ve bağımsız bir cumhuriyet olduğunu dünyaya ilan ettiği günlerde, Rusya’da da ekonomik koşullar kötüye gitmekteydi.

Rus hükümeti, hem diğer halkların Çeçenistan’ı örnek alarak bağımsızlıklarını ilan etmelerinden korktuğu, hem de kötüye giden ekonomik göstergelerin halkın dikkatlerinden kaçırılması için general Graçev’in “bir iki saatlik bir operasyon” dediği “kazanılabilecek küçük bir savaş” istemekteydi.

Kabinede savaş kararı alındığında, dönemin adalet bakanı ve güvenlik konseyi üyesi (aynı zamanda Kafkas kökenli ve bir dönem DÇB’nin de başkanlığını da yapmış olan) Kalmuk Yura, kendisine izin ve yetki verilmesi durumunda, Dudayev’le görüşerek ikna edebileceğini ve sorunu savaşsız aşabileceğini söyler.

Kendisine 24 saat süre verilen Yura, Moskova’dan beni aradı ve “Valeri, Dudayev’le görüşmek istiyorum” dedi ve kendisine bir randevu ayarlamamı istedi. “Ne zaman” diye sordum, “hemen bugün…” dedi. Güldüm… Ben Nalçik’te, Dudayev Grozni’de, Yura ise Moskova’da idi. Yandarbiyev’i arayarak, Dudayev’den bizim için bir randevu almasını istedim ve yarın sabah için, Grozni’nin yakınlarında bir yerde buluşmak için randevuyu aldım.

Yura ile belirtilen yere gittik. Önce Dudayev’le Yura yarım saat başbaşa görüştü. Sonra görüşmenin geri kalan kısmına beni de dahil ettiler. İçeri girdiğimde, Dudayev’in yüzü bembeyazdı. Gerçi Rusların kendisine saldırabileceğine pek ihtimal vermiyordu ama, Yura’yı dinledikten sonra savaşı da imkan ve ihtimal dışı görmüyordu artık.

Görüşmemizin sonunda Dudayev Rusya ile masaya oturmaya ikna olmuştu… Kremlin’e dönen Kalmuk Yura doğruca başbakan Viktor Çernomirdin’in yanına gider. Dudayev’in Rusya ile masaya oturma kararını iletir. Daha sonra Çernomirdin, Yura’ya, devlet tarafından savaş kararının verildiğini ve “Rusya’nın kazanacağı küçük bir savaş”ın kaçınılmaz olduğunu söyler. Kalmuk Yura da bu kirli ve kanlı savaşa seyirci kalamayacağını ve savaşa onay veren bir kabinede görev yapamayacağını söyleyerek başbakana istifa dilekçesini vererek görevden ayrılır…

Geçtiğimiz günlerde Kafkasya’da Kalmuk Yura’nın hayatı belgesel olarak çekildi. Kendisiyle ilgili anısı olanlarla görüşmeler yapıldı. Ben bu belgesel filmi seyrettim. Orada gördüm ki, bugün hayatta olan ve Rusya’nın Ukrayna Büyükelçisi olan, o zamanki Rusya Federasyonu Başbakanı Viktor Çernomirdin de bu olayı aynı bu şekilde aktarıyordu. Kısacası bütün bunlar da gösteriyor ki Dudayev halkının kırdırılmasına yol açacak bir savaşı hiçbir zaman istememişti…

 

“KAFKAS CUMHURİYETLERİNİN İDARECİLERİ SAVAŞTAN SİYASİ VE MADDİ MENFAAT SAĞLIYOR”

 

Soru: Çeçenistan’daki savaşın durdurulması için Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri neler yapmaktadırlar?

Valeri Hatajuko: Hiçbirşey. Resmi yerel yönetimler aksine savaşın devamından yanadırlar. Savaşa dur diyebilecek sivil toplum kuruluşları arıyorsanız onlar hiç yoklar. Bugün Kafkasya’da başını kaldırıp birşeyler söyleyebilecek ne bir sivil toplum örgütü ne de bir organizasyon var. Bunların hepsini devlet sindirdi ya da yok etti.

Rusya ile Çeçenistan arasındaki ilk savaş başlarken İnguşetya eski devlet başkanı Auşev dışında tüm Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri yerel yöneticileri “Çeçenistan’a gir. Güç kullan.” şeklinde deklarasyon hazırladılar ve imza attılar. Rusya ‘da bu deklarasyonu sebep göstererek Çeçenistan’a girdi. İkinci savaşta da Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri yerel yöneticileri aynı şekilde Rusya’yı desteklediklerini, Rusya’nın mutlaka Çeçenistan’a müdahale etmesi gerektiğini belirttiler. Yerel yöneticilerin böyle davranmasının kendilerince bir sebebi var. Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri Rusya’da ekonomik açıdan en fakir ve kötü bölgelerdir. İşsizlik, yolsuzluk, yozlaşma çok yüksek orandadır. Yerel yöneticiler, Çeçenistan savaşını örnek göstererek; “biz de işsizlik, yolsuzluk, yozlaşma var, ekonomimiz çok kötü ama savaş yok.” diyerek Kremline karşı statükolarını korumaya çalışıyorlar.

Gerek Çeçenistan’ın Moskova yanlısı hükümetine, gerekse çevre cumhuriyetlerin yerel yönetimlerine Rusya Federal bütçesinden aktarılan paraların büyük bir kısmı yöneticiler tarafından çalınıyor. Yıllardır böyle bir düzen var Kafkasya’da. Savaş dolayısıyla tüm yolsuzluklar göz ardı ediliyor. Yönetimlerin yakın çevresi kirli savaştan beslenen güçlerle oluştu. Bu yüzden Kuzey Kafkasya Yerel yönetimleri savaşın durmasını istemiyor.

Bugün Çeçenistan’da savaşın durması gerektiğini söyleyenler sadece Rusya aydınlarıdır. Rusya İnsan Halkları Derneği başta olmak üzere çeşitli sivil toplum örgütleri çevresindeki aydınlar savaşı durdurmak için ciddi oranda çaba sarf ediyorlar. Kafkasya’da ise böyle bir organizasyon yok. Daha doğrusu kalmadı. Hepsi yok edildi.

 

 “ADİGE KHASE VE DÇB BİRER DEVLET KURUMU; YÖNETİCİLERİ DE DEVLET MEMURUDUR”

 

 Soru: Sovyetler Birliği dağılırken 1989’dan sonra Kafkasya’da başta Adige Khaseler olmak üzere bir sürü sivil toplum örgütü kurulmuştu. Üst organizasyonlar vardı. Örneğin, Kafkas Halkları Konfederasyonu, Dünya Çerkes Birliği. Bunlara ne oldu?

Valeri Hatajuko: Adige Khaselerin, Kafkas Halkları Konfederasyonu ve Dünya Çerkes Birliği’nin ortalıkta görünmemesinin en büyük sebebi devletin bu organizasyonları ele geçirmesidir. Artık Kafkas Halkları Konfederasyonu yoktur. Adige Khase ve Dünya Çerkes Birliği ise şeklen devam etmektedir. Yöneticileri devlet memurlarıdır. Örneğin Dünya Çerkes Birliği’nin başkanı Kaberdey Balkar Cumhuriyeti Parlamento Başkanıdır. Dünya Çerkes Birliği’nin başkanı Zawurbi Nekhuşev, aynı zamanda Duma milletvekilidir.

Sivil toplum örgütlerinin başına bir devlet görevlisinin geçmesi büyük bir çelişkidir. Devletin yanlış uygulamalarına muhalefet etmek, sivil insanların hak ve hukukunu korumak için kurulan sivil toplum örgütlerinin başında bir devlet görevlisi olamaz. Olursa, buna sivil toplum örgütü denemez. Devletin resmi bir kurumu olur. Artık Adige Khaseler ve Dünya Çerkes Birliği’de böyledir.

 

“DÇB YÖNETİCİLERİ BU GÜN KONUŞMUYORSA HANGİ GÜN KONUŞACAK?”

 

 Soru: Çerkes cumhuriyetleriyle ilgili sıraladığınız olumsuz gelişmelere Dünya Çerkes Birliği’nin bir tepkisi olmadı mı?

Valeri Hatajuko: Ben hep somut olaylardan bahsediyorum. Anadilimizde yayınlanan kitap sayısı yarıdan aşağıya indi. Radyo TV’lerde Adigece yayınlar en alt düzeye indirildi. Okullarda Adigece dersleri ise iyice azaltıldı. Moskova, Abhazya’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde benim istediğim aday seçilmedi diye Abhazya’yı boğmaya kalktı. Abhazya’ya istediği kararı zorla aldırdı. Tüm bu olumsuz gelişmelere Dünya Çerkes Birliği ne bir kelime söyledi, ne bir yazı yazdı, ne de bir açıklamada bulundu. Halkının geleceğini risk altına sokan bunca gelişmeye, Dünya Çerkes Birliği hiçbir tepki vermedi.

Soru: Krasnodar Eyaleti Valisi Tkaçev’in “Adige Cumhuriyeti Krasnodar’a katılsaydı iyi olurdu” sözlerine Adige Cumhuriyeti’nden hiç tepki yok mu?

Valeri Hatajuko: Resmi yönetimden yok. Adigey cumhurbaşkanı ve diğer yerel yöneticilerden hiçbir tepki gelmedi. Sadece bireysel olarak Maykop Müzesi müdürü Abrec Almir ve bir iki genç tepki gösterdiler.

Soru: Dünya Çerkes Birliği’nin Nalçik’teki 2000 kongresinde sizler tasfiye edildiniz. Bu süreci bize özetleyebilir misiniz?

 

“DÇB’Yİ DEVLETE TESLİM ETMEMİZ KARŞILIĞINDA SİYASİ İKBAL VAAD ETTİLER, REDDETTİM”

 

Valeri Hatajuko: Son Nalçik kongresi öncesi Koko Valeri’nin ekibi beni görüşmeye çağırdı. Görüşmede bana, “Koko Valeri’yi Dünya Çerkes Birliği’nin başkanı, seni de 1. başkan yardımcısı yapacağız” dediler ve ilave ettiler; “Ayrıca seni hükümete de alacağız. Ya başbakan yardımcısı, ya da bakan olacaksın. Gelin güçlerimizi birleştirelim.” O günlerde Koko Valeri ve ekibi Putin’den çok korkuyorlardı. Kendilerine destek olacak, arka çıkacak güç arıyorlardı. Ben isteklerinin hiç birini kabul etmedim. Bu grupla çatışmamızda burada başladı. Ben onlara, “sizinle kesinlikle birleşemeyiz ama belirli prensipler içerisinde beraberce çalışabiliriz” ayrıca, “Koko Valeri’ninDünya Çerkes Birliği’ne girmesine ne gerek var? Zaten Cumhurbaşkanı. O Cumhurbaşkanlığına devam etsin” dedim.

Sonra Koko Valeri’nin yanına gittim. Adamlarıyla yaptığım görüşmeyi anlattım. Ve ona, “Sen Dünya Çerkes Birliği’ne başkan olamazsın. Dünya Çerkes Birliği sivil bir kuruluştur. DÇB devlet ile halk arasındaki sorunları ele alacak. DÇB doğası itibariyle yönetime muhalif olması gerekir. Yarın DÇB böyle bir tavır alırsa senin durumun ne olacak? Sen nasıl tavır koyacaksın? Sen devlet adına DÇB’yi ele geçirmek istiyorsun. Ben buna kesinlikle karşıyım” dedim ve böyle ayrıldım yanından. DÇB kongresi öncesi biz Adige Khase’de de kongre yapmamız gerekiyordu. Toplantıda DÇB delegelerini de seçecektik. Koko Valeri’nin ekibi kongremizi engellemeye çalıştılar. Çok tartışmalar oldu. Ama başarılı olamadılar. Sonuçta kongremizi yaptık. 4 delegemizi de seçtik. 

          “KURUMLARIMIZI YASADIŞI YOLLARDAN, ŞANTAJLA, CEBİRLE GASP ETTİLER” 

          Bundan sonra olanlar tarihte görülmemiştir herhalde. Koko Valeri’nin ekibi yeni bir inisiyatif grubu oluşturdu. Adige Khase ile ilgisi olmayan kişileri toplayarak kendi kendilerince düzmece bir kongre yaptılar. O kongrede ilginç kararlar aldılar. Khase, politik bir organizasyon olmayacak. Politika ile uğraşmayacak. Çeçenistan ile ilgili, ekonomi ile ilgili, muhalefet ile ilgili programlar hazırlamayacak. Khase bunlarla uğraşmayacak, sadece kültürel çalışmalarda bulunacak. Düzmece toplantı sonucu kendi delegelerini de seçtiler.Biz bu duruma önceleri çok güldük. Böyle saçma sapan bir şey olur mu? diye. Yapılanlara komedi diyorduk. Düzmece kongreyi mahkemeye verdik. Kabardey Balkar’daki mahkemeyi kaybettik. Sonucu fazla umursamadık. Moskova’daki Yüksek Mahkeme’den umudumuz vardı. Koko Valeri oraya da çok baskı yaptı. Şöyle demiş Moskova’da; “Eğer Valeri Hatajuko ve ekibine çalışma fırsatı verirseniz, size Çeçenistan’ı unuttururlar. Kabardey-Balkar’ı Çeçenistan’dan beter yapacaklar.” Bunların hepsi büyük bir yalandı ama etkili oldu. Moskova, Nalçik kararını onayladı. Bu anlattıklarım Rusya gazetelerinde de yayınlandı. Biz yılmadık. Her şeye rağmen yapılan bu kanunsuzluğu ve dalavereyi DÇB kongresinde düzeltebiliriz diye umutluyduk. Kongrenin bizi destekleyeceğini umuyorduk.

“KAF-DER UZUNYAYLA FESTİVALİ’NDE BİZE DESTEK VAAD ETTİ, AMA KONGRE GÜNÜ OYLAMADA SATTI”

 

Destek aramaya çıktık. Kongre öncesi Adige ve Abhaz delegeleriyle görüştük. Nola Zavur ile birlikte Türkiye’ye “Uzunyayla Festivali”ne geldik. Burada Kaf-Der başkanı Muhiddin Ünal ile görüştük. Muhiddin Ünal bize “Biz de sizinle beraberiz, sizi destekleyeceğiz” dedi. Sonuçta görüştüğümüz herkesten destek sözü aldık. Bu sözlerden sonra kongreden rahatça çıkacağımıza inanıyorduk.

Nalçik Kongresi çok hareketli başladı. Koko Valeri ile yine tartıştık. Koko Valeri, “Duracaksanız doğru dürüst durun burada. Dünyanın kaç bucak olduğunu gösteririm ben size” diye bizi tehdit etti. Bizi salondan kovmaya kalktı. Ben de ona, “burası babanın çiftliği mi? Sen geldin buraları karıştırdın” dedim. Koko Valeri iyice sinirlendi, çıktı gitti. Sonra hepimizi dışarı çıkardılar. Bizim grubumuzdan sadece bir kişi kalmıştı içeride. Sonra gizli oturuma geçtiler. Hakkımızda oylama yapıldı. Bizi sadece Ruslan Harabova destekledi. Ne Kaf-Der heyeti, ne de diğerleri bizim hakkımızda bir tek kelime etmediler. Hepsi aleyhimize oy verdi.

Şimdi düşündüğümüzde sonucun böyle olduğuna seviniyoruz. Böylesi daha iyi oldu. Bir arada yapabileceğimiz hiç bir şey yoktu ki. DÇB kongrelerine gelenlerin çoğunluğunu, örneğin; Muhiddin Ünal ve arkadaşlarını ben normal turistler olarak görüyorum. Gezecekler, tozacaklar, yiyip içecekler. Onlarla hiçbir zaman fikir birliğimiz olmadı zaten. Bugünkü yaklaşımlarıyla olamaz da.

 

“BU KİRLİ SAVAŞ SÜRDÜĞÜ MÜDDETÇE, ÇILGIN EYLEMLER DE OLABİLİR”

 

Soru: Beslan olayı ile ilgili gittiğiniz her yerde soru ile karşılaşacaksınız. Çünkü hepimiz, tüm dünya kamuoyu bundan çok etkilendik. Bence bu olay Çeçenistan’ın haklı mücadelesine büyük zarar vermiştir. Çeçenler davalarında ne kadar haklı olurlarsa olsunlar bu olay çok çirkin bir olay. Sorum şu : Beslan olayının Putin’in Türkiye’ye gelmesi ile bir ilgisi var mı? Yeni provakatif eylemler olabilir mi? Düşünceleriniz nelerdir?

Valeri Hatajuko: “Beslan olayı Çeçenistan’ın direnişine zarar verdi” tespitinize ben de katılıyorum. Bu olay sonucunda en büyük darbeyi Çeçen direnişi aldı. Kirli savaş devam ettiği sürece yeni provokasyonlar olabilir. Provakatif eylemler için ortam çok uygun maalesef. Mashadov ve Zakayev, çok açık ve net bir şekilde “bu terör eylemini ve tüm terörist eylemleri kınıyoruz” dediler. Ama Rusya’da hala bazı kişiler “Mashadov ve Zakayev teröristleri organize ediyor, destekliyorlar, esasında onlar danışıklı dövüş yapıyor” diye art niyetli düşünmektedirler. Korkarım ki bu kirli savaş devam ettiği sürece özellikle gençler zapt edilmez hale gelecektir. Bir süre sonra Mashadov’u bile dinlemeyecekler.

Bir televizyon kanalında da sormuşlardı benzer soruyu. Beslan olayının Putin’in Türkiye’ye gelmesi ile ilgisi yok bence. Rusya’da okullar 1 Eylül’de açılır. Bu tarih haftanın hangi gününe gelirse gelsin fark etmez. Çarşamba günü bile okullar açılabilir. Eylemciler baskın tarihini buna göre ayarlamışlar.

 

“BESLAN KATLİAMINDA DEVLET YÖNETİCİLERİ DE EN AZ EYLEMCİLER KADAR SORUMLU”

 

Soru: CNN-Türk’deki programınızı izledim fakat biraz kısa geçti. Beslan olayı ile ilgili gözlemlerinizi bir daha alabilir miyiz?

Valeri Hatajuko: Beslan eylemi ile ilgili bir çok konuşmalar yapıldı. Komplo teorileri üretildi. Ben bunları tekrarlamak istemiyorum. Beslan’daki somut gözlemlerimi sizlere aktarmak istiyorum.

Okulu basanlar, öğlen vaktinde, silahlar ellerinde, çok sayıdaki kontrol noktasını serbestçe geçerek nasıl okula girdiler? Kafkasya’ya gidip gelenler bilirler. Son yıllarda her tarafta aşırı güvenlik tedbirleri vardır. Polis veya asker görmeden 10 metre gidemezsiniz? Bu kişiler dağdan inmediler, ormandan geçmediler. Normal yoldan geldiler. Nasıl geldiler? Bunun cevabı olarak para ve rüşvet gösteriliyor. Durum böyle ise, Rusya ve Kafkasya’da güvenlik sisteminin ne kadar yozlaştığı ortaya çıkıyor. İkinci ihtimal göz yumma, ki bu da ayrı bir vahim durumdur.

İnguşetya eski devlet başkanı Ruslan Auşev, olay başlayınca hemen bölgeye gitti. Kendini tanıtarak okula girdi. Eylemcilerle konuştu. Ne istediklerini sordu. Onlar da yazılı olarak verdiler. Auşev, okuldan ayrılırken 20 kişiyi de beraberinde çıkardı. Auşev ile yapılan anlaşmaya göre içeri birilerinin girip konuşması gerekiyordu. Bu yapılmadı. Eylemciler isteklerinde hiçbir gelişme görmeyince rehinelerin çocuk olmayanlarından beş kişiyi öldürdüler. Gerek Osetya yönetimi, gerekse Moskova, olayı barışcı yöntemlerle çözmek için hiç birşey yapmadı. İşin daha da kötüsü, okulun çevresinde güvenlik kordonu oluşturulmadığından, içeride çocuğu olan aileler çok duygusal davrandılar. Okula silahlarla girmek istediler, sağa sola ateş açtılar. Bu durumu daha da vahimleştirdi. İçeridekiler de karşılık verdiler. Bu arada güvenlik güçleri de okulun bir duvarını yıkarak içeri girdi ve ateş açtı. Güç kullanarak operasyon yapılması çok yanlış bir yöntemdi. Katliama sebep olacağı bilinerek nasıl böyle bir yöntem seçildi?

Ayrıca ilginç bir konu daha var. Eylemcilerin büyük bir çoğunluğu hapiste olması gereken kişilerdi. Bazıları hapisten 8-10 gün önce çıkmıştı. Onların af yasasından yararlanarak çıktıkları söylendi. Ama onlar af kapsamında olmayan kişilerdi.

Mashadov, Auşev ile görüşerek, “Bana garanti vermeseler de, ben geleyim. Konuşayım. Çocukları kurtaralım. Yardımcı olayım” dedi. Yönetim bunu ret etti.

Daha önce bahsettiğim Duma’daki Beslan Komisyonu da olayı çözmek için hiç bir şey yapmadı. Soruşturma için kurulmuş olan komisyon, hiçbir adım atmadı. Kurulduğunda “herşeyde şeffaf olacağız, olayı aydınlatacağız” diyorlardı.

Son olarak bu konuda genel şeyler söylemek istiyorum. Bu tür terörist eylemler “din fanatizminden dolayı yapılıyor” deniyor. Bu doğru değil. Bunun nedeni bölge halkının içinde bulunduğu vahim sosyo-psikolojik ortam. Savaş Çeçenistan’da çok büyük bir yıkıma sebep oldu. İnsanlar özellikle gençler büyük bir bunalım içindeler. 17-25 yaş arasındaki gençler 10 yıldır hiçbir eğitim görmediler. Kültür almadılar. Hepsi bu kirli savaşın içinde büyüdü. Çoğunun ailesi savaşta yok oldu. Aileler parçalandı. Bir çok genç kendisini bu dünyada yapayalnız görüyor. Hepsi intikam hırsıyla yaşıyor. Beslan olayının altyapısında da, Kafkasya ve Rusya’daki diğer eylemlerde de bu psikolojik refleksler var.

Soru: Rusya’nın Beslan eylemini çözme yöntemi, hem dünya kamuoyunda hem de Türkiye kamuoyunda “bir Rus beceriksizliği” olarak görüldü. Hiçbir modern devlet, insan haklarını referans kabul eden hiçbir yönetim böyle kaba ve vahşi bir yöntemle sonuca gitmez. Daha önce örneklerini gördük. Eylemciler ve rehineler aylarca kuşatma altında tutuldu. Ama içeriye girilmedi masum insanlara zarar vermemek için. Sizin bu konudaki düşüncelerinizi almak istiyorum.

Valeri Hatajuko: Ben de size aynen katılıyorum. Eyleme verilen karşılık eylem kadar çok çirkin ve kabul edilemez bir durumdur.

Soru: Beslan olayı benzeri terörist eylemlerin yeniden olmaması için neler yapılabilir?

Valeri Hatajuko: Savaşın durması şart. Kirli savaş bu ortamı besliyor. Rusya ve Çeçenistan hiçbir şart öne sürmeden, önce ateşkes imzalamalı. Çeçenistan’da kontrolsüz kişiler çoğalıyor. Bunları durdurabilecek tek kişi de Aslan Mashadov’dur. Çeçen toplumunun şiddet ve baskıdan uzak bir ortama ihtiyacı var. Bu sağlanabilirse eylemlerde biter.

 

“ABD GÜNEY KAFKASYA’YA YERLEŞTİ AMA KUZEY KAFKASYA’YA HALA ÇOK UZAK”

 

Soru: Son yıllardaki uluslararası gelişmelerden sonra dünyada yeni dengeler oluşuyor. Rusya ve Amerika’nın ilişkilerindeki değişim Kafkasya’yı ve biz Çerkesleri nasıl etkileyecek?

 Valeri Hatajuko: Rusya nükleer bir güç. Çoğu paslanmıştır ama hala epeyce atom bombası var. Amerika Rusya’yı istediği şekle sokamayacağını biliyor. Bu yüzden kontrollü, çok yönlü ve birbiriyle çelişkili yöntemlerle ilişkilerini sürdürüyor. Amerika Güney Kafkasya’ya yerleşti ama Kuzey Kafkasya’ya çok uzaktan bakıyor. Kuzey Kafkasya Rusya’nın tam kontrolünde. Ama ileride ne olur bilemem.

Soru

Samsun BKD Arşivi Samsun BKD Seyir defteri 2003 - 2005 Çalışma Dönemi 14 OCAK 2005: Hatajuko Valeri Derneğimizi Ziyaret Etti.